Geri Dön

“İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri” ilk kez Türkçede

VakıfBank Kültür Yayınları’nın yayımladığı “İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri”, İngiltere’nin toplumsal dönüşüm öyküsünü ve Avrupa ülkelerinden nasıl ayrıştığını anlatıyor. Alan Macfarlane kitapta, tarihi olayları aktarırken onlarca düşünüre de atıfta bulunarak yüzlerce yıllık süreci analiz ediyor.

“İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri” ilk kez Türkçede

VakıfBank Kültür Yayınları’nın (VBKY) okurla buluşturduğu “İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri” Türkçe’de ilk kez yayımlanıyor. Antropolog ve tarihçi Alan Macfarlane eserinde, İngiltere’nin Orta Çağ feodalizminden Sanayi Devrimi’ne uzanan toplumsal dönüşüm hikâyesini inceliyor. Türkçe çevirisini Onur İşci’nin yaptığı kitapta Macfarlane, Karl Marx, Ferdinand Tonnies, Max Weber ve Sir Henry Maine gibi önemli düşünürlerin ve araştırmacıların görüşlerini değerlendirirken, bugünün bireyselleşmiş Anglo-Amerikan yaşam kültürünün de oluşumuna ışık tutuyor. 

Kapitalist devrim söz konusu değil 

Macfarlane, İngiltere’nin köylü toplumunun doğasını, köylü olmaktan çıkış sürecini, aile hukukunu, üretim araçlarının el değişimini, dinsel yapılanma ve mülkiyet kavramının farklılaşmasını odağına alıyor. Macfarlane, “… Marx, Weber ve Durkheim’dan başlayarak yirminci yüzyılın ortalarına kadar geçen sürede önde gelen yazarların fikirleri etrafında oluşan sosyolojik geleneği temel alan paradigma, Batı’nın gelişimiyle ilgili olarak çoğunlukla geçmişe dair yanlış bir anlayış üzerine kurulmuştur. On beşinci ve on yedinci yüzyıl arası dönemde veya Karl Polanyi’nin ‘Büyük Dönüşüm’ (1944) kitabında ileri sürdüğü üzere on sekizinci yüzyılda; geleneksel, feodal ve köylü bir dünyadan külliyen farklı modern, kapitalist ve bireyci bir dünyaya geçişe neden olan ‘kapitalist devrim’ söz konusu değildir. İddiam odur ki, ekonomiyi toplumdan ve büyük ölçüde siyaset ve dinden ayırmak anlamında İngiltere, en azından on ikinci yüzyıldan itibaren ‘modern’dir” diyor. 

Brexit’in anlaşılmasına yardımcı 

Macfarlane çalışmasının, İngiltere’nin Avrupa’nın diğer bölgelerinden farklılaşıp farklılaşmadığını, farklılaştıysa bunun ne zaman gerçekleştiğini ve miras olarak alınan toplum yapısının doğasını açıklayabileceğini söylüyor. Ayrıca, Brexit olgusunun da anlaşılmasına yardımcı olacağını belirten Macfarlane, sözlerine şöyle devam ediyor: “… İngiltere’nin sanayileşen ilk ülke olması sebebiyle, bu amacı taşıyan üçüncü dünya ülkeleri için iyi bir rehber olmasıdır. Burada ümit edilen şey, dünyanın üçte ikisinin içinde bulunduğu geniş çaplı yoksulluk ve yetersiz beslenmenin hafifletilebilmesidir. Bu sebep büyük ölçüde kabul görmüştür; eğer ‘Sanayi Devrimi’nin neden İngiltere’de ortaya çıktığını ve buna neyin sebep olduğunu anlayabilirsek, sürecin fazlasıyla kötü aşırılıklarından uzak durarak, dünyanın herhangi bir yerindeki ekonomik büyümeyi teşvik edebiliriz. İngiltere bir model, bir emsaldir; belki de bir tarım toplumunun kentsel ve sınai bir ulusa dönüşme yolunun belgelendiği elimizdeki en iyi vakadır.” 

Marx, Weber, Maine, Tönnies… 

Karl Marx’ın teorilerini temellendirdiği malzemenin çoğunluğunun İngiltere tarihinden alındığını belirten Macfarlane, bu durumun Weber’in Protestanlık ile kapitalizm arasındaki ilişkiye dair ortaya koyduğu yorumlar için de geçerli olduğunu söylüyor. “İngiliz bulgularını kullanan diğer iki önemli düşünür ise Sir Henry Maine ve Ferdinand Tönnies’tir” diyen Macfarlane kitabında, birbirleriyle ilişkili dört temel soru üzerinde duruyor: Sanayi Devrimi neden İngiltere’de ortaya çıktı? İngiltere, Avrupa’nın diğer bölgelerinden ne zaman farklılaşmaya başladı? Bu farkı ortaya çıkaran öncelikli gelişme neydi? İngiliz dönüşümünün tarihi, modern üçüncü dünya ülkeleri için ne kadar faydalı bir kıyas unsurudur? “İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri”, yalnızca İngiltere’de köylülükten kentliliğe geçişi ve Sanayi Devrimi’ni hazırlayan etmenleri değil, bugünün bireyselleşmiş Anglo-Amerikan yaşam kültürünün de pek çok detayını değerlendiren önemli bir çalışma olarak öne çıkıyor. 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber