Geri Dön
Kültür Sanat‘Kitapçılık kültürünü geliştirmek istiyoruz’

‘Kitapçılık kültürünü geliştirmek istiyoruz’

Anadolu Yakası’nın her köşesinden ses veren Penguen Kitabevi’nin yolculuğunu kurucusu Ünal Koçak’tan dinledik: “Biz okur yetiştiren kitabevi olmak istiyoruz. Amacımız bu. Kitapçıya gelsin, burada zaman geçirsin, okusun, isterse almasın. Ama bir süre sonra kitap okuru olsun”

‘Kitapçılık kültürünü geliştirmek istiyoruz’

Seray Şahinler - İstanbul Anadolu Yakası’nda bir süredir kitap hareketliliği yaşanıyor. Adım adım Penguen’lerle karşılaşıyoruz. 30 yıllık yayıncı, İthaki Yayınları’nın sahibi Ünal Koçak tarafından kurulan Penguen Kitabevi, kısa sürede 15 şubeye ulaştı. Kitap-kafe olarak planlanan, çeşidi ve sayısıyla özellikle genç okuru yakalayan fakat aynı zamanda her yaşa hitap eden Penguen, pandemiyle birlikte zor günler geçiren sektöre yeni bir soluk getirdi. Zira kitabevinin her şubesi günün her saati kitap tutkunlarıyla dolup taşıyor. 

İlk kitapçı 1996’da

Koçak 1996’da arkadaşıyla birlikte Osmanbey sokaklarında kitap satarak başlamış kitapçılığa. Zamanla kalıcı bir yere geçmeye karar veriyorlar ve 1 Eylül 1996’da Bahariye’deki ilk şube açılıyor. Altı ay sonra ise yollar ayrılıyor. 1999’da bir şube daha açılıyor. İki kitabeviyle birlikte bugün 2 bin kitaba ulaşan İthaki Yayınları’nı kuruyor. 2000’deki ekonomik krizle çekilme kararı veriliyor. Zamanla Bahariye’deki ilk kitabevinin sahibi Koçak’ı buluyor ve burayı tekrar kitapçıya dönüştürmeyi öneriyor. Yeni Penguen’in temeli de böyle atılıyor. Gebze, Erenköy, Suadiye, Ataşehir, Bodrum, Maltepe derken Penguen 15 şubeye ulaşıyor. Şubelerin büyük bölümü son iki yılda, yani pandemi döneminde açılmış.

Peki Penguen’in sırrı ne? Ünal Koçak, deneyimli bir yayıncı. Dünya edebiyatından birçok kitabın ilk kez Türkçede yayımlanmasına ve özellikle fantastik edebiyatın Türkiye’de tanınarak sevilmesine önayak olan bir yayınevinin kurucusu. İki yıl önce yayınevindeki yöneticilik görevini bırakıyor. Uzun yıllar yüksek tempoda çalışan insanlar görevden çekildiğinde artık sadece “kafa dinleyeