Zaman her şeyin ilacı denir. Evet, yaşanan olaylar sıcağı sıcağına canımızı çok yakar, üzerinden zaman geçtikçe küllenir ve soğur. Biraz beklemek, durmak, düşünmek, araya mesafe koyup tekrar sakin kafa ile değerlendirmek iyidir. Peki zaman ilaç oluyor mu gerçekten? Acılarımızı dindiriyor, ilişkimizi de eski kıvamına getiriyor mu?

Zaman ilaç olur elbette ancak ilişkiye değil, incinen kişinin kendisine ilaç olur. Hayatta bunlar da varmış demeyi öğrenir, kazıklanmayı görür, belki aldatılmayı tadar. Zamanla daha umursamaz olur, hayal kırıklığına alışır, yaralar soğur ama unutulmaz. O eski saflık, masumiyet, samimiyetten eser kalmaz. Devamında da inceldiği yerden kopar. Örnek çift olarak gördüğümüz, ayrılmalarına hiç ihtimal vermediğimiz yanı başımızdakilerin boşandığına şahit oluruz. Ortada çok mühim bir konu da yoktur üstelik. Tamam der bir taraf; bitti, artık tahammülüm kalmadı. Peki nerede yanlış yapıyoruz? Onca yıllık emeğin çöpe atılmasına sebep olan ne?

Bir taraf hep diğerinin üzerine yıkılırsa, zaman içerisinde karşısındakini de çökertir. Ama o beni seviyor, bana aşık, benden vazgeçemez deyip yaptığınız hataların üzerine yatarsanız olmaz. Küçük ya da büyük fark etmez, eşinizi kırdığınızı fark ettiğiniz anda durun, düşünün, kendinizi sorgulayın. Hatalı davrandığınızı biliyorsanız bu hatanın yüzünüze çarpılmasını beklemeden kendiniz durumunuzu açıklayın, özür dileyin. İşte o zaman affetmek de affedilmek de daha kolay olur. Eşinizin iyi niyetini suistimal etmeyin. Sizi seven birine aptal muamelesi yapmayın. Çoğu zaman görmek istemediği için görmemeyi tercih ettiğini bilin. Bilin ki görmek istediği noktada zaten terk edileceksiniz.

“Peki, tamam, sen haklısın” demek, üzerine bir de surat yapmak aynı şey değil. Ağzınızdan şu iki kelime muhakkak çıkmalı: “Özür dilerim.” Özür dilemek bu işin birinci aşaması. Acıtan, inciten, üzen kişi hata yaptığını kabul etmeli ki tekrarlanmayacağına dair güven oluşsun. Mutlaka kendini açıklamalı, ben düşünemedim, yanlış bir iş yaptım demeli, samimi, kalpten bir özür dilemeli.

Peki genellikle ihmal edilen ikinci aşama nedir? Cevap basit: Telafi. Yaptığımız hataları telafi etmeyi bilmiyoruz. Her insan hata yapar, herkes şeytana uyabilir. Evlilik; hayatı iyisi ile kötüsü ile beraber deneyimlemek, dar boğazlardan beraber çıkmaktır. Kişi düşüncesiz davranmayı bildiği gibi ekstra düşünceli davranmayı da bilip telafi etmeli. Tamam, olan oldu, zaman geçti, beni affetti deyip üzerine yatmayın, üzülürsünüz. Eksiye düşürdüğünüz bir durumu üzerine ekstra bir emek koymadan artıya çekemezsiniz. Konu ister büyük (yalan, aldatma) ister küçük (geç kalma, haber vermeme, özel günleri unutma) olsun, telafi şart. Daha geçen ay yalandan ötürü büyük bir kavga edip, bu hafta doğum gününü kutlarken her seneki sallapati tavrı takınmanız olmaz. Benim için o mesajlaşmaların hiçbir önemi yoktu, ben sana aşığım deyip, özür dileyip, eve eli boş, çiçeksiz/hediyesiz gitmek olmaz. Ben bu sene yıl dönümümüzü unutmuşum deyip devamında başka bir gün romantik bir akşam yemeğine çıkarmamak olmaz. Unutmak başka, unuttuğunu bilip umursamamak bambaşka.

Özür dilemek başlangıçtır, telafi etmek çözümdür.

Sevgiyle kalın,

Sibel ŞENGÜL