Geri Dön
Kültür SanatKendimi sizden çok daha iyi korurum

Kendimi sizden çok daha iyi korurum

Kendimi sizden çok daha iyi korurum

"Evet, duydum. Çok üzgünüm, hepsi iyi insanlardı. Ama benim onlarla uzun yıllar önce bağım koptu, neyi soracaksınız?”

“Neden kopmuştu?”

“Herkes kendi yoluna gitmeyi tercih etmişti. Bakın komiser, ben yeni geldim; o nedenle sizden ricam, bu sorularınızı yarın gelip sorun. Biliyorsunuz jet lag* sorunum var. Vücudum adapte olmalı. Lütfen beni yormayın, yarın gelin. Gelmeden önce de arayın.”

Tam bu sırada destek ekip kapıda belirdi. Ben de hemen lafı yapıştırdım. Beyzadenin suratını görmek için sabırsızlanıyordum.

“Sizi yirmi dört yıl önce Sadık Girit’i öldürmekten gözaltına alıyoruz. Buyurun bizimle emniyete geleceksiniz, hemen hazırlanın bekliyoruz.”

***

“Ne öldürmesi, siz neden bahsediyorsunuz efendiler!”

Efendiler lafını tutmuştum. “Bizimle gelirseniz, her şeyi öğrenirsiniz, lütfen zorluk çıkarmayın!”

“Peki bir dakika müsaade edin o zaman, avukatıma haber veriyorum. Nereye gidiyoruz?”

“Muğla Emniyet Müdürlüğü’ne…”

“Ha! Bodrum emniyeti de değil yani?”

“Evet Ömer Bey.”

“Kasım ceketimi getirir misin? İçerde olacak.”

Baş yardakçı Kasım, “Hemen getiriyorum Ömer Bey,” diyerek, koşa koşa içeri girdi.

Ömer Bey’in suratı kireç gibi olmuştu. Böyle bir şeyi hiç beklemediği belliydi. Avukatını arayıp Muğla Emniyet Müdürlüğü’ne gelmesini istedi. “Kapıda iki polis var, beni eski bir olaydan gözaltına alıyorlar. Hemen gel. Daha yoldan gelir gelmez kapıma dayandılar. Jet lag durumu var dedim ama dinlemiyorlar,” dedi bize nefret dolu gözlerle bakarak. Gözlerinden kıvılcımlar çıkıyordu sanki.

Aslında adam cinayetten yargılanamayacaktı. Çünkü olayın üzerinden yirmi yıldan fazla bir süre geçmişti ve zaman aşımına gireceğinden hiç kuşkum yoktu. Ama milyonda bir ihtimal de olsa itiraf edebilirdi belki. O zaman işler karışabilirdi. Sanmıyordum ama şansımızı denemekte yarar vardı.

Sorguya amir ile ben katılmıştım. Ömer Akbaş’ın yanında adının Ercüment Kazakoğlu olduğunu öğrendiğimiz orta yaşlı, şişmanca, deneyimli bir avukat yer alıyordu. Avukat bize yasaları anımsatıp, “Cinayet işlemiş olsa bile, bu dosya zaman aşımına girer. Sanırım bunu biliyorsunuzdur,” dedi ukala bir tavırla.

Amir “Burada soruları biz sorarız,” diyerek lafını kesti. Zanlı Ömer Akbaş, Sadık Girit’i öldürdüğünü kabul etmedi. Mektuptan haberi olmadığını söyledi. “Bahçeyi satmadığım için bana çok kızmıştı. Satamazdım, çünkü işler öyle gerektiriyordu. Sadık sattığı gibi tekrar geri almak istiyordu. Belki birkaç sene geçseydi düşünürdüm. Neyse kızgın ayrıldığı için beni böyle şifreli bir mektup yazarak suçlamaya çalışmış anlaşılan. İntihar ederken beni de katil olarak damgalamaya çalıştığı besbelli. Bu konuda söylenecek bir şey yok. Cinnet geçiren bir adamın yazdığı abuk subuk yazıya dayanarak beni nasıl cinayetle suçlayabilirsiniz, doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. Ben namusuyla yaşayan bir iş adamıyım. Bizim ailemiz bu yörede bilinen tanınan bir ailedir. Üstelik uzun bir yoldan gelir gelmez beni buraya getirdiniz. Yani ben vergimi veren, hayır yapan, vatandaşlık görevlerinin bilincinde olan sicili temiz biriyim,” dedi. Ömer Bey, para dolu çantadan bilgisi olmadığını da söyledi. Avukatı da bu saçma gözaltı kararının bir an önce sona erdirilmesi ve müvekkilinin hemen serbest bırakılması, aksi takdirde yasal işlemlere başlayacağını söyledi.

