Geri Dön
Kültür SanatBir ‘Kavuk’ devrildi!

Bir ‘Kavuk’ devrildi!

Önceki gün yaşamını yitiren Rasim Öztekin’in oyununda öncelikle iddia değil, samimiyet ve mütevazılık vardır. Bu doğal oyunculuğun hamurunda ustaya hürmet ve minnet, bilgiye, öğrenmeye, değişime, yeniliğe açlık vardır. Rasim Öztekin de koca bir neslin ne aklından çıkacak ne de yüreğinden. Çünkü gerçek bir aktör asla unutulmaz

Bir ‘Kavuk’ devrildi!

Ragıp Ertuğrul - Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Başkanı

Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun temel taşlarından bir usta daha, geride binlerce anı ve binlerce replik bırakarak bu dünyadan ansızın ayrılıverdi. Gitmek… Göçmek… Ayrılmak… Bunların hepsi arkasında derin bir boşluk bırakıyor gibi düşündürebilir. Ama kimi insanlar vardır öyle bir ‘gelmiştir’, öyle bir ‘yer etmiştir’ ve öyle bir ‘kucaklamıştır ki’. Bakarsınız boşluk diye düşündüğünüz şey, aslında sevgi, saygı, güven, vefa, sanat kaygısı, samimiyet, değer ile ağzına kadar doludur.

Önlenemez tutku

Okul tiyatrolarıyla başlayıp göz önünde olmayan ama yılların sanatçı yuvası Kadıköy Halk Eğitim Merkezi gibi, bir zamanların efsanevi Nöbetçi Tiyatro’su gibi amatör tiyatrolarda yetişip pişip profesyonel tiyatroya geçtiği söylense de geleneksel tiyatro kadar amatör tiyatro kültürünün derin izlerini, Rasim Öztekin’in tüm sahne hayatı boyunca tanık olduğumuz oyunculuk nüvesinde görüyoruz.

İster başrol ister yan rollerden biri olsun Öztekin’in oyununda öncelikle iddia değil, samimiyet ve mütevazılık vardır. Bunu sahne üzerindeki, filmlerdeki ve televizyon dizilerindeki oyunculuk performansında çok net teşhis edebiliyoruz. Son yıllarda Batılı oyunculuk yöntemlerine öykünen ve pek bir popüler olan doğal oyunculuğun kökenini kendi tiyatromuzda aramaya kalksak karşımıza çıkacak isimlerin başında Rasim Öztekin gelecektir. Çünkü gelişimi ve bünyeye yerleşimi dürtü ve duygulara dayalıdır. Bu doğal oyunculuğun hamurunda çok erken yüreğe düşen önlenemez tutku vardır. Cesaretle üstüne gitme, baş etme yetisi vardır. Ustaya hürmet ve minnet vardır. Bilgiye, öğrenmeye, değişime ve yeniliğe açlık vardır. Yaşamı iyi ve kötü yönleriyle, güzellik ve çirkinlikleriyle, doğruları ve yanlışlarıyla algılama ve bunu sanatla harmanlama vardır.

Uzun bir yolculuk

Sanat yapmanın en zor olduğu dönemlerde heyecan ve tutkusunun peşinden giden bir genç tiyatrocu olarak karşımıza çıkıyor Öztekin. Mevcut siyasal durum amatör tiyatro yapmanın önünde büyük bir engel oluşturduğunda çareler arayan bir genç sanatçı. Ve genç yaşta, Ferhan Şensoy gibi donanımlı ve vizyoner bir tiyatro adamıyla tanışmayla çıkılan uzun bir yolculuk. Ortaoyuncular’da başlayan ve süren profesyonel tiyatroculuk. Ferhan Şensoy’un tiyatrosu hem tiyatro yazını hem de reji açısından nasıl zamanlar üstü bir anlayış barındırıyorsa, seçtiği oyuncular da tıpkı Rasim Öztekin’de tanık olduğumuz gibi bir zaman dilimine sığdırılamaz. Ne kostüm, ne dekor ne de replikler Öztekin’in performansını bir döneme ait kılamaz. Bu tiyatroda Ferhan Şensoy’un yanı sıra yoldaşlık ettiği Erol Günaydın, Münir Özkul, Baykal Kent gibi tiyatrocuların hem çağdaşı hem geleceğidir.

Hesapsız bir duruş

Şahları da Vururlar (1980-85) gibi kült bir oyunla profesyonel tiyatroya geçmek ne büyük şans Rasim Öztekin için. Ve bu şansın kıymetini bilerek Ortaoyuncular’a demir atmak ise sağlam bir güven ve hesapsız kitapsız bir duruş. Zeliha Berksoy’un da kadrosunda olduğu “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” (1981-83), “Anna’nın 7 Ana Günahı” (1983-84), “Fırıncı Şükrü, Deli Vahap ve Ötekiler” (1984-85), “Hayrola Karyola” (1985-86), “Eşek Arıları” (1985-86), “”Muzır Müzikal” (1986-87), Grup Gündoğarken’in müziklerine imza attığı Hümeyra’lı “İçinden Tramvay Geçen Şarkı” (1986-87), taa 30 yıl öncesinden bugünü anlatan “İstanbul’u Satıyorum” (1986-87), “Don Juan İle Madonna” (1988-89), Gülümser Gülhan ve Tarık Papuççuoğlu’nun da yer aldığı “Soyut Padişah” (1989-90), Derya Baykal ve Demet Akbağ’lı “Yorgun Matador” (1990-91), “Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu” (1991-92), “Güle Güle Godot” (1992-93), “Aptallara Güzel Gelen Televizyon Dizileri” (1996-97), “Haldun Taner Kabare” (1997-98), “Çok Tuhaf Soruşturma” (1998-99), “Parasız Yaşamak Pahalı” (1999-2000), geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Levent Ünsal’ın da rol aldığı “Fişne Pahçesu”” (2000-01), “Kökü Bitti Zıkkım Zulada” (2001-02), “Sahibinden Satılık Birinci El Ortaoyunu” (2001-02), “Biri Bizi Dikizliyor” (2003-04), “Uzun Donlu Kişot” (2004-05), “Kiralık Oyun” (2005-06), “Boşgezen ve Kalfası” (2008).

Tiyatro emekçiliği

Bir sanatçı için genç sayılabilecek bir yaşta hem tiyatro hem sinema hem de televizyon camiasının saygısına mazhar olmak, genç meslektaşlarının baş tacı olmak, tüm Anadolu’dan seyircilerin ve izleyicilerin takdirini ve beğenisini kazanmak hiç de kolay olmasa gerek. Üstelik popülerliğin cazibesine kapılmadan, direksiyonu kırmadan ve duruşu bozmadan. Çünkü tiyatro emekçisi olmak bunu gerektirir.

Öztekin geçtiğimiz Eylül ayında sevgili Şevket Çoruh’a emanet ettiği kavuk teslim töreninde “Esas alınan eğitim kuliste alınan eğitimdir, burada öğrendiğin duruş, sahne üzerindeki duruşundan çok daha önemlidir. Çünkü kuliste öğrendiğin hayata bakışını belirliyor” diyor. Münir Özkul’u, Erol Günaydın’ı, Tuncel Kurtiz’i, Savaş Dinçel’i, Ferhan Şensoy’u aklından çıkarmıyor, ağzından düşürmüyor. Rasim Öztekin de koca bir neslin ne aklından çıkacak ne de yüreğinden. Çünkü gerçek bir aktör asla unutulmaz.

Son sesli mesajı

Yapımcı Birol Güven, yakın arkadaşı Rasim Öztekin’in ‘Seksenler’ dizisinin haberleşme grubuna attığı son sesli mesajı, Instagram hesabından paylaştı. Rol arkadaşlarına tavsiyelerde bulunan usta oyuncu, “Seksenler’de, burada ilk işi olanlar vardı. Daha sonra onlar oyuncu oldu, kalfa oldular, çırak oldular. Çok güzel bir duygu bunları beraber yaşamak. Bakın; ‘Usta oldum’ demedim. Hiçbir zaman ben kendimi de usta olarak görmüyorum zaten, çünkü öğrenme devam ediyor. Öldüğün zaman usta olursun bence. Çünkü o zaman öğrenme bitiyor. Öğrenmeye devam” diyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler