ABD ve EB-5

5 Kasım 2019

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) bir taraftan göçmen girmesin diye Meksika sınırına duvar örerken, bazı Müslüman ülke vatandaşlarının ABD’ye seyahat etmelerini bile yasaklarken, bir taraftan da bazı ülke vatandaşlarına ülkesinde 500.000 ABD Doları yatırım yapmaları şartıyla önce oturma izni (Green Card), sonrasında da vatandaşlık veriyor.

500.000 ABD Doları yatırım karşılığı oturma izni verilen ülke vatandaşları arasında Türk vatandaşları da var. Bu programa “EB-5” adı veriliyor.

ABD Green Card sahipleri, seçme-seçilme hakkı hariç, ABD vatandaşlarının sahip olduğu her türlü hakka sahipler. Sosyal sigortaları oluyor ve isterlerse ABD’de çalışabiliyor veya iş kurabiliyorlar.

ABD’den önce Green Card, sonra da vatandaşlık almak isteyenler, 500.000 dolarlarını isterlerse ABD hükümetinin bir hesabında(Escrow Account) 5 yıl tutup paralarına faiz alabilirler, isterlerse de paraları ile EB-5 sisteminin yapılmasını garanti ettiği bir gayrimenkule yatırım yapabilirler. Gayrimenkul sahibi olmak isteyenler, bu garantili yatırımlarına başlarken, henüz inşaatı tamamlanmamış bir gayrimenkul alırlarsa, % 20 civarında iskonto alabiliyorlar.

900.000 dolar oluyor

Şimdi 500.000 dolar yatırarak sisteme dahil olmak mümkün iken, ABD hükümeti, 23 Kasım 2019 tarihinden itibaren yatırılması gereken para miktarını 900.000 dolara çıkarıyor. Tabii ki bu yükseliş yalnız bizim için değil, programa dahil tüm ülkeler için geçerli olacak.

ABD hükümetinin böyle bir sistemi devreye sokmuş olmasının nedeni, ülkesinde istihdamı artırma isteği. Ancak, yatırılacak paranın menşei, kara para olup olmadığı araştırılıyor. Kabul edilen kişilere öncelikle ABD konsolosluklarından EB-5 vizesi veriliyor.

EB-5 sisteminden faydalanarak, EB-5’e dahil gayrimenkullerden konut almak isteyenlerin ödemeleri, EB-5 Escrow Bankası tarafından, inşaat sahibine hemen değil, inşaat tamamlandıkça ödeniyor. Paranın en az üçte biri anahtar teslim edilmeden ödenmiyor. Yani, yatırımın teslimi garanti altında tutuluyor. Arada ABD devleti olduğu için, tüm inşaatlar genellikle zamanında tamamlanıyor.

Yazının devamı...

GAMMAZCILIK

4 Kasım 2019

Gammazcılık, ABD’de iyi kazandıran bir meslek haline gelmiş durumda. Bir çok insan yakınlarını, komşularını, iş arkadaşlarını, çalıştıkları şirketleri, şikayet ederek para kazanıyor.  

Yakınlarını otoritelere gammazlayarak çok para kazananlar oldu. Çünkü, yapılan şikayet haklı görülürse, vergi dairesi tahsil ettiğinin bir kısmını, gammazcıya veriyor. ABD’deki finansal kriz sırasında, çalıştığı şirketi gammazlayıp; bu yolla, 150 milyon dolar kazanmış olan kişi var. Şimdi de kitap yazıp, nasıl gammazladığını anlatarak para kazanıyor.

ABD’de “gammazcı”lara, “whistleblower” deniliyor. “Gammaz olmasa tilki pazarda gezer” atasözüne atıf yaparak, yerli - yersiz iddialarla herkes birbirini otoritelere şikayet ediyor. Her resmi kurumda, gammazcıların şikayetlerini inceleyen bölümler var.

Trump’ın başı dertte

ABD Başkanı Trump’ın da bir “whistleblower” ile başı dertte. Adam, Başkan’ın Ukrayna Cumhurbaşkanı ile olan bir telefon konuşmasını dinlemiş; konuşmada muhalif parti başkan adaylarından Joe Biden’ın oğlunun yargı önüne çıkarılması isteniyormuş.

Konu, Kongre’nin Trump’ın “görevden alınması” kararı almasına kadar gitti. Demokratların çoğunlukta olduğu Kongre’de karar kabul edilmiş olsa da, Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato’da reddedilecek ve “görevden alınma” söz konusu olmayacak.

Trump haklı olarak, konuyu “ABD tarihindeki en büyük cadı avı” olarak niteledi. Bir “whistleblower”, kamuoyunu bu denli meşgul edebiliyor.

Konu geniş

Yazının devamı...

Önce Amerika

22 Ekim 2019

Benjamin Netanyahu 31 Mart 2009’dan beri Başbakan olarak İsrail’i yönetiyor. Özellikle yayılmacılık ve ülkesinin sınırlarını genişletme konusunda başarılı oldu. Aşırı siyonist partiyle iş birliği yapıyor. Bu nedenle, gerek dışarıda ve gerekse içeride eleştirilere hedef oluyor.

ABD Başkanı Donald Trump, şimdiye kadar Netanyahu’yu ve İsrail’i destekledi. Bu konuda, aslen Yahudi olan damadının da rolü oldu. İsrail’in başkenti olarak Jerusalem’i (Kudüs) kabul etti ve İsrail’in yayılmacı politikalarını destekledi.

Uluslararası toplum ve Türkiye, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmezken, ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdı. Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi oldu ve burada Peygamberimiz, Mescid-i Aksa Camii’nin altında bulunan dağda Miraç’a erdi. Öte yandan, İsa’nın çarmıha gerildiği yer de Kudüs’te bulunuyor. İsrail Kralı Davud, Kudüs’ü Yahudilerin başşehri olarak ilan etmişti.

Kudüs, şimdiye kadar, yüzyıllardan beri dörde bölünmüş bir şehir olarak idare edildi. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler ve Ermeniler bir arada ama kendi bölgelerinde yaşadılar, yaşıyorlardı. ABD’nin ve Trump’ın bu davranışı, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Trump’ı göklere çıkarmasına ve “İsrail’i en çok destekleyen ABD Başkanı” ilan etmesine neden oldu.

Haklılığımızı gördü

Oysa Trump, kendi ülkesinden başka kimseyi desteklemedi. Ondan para istenmediği sürece, İsrail taraftarı oldu. Trump, milyarlarca dolar harcayıp, YPG/PKK gruplarının neden desteklendiğini anlamamıştı. Zaten, bu iş de anlaşılır gibi değildi. Sonunda, “Biz kimsenin polisi değiliz. Kürtlere silah sağladık. Becerebilirlerse, bağımsızlıklarını kendileri alsınlar” dedi ve ABD askerlerini bölgeden çekmeye başladı. Kararı üzerine, yazılı ve görsel ABD medyası ayağa kalktı. Doğrusu, Trump çok sağlam ve dik durdu. Üstelik, kendisinin görevden alınma olasılığı devam ederken...

Peki İsrail?

İsrail, ABD sayesinde, Kudüs’ü başkent ilan edebilmişti. Şimdi de ABD’yi kullanarak ve ona para harcatarak, Irak’ta bir “Kürt Devleti” oluşturma hayalini gerçekleştirmek istiyordu. Kurulacak bu devlet bir süre sonra İsrail hakimiyetine girecekti. En azından, bu bölgede güçlü devletler olması istenmiyordu. İsrail ve Yahudiler Kuzey Irak’ı ve Güneydoğu Türkiye’yi kendilerine “Vadedilmiş Topraklar” olarak görüyorlardı.

Yazının devamı...