Geri Dön
Kültür SanatAbsürt bir zaman ve mekânın tutsağı gibiyiz

Absürt bir zaman ve mekânın tutsağı gibiyiz

Tayfun Pirselimoğlu kendi romanından filme uyarladığı “Kerr”i anlattı: “Zamanı belirsiz ve hatta anakronik bir film. Bu, yaşadığımız her ne varsa hep öyle ola geldiği, her şeyin iç içe girdiği, muhtemelen de bundan böyle bu şekilde akacağının işareti”

Absürt bir zaman ve mekânın tutsağı gibiyiz

Seray Şahinler - "Yol Kenarı”, “Ben O Değilim”, “Hiçbiryerde” başta olmak üzere birbirinden önemli filmlere imza atan yönetmen Tayfun Pirselimoğlu’nun 2014’te yayımlanan romanı “Kerr” bu kez sinemada karşımızda… Roman, bizzat Pirselimoğlu tarafından filme uyarlandı.  Prömiyerini 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yapan film, yarattığı distopik dünyayla, bilinmeyen bir zaman ve mekânla  çizilen atmosferiyle izleyiciyi büyüledi. “Kerr”in konusuna gelecek olursak… Can, yaşlı babasının cenazesi için geldiği kasabada bir cinayete tanık olur. Can’ın oradaki varlığını umursamayan katil, sakince olay yerinden ayrılır. Başvurduğu polis, ifadesinin alınmasının ardından Can’ın kasabadan ayrılmasına izin vermez. Can, bilinmeyen bir suçla itham edildiğini öğrendiğinde artık kasabadan kaçmaya karar verir. -İlginç bir tesadüftür ki- bu sırada ülkede sokağa çıkma yasağı ilan edilir. “Kerr”in yolculuğu şimdi Varşova’da devam edecek ve dünya prömiyerini Varşova Film Festivali’nde yapacak. Tayfun Pirselimoğlu ile “Kerr”i konuştuk…

“Kerr”i sinemaya uyarlama fikri nasıl doğdu?

Doğrusu her romanı, hikâyeyi yazarken onu kendi yönetmen gözümden de geçirmiş oluyorum. “Kerr”i yazarken aklımda film olması fikri yoktu ama neticede tasavvurumdan diğerleri gibi bir film olarak da aktı. Eco’nun dediği gibi her eserin kendisine ait bir niyeti vardır. “Kerr” de böyle bir niyete kapılmış olmalı ki bir film haline dönüşme talebi ile ortaya çıktı. Ben de çektim.

Edebi bir metinle, sinematografik bir sunuş birbirinden farklı olsa gerek. Kaleminiz, bu kez yönetmen olarak sizi nasıl etkiledi? Romanın filme etkisi nasıl oldu?

Filme dönüşen romanların yazar ile yönetmenleri arasında kan davasına dönüşen sıkıntılar olması olağandır. Bu benim için sorun olmadı. Romanın bir yönetmenin kendi tahayyülüne ait olması onu görsel olarak yeniden inşa etmede çok da sıkıntı yaratmıyor. Yazar ve yönetmen Tayfun olarak anlaştığımızı söyleyebilirim. Roman çarpıcı bir görselliğe izin veren yapıdaydı, filmi de bu anlamda epeyce beslediğini belirtmem gerek.

“Kerr”in zamansız oluşu yıllardır değişen pek bir şeyin olmadığını mı söylüyor bize?

“Kerr”, zamanı belirsiz ve hatta anakronik bir film. Bu, yaşadığımız her ne varsa hep öyle ola geldiği, her şeyin iç içe girdiği, muhtemelen de bundan böyle bu şekilde akacağının işareti. Lakin, yine de yapacak şeyler var. İşe çukurları kapatmakla başlamalıyız belki.

Film, Can’ın tanıklığıyla. otoriteye, güce ve suça da gönderme yapıyor. Filmin düşsel atmosferini nasıl kurguladınız?

Burada romanın hakkını vermek lazım; bu meşum dünyayı kurarken oradan çok faydalandım. Absürt bir zaman ve mekânın tutsakları gibiyiz; içinden çıkamadığımız uğursuz bir şehirde debelenip duruyoruz. Dolayısıyla bu kurgu neredeyse kendiliğinden oluşuyor. Her türlüsünden, en yaratıcı tasavvurun sınırlarını dahi aşan bir tuhaflık deryasında yüzerken bunu kendi dilimden ifade etmek çok da zor gelmiyor bana.

Can’ın “sarmalı”, bugünün insanın sorunsalı mı ne dersiniz? Hepimiz bir sarmal içinde gibiyiz. Çıkış nerede?

Can’ın içine düştüğü durumun bugüne dair bir olağanüstülük taşıdığını sanmıyorum. Bu hercümerç hali şimdinin ‘normali’ gibi duruyor ki, çok tehlikeli bir şeyi işaret ediyor bu. Bir sarmal var, evet. Nedir ki, çıkışın nerede olduğunu tam kestiremiyorum. Bir uçurumun kıyısına doğru sürüklendiğimizi hissediyorum ve o uçurum çok derin.

“Kerr”in rejisi festivalde büyük ilgi gördü, özellikle kurduğunuz atmosfer herkesi çok etkiledi...

Her yazar çizer nihayetinde kendi zihnini hırpalayarak cenk ettiği bir dünyada yaşıyor. Yönetmenlik hele çok tuhaf bir süreç. Benim bu âlemdeki çabam sizin ifade ettiğiniz sıfatı hakkediyorsa bu büyük ölçüde yazarlığımdan da besleniyor. Hikâye çağırıyor, ben de onu başka bir uzamda kurmaya çalışıyorum ki, belirttiğim gibi yazar yönetmen iş birliği var burada.

Absürt bir zaman ve mekânın tutsağı gibiyiz

Sırada sergi var

İlginç bir tesadüftür ki filmde de pandemiyle karşılaştı izleyici… Tam da pandemiyi yaşadığımız süreçte. Bu karantina hâli sizi nasıl etkiledi?

Biz filmi bitirmiştik ki bu pandemi süreci başladı. Post kısmı bu yüzden sıkıntılı geçti. Filmdeki karantina hikâyesi bir müneccimlik işareti değil; öylesine denk geldi diyelim. Ancak daha önce de böylesine tuhaflıklara denk gelmişliğim var doğrusu. Ben bu arada bir de roman (Kadastrocu) yazdım. Yani pandemi hem film hem de roman açısından verimli oldu diyebilirim.

Yeni film projeniz var mı? Yahut üzerinde çalıştığınız başka bir şey…

 Yeni bir proje var; “İdea”. Onu önümüzdeki yıl çekmeyi  planlıyoruz. Bir de nisan ayında bir sergim olacak. Sergi, İstanbul Concept Gallery’de. Ben tematik sergiler yapıyorum. Bu da “Kerr” üzerine olacak.