Bazen insan çok sevdiği, kendini bulduğu, hatta keşfettiği yerleri pek de anlatmak, paylaşmak istemiyor.

Bu durumu kıskançlık olarak tanımlamamak lazım. Sadece tekrar gittiğinde aynı yere, her şeyi yerli yerinde bulma isteği ve oranın kıymetini bilmeyecek insanlar tarafından öğrenilip bozulmasına karşı bir önlem olarak algılanmalı.

Ama yine de dayanamayıp Selimiye’den bahsetmeden duramadım.

Orda bir köy var uzakta.

Hiç şüpheniz olmasın orası bir köy.

Buraya kadar her şey normal.

Aslında anlatmaya yolculuğun başından başlamak daha doğru olacak.

Biraz tatil anlayışımızdan ve tatil ihtiyacımızdan…

Koşuşturmacadan, hayatın kentte ıskalanmasından ve bir yıl boyunca işte tam da bu günler için çalışıp dinlenme hayali kurduğumuzdan…

Köyden kente göçün, ters bir hareketle nasıl kentten köye göçe dönüştüğünden ya da bu isteğin kent insanı için nasıl yoğun olarak yaşandığından da bahsetmek gerekebilir aslında.

Duymuşsunuzdur, bu planları.

Hep bir istek vardır, Ege ya da Güney kasabalarına gidilecek, ufak bir mekan açılacak, huzurla yaşanılacak.

Aslında tam da öyle oluyor mu emin değilim, ruha bir şekilde ticari kaygı girdiğinde köyün asıl sahiplerinin yaşadığı hayat aynen yaşanılabiliyor mu sormak lazım.

Yoksa ruha girmiş olan hız, ilişki şekli, bakış açısı, yaşam standardı bu küçük kasabaya rağmen sürdürülüyor mu?

Biz tatilciler için ise yeni mekanı keşfetmek, kentten gelip yerleşenin sunduklarıyla kurduğumuz bağla mı sınırlı kalıyor?

Öyle olmasın diye bu yazıyı yazıyorum..

Balığı nerede yiyeceksiniz? Nerede kalacaksınız? Nerede tatlı yiyeceksiniz? Nereden tekne turuna gideceksiniz hepsi zaten gitmeden önce küçük bir Internet araştırmasıyla kolayca bulunabilir.

Ben daha çok köyün ritmiyle ilgileniyorum. Haziran’da gitmiş olmamızın etkisi de elbette var.

Ama köy halkı ve mekan sahipleri en güzel zamanda burada olduğumuz konusunda hem fikirler.

Marmaris’e yaklaşık 1 saat uzakta olan Selimiye, başıyla sonu arasında yürümenin 20 dakika sürdüğü ufak bir  yer.

Dağın eteğinde, denizin kenarında yer alan köy birbirinden uzak yapılanmış köy evleri ve bahçelerinde elbette inekleri, keçileri, tavuklarıyla pek bir sakin.

Balıkçılık en önemli geçim kaynağı.

Deniz kenarına indiğinizde ise biraz çehre değişiyor, sıra sıra yerleşmiş pansiyon ve restoranlarla köy turizme de açılmış.

Pansiyonların deniz kıyısında yer alması inanılmaz bir rahatlık. Kaldığınız yerde iki adım ilerleyip yemek yiyorsunuz, iki adım sonra da denize giriyorsunuz.

Deniz akvaryum gibi ve açılabildiğiniz kadar açılın derim.

Açıldıkça köyü daha net görüyorsunuz.

Dağın eteğinde yer alan Selimiye’nin 10 km ilerisinde Bozburun yer alıyor. Mutlaka gidilmeli derim.

Oraya kadar gitmişken Bozburun’da denize girmeden, Kızkumu’nda denizde yürümeden,

Turgut Şelalesi’ne görmeden olmaz.

Bir de antik bir bölge olan Karyalılar‘ı da unutmamak lazım.

Aman dikkat Selimiye’ye hızınızı getirmeyin.

Zira köyün ritmi oldukça sakin.

Adı üstünde orası köy.

Uzun uzadıya bir tatiliniz yoksa bile bir iki günlüğüne köye kaçmak size uzunca bir tatil yapmış hissi verecektir. İlk geldiğinizde adapte olmakta zorlanabilirsiniz.

Hatta benim gibi birkaç sefer üst üste saatinize bakıp zamanın durduğunu düşünebilirsiniz.

 

www.twitter.com/hulyoalkan