Sorguyu Cumhuriyet Savcısı Özer Baştan da pencere gerisinden izliyordu. Savcı “Adam haklı, itiraf etmediği müddetçe bu şekilde savcılığa sevk edilmesi anlamsız olur. Dediği gibi dava zaten zaman aşımına uğramış. Biz bu yetersiz delillerle tutuklasak bile ilk celsede beraat eder. Bence geçmiş olsun. Adamı da bırakın gitsin. Yıllar önce ölmüş bir adamın yazdığı mektuba dayanarak bu kişiyi suçlayamayız. Üstelik mektupta Ömer diye biri geçse bile soyadını yazmamış. Eğer Ömer diye birisini kastediyorsa bu başka bir Ömer de olabilir. Avukatı uyanık, işi bilen birisi. Bunları söyledi zaten. Sonuç çıkmaz, bırakın gitsin, sakın bana da göndermeyin ifade için. En iyisi bu olayı araştırın, daha fazla delil, bilgi toplayın diyeceğim ama zaman aşımı olduğu için boşuna kürek çekmeyin derim,” dedi.

***

Ömer Akbaş çok soğukkanlıydı ve iyi de bir avukatı vardı. Şube Müdürü, Emniyet Müdürü de serbest bırakılmasını isteyince bize yapacak bir şey kalmıyordu. Ömer Akbaş çıkarken, “Seninle görüşeceğiz, beni boşuna yordun, aptal herif!” der gibi bana pis bir bakış attı. “Ortada başka bir katil daha var. Sizin kare astakileri temizliyor. Kare asın kupa ası olarak bir siz kaldınız. Katil asları öldürüyor; siz de dikkatli olun sıra sizde olabilir. Biz sizi takibe ve korumaya devam edeceğiz,” dedim.

Ömer Akbaş adeta gürledi. “Ben kendimi sizden çok daha iyi korurum. Sizin beni korumanıza gerek yok, siz görevinizi yapın, cinayet masası olarak katili, katilleri bulun! Suçsuz masum insanları da rahat bırakın. Çevremde sizlerden kimseyi görmek istemiyorum. Eğer görürsem taciz ettiğiniz için sizi şikayet eder, hakkınızda dava açarım. Anladınız mı?”

Adam bizi s….p sıvamış; son sözleriyle de üstüne bir güzel tüy dikmişti. Amir ile göz göze geldik. Amir eliyle yapacak bir şey yok diyordu. Sonra yanıma gelip fısıldadı.

“Keşke acele etmeseydin Ayvaz gözaltı için. Biraz daha didikleseydik. Adam uyanık. İtiraf edecek, ağzından laf alınacak birisine benzemiyor. Akıllı, zeki, bilgili bir adam. Katilse bile kılıfını hazırlamış belli ki. Kolay kolay kendini ele vermez bu adam. Bir tanık falan bulmak lazım o dönemleri bilen, ne bileyim… Yoksa bu iş yatar, zaman aşımına da uğramış zaten,” diyerek, beni üstü kapalı eleştirdi.

* Jet lag: Çoğunlukla uzun süreli uçuşlar sonrasında ortaya çıkan, vücudun biyolojik saati ile iniş yapılan yerin saatinin uyuşmaması nedeniyle yaşanan bir rahatsızlık.

ARKASI YARIN...

 

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler