Geri Dön

'Yaşadığımız hayatın ne kadarı mecburiyetten?'

Ingmar Bergman’ın “Bir Evlilikten Manzaralar”ı Versus Tiyatro tarafından sahneye taşınıyor. Hazırlıkları online olarak devam eden oyunu ortak yapımcısı ve oyuncusu Ece Dizdar’dan dinledik.

'Yaşadığımız hayatın ne kadarı mecburiyetten?'
ECE SARUHAN / ecesaruhan@yahoo.com

 

Versus Tiyatro, Ingmar Bergman imzalı 1973 yapımı “Bir Evlilikten Manzaralar” (Scener Ur Ett Äktenskap) adlı filmi “Evlilikten Sahneler” adıyla tiyatro sahnesine taşımaya hazırlanıyor. Marianne-Johan çiftinin evliliklerinden hareketle bireyin, ilişkinin ve ailenin özgürleşmesine, kendimizi keşfe ve halının altına süpürdüklerimizle yüzleşmeye dair çok şey söyleyen dört kişilik oyunun yönetmeni Kayhan Berkin. Şu ana dek netleşen üç oyuncusuysa Ece Dizdar, Öner Erkan ve Pınar Göktaş. Hazırlıkları koronavirüs sebebiyle online olarak süren oyunun ortak yapımcısı ve Marianne’i Ece Dizdar’la konuştuk.

Yaşadığımız hayatın ne kadarı mecburiyetten

- Oyunun ekibinden ve bir araya gelme sürecinizden konuşarak başlayalım...

Kayhan’la (Berkin) birlikte bir oyun yapmak istiyorduk. Kendisiyle benzer ekollerden geliyoruz, benzer eğitimlerden geçmiş iki oyuncuyuz ve bir dil birliğimiz var. Birkaç beyin fırtınası sonrasında aklına bu filmi uyarlayıp sahneye taşımak geldi, çok heyecanlandık. Fikir biraz şekillenince benim Marianne karakterini canlandıracağım oyunda Johan’ımızın Öner (Erkan) olmasını çok istedik. O da bizim kadar heyecanlandı ve bize dahil oldu. Ardından da çok beğendiğim oyuncu arkadaşım Pınar Göktaş’ı ekibe dahil ettik.

- Bu oyunla tiyatroda ilk kez yapımcı olarak da yer alıyorsunuz. Bu süreç nasıl işledi?

Yapım ortağı olma nedenimse Kayhan (Berkin) ve Versus Tiyatro’yla kurduğumuz dil birliğini ortak üretime çevirebilmekti. Şu anda online olarak dördümüzün de eşit söz hakkına sahip olduğu bir uyarlama süreci yaşıyoruz. Tabii yönetmenimiz Kayhan (Berkin) ve süreç onun yönetiminde. Hedefimiz mayısta prova yapıp yaz için dağılmak, ağustosta tekrar bir araya gelip eylülde prömiyer yapmaktı ama şimdi herkes için sağlıklı olacak yeni kararları bekliyoruz. Acaba ne zaman aynı salonda yan yana oturup oyun izleyebileceğiz, ne zaman sahneye çıkıp korkusuzca partnerimize dokunabileceğiz? Yaşayıp göreceğiz.

- Canlandıracağınız Marianne karakterine dair neler söylemek istersiniz?

Oyun boyunca, ilk bakışta iyi bir eş ve örnek bir vatandaş olmak dışında derin tutkuları yok gibi görünen Marianne’ın evliliği, aile bağlarını, toplum baskısını, aşkı, cinselliği derinden derine sorgulayan bir kadın olduğunu bütün iniş çıkışlarıyla görüyoruz. Gençliğini solcu, ateşli bir aktivist olarak geçirmiş. Sonra bu ‘örnek kadın’ profilinin peşine düşüp yıllarca kendini baskılayarak erkeğinin yanında ikinci konumunda var etmiş, çok mutlu olduğuna inanmış. Son olarak da bir kadın olarak kendini yeniden bulan ve özgürleşen, çok incelikle yazılmış bir kadın karakter. Marianne’in yolculuğu sadece bir kadının özgürleşme hikâyesi değil, ilişki, aile ve birey özgürleşmesi adına da irdelemeler barındırıyor.

- Film, aidiyeti de sorgulatıyor insana. Bir yere ait olma ya da ait olduğun insanı bulma gibi arzuların peşinde koşarken ve bunu ‘örnek insan’ kodlamaları eşliğinde yaparken asıl aidiyetimizi, kendimizi ıskalamıyor muyuz sizce de?

Johan, “Biz duygu cahiliyiz” diyor, çok doğru. Bize bedene dair her şeyi öğrettiler ama kendimizi tanımayı, farkındalık kazanmayı, içe bakmayı öğretmediler. En derin farkındalığımız annemizi suçlamaktan öteye gidemeyebiliyor çoğu zaman. Hâl böyleyken bizi mutlu etmesini, her ihtiyacımızı doyurmasını, değişen ihtiyaçlarımıza da anında karşılık vermesini bir insandan, bir maddeden, oradan buradan bekliyoruz. Hep bir şey eksik. Hem kendimizi yakıyoruz hem de karşı tarafı. Oklar hep başkasına dönüyorsa, başımıza gelenden hep bir başkası suçluysa, bunu fark edip durup bir düşünmek lazım. Herkes kendi içine daha çok bakarsa, referanslarını başkalarından değil kendi iç dünyasından alır ve hayatı buradan okumayı bir alışkanlık haline getirirse daha doğal bir iyileşme ve neşe başlıyor gibi geliyor bana. Kişi kendi kapısının önünü süpürmüş oluyor ve bu herkese iyi geliyor.

- “Sonsuza dek mutlu yaşadılar” diye biten masallarla büyütüldük, bu şartlarda filmin de sorduğu gibi iki insan hayat boyu birlikte olabilir mi?

Kimse ömür boyu bir şeye söz veremez bence. Doğada özgür olan canlıyı bu kadar büyük bir kurallar zincirine soktuğunda, daralma ve boğulma kaçınılmaz. Bunu aşmayı başaran istisna çiftler var elbette ama film İsveç’te yayınlandığında insanların evliliklerine ayna tutmuş, o yıl boşanmalar gözle görülür şekilde artmış. Gerçekten yaşadığımız, kabul ettiğimiz hayatın ne kadarı mecburiyetten? Dolayısıyla sorunuza cevabım mümkün olup olmadığını bilmediğim ancak şunu biliyorum ki hiçbir mutluluk daimi olmadığı gibi çaba ve emek olmadan da elde edilmiyormuş. Bir de kişi kendini ikinci plana atıyorsa uzun vadede her ilişki çatlıyor. Kendi hayatının başrolünde olmayı bir şekilde başarmak gerek sanki.

Yaşadığımız hayatın ne kadarı mecburiyetten

“KISMET DEDİĞİMİZ O ŞEYE İNANIRIM BEN”

- Sinemada da incelikli hikâyeler ve incelikle yazılmış kadın karakterlerle izliyoruz sizi. Bu, şans mı yoksa seçicilik mi?

“Çekmeceler” ve “Aşk Büyü Vs.” arasında beş yıl var. Bu, elbette seçicilik. Arada çok daha fazla filmde çalışabilirdim ama bu iki film daha mail kutuma düştüğü an kalbimi çaldı. Bu kadar güzel iki güçlü kadın karakterin bana teslim edilmesi biraz da şanstır elbette. Kısmet dediğimiz o şeye inanırım ben. Fakat şunu da yıllar içinde gördüm: İstikrarlı bir hayal ve çokça da özdisiplin ve çalışma olmadan şans seni bulmayabiliyor. “Küçük Şeyler” ise çok sevdiğim yönetmen arkadaşımın, çok inandığım filmine attığım bir destekti. Çok da seviyorum o sahneyi!

“HAKLI BİR DESTEK TALEBİ VAR”

- Koronavirüs nedeniyle sezon durdu. Tiyatro insanları el ele tutuşup ‘Tiyatromuz Yaşasın’ ve ‘Bizde Yerin Ayrı’ başlıklarıyla seyirciye çağrıda bulundu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Tiyatroların ve tiyatrocuların haklı bir destek talebi var, bu süreçten en az düzeyde yarayla çıkabilmek için sadece bu gerekli. Belirttiğiniz gibi Tiyatro Kooperatifi’nin ‘Bizde Yerin Ayrı’ kampanyası başladı. Seyirci, ileride hayat normal seyrine döndüğünde izleyeceği oyunlar için önden bilet alabilir destek olmak isterse.

Kurt sürüsünün ortasında kaldı, canını böyle kurtardıBatman’ın Gercüş ilçesinde kurt sürüsünün ortasında kalan tavşan, ölümden kıl payı kurtuldu. O anlar güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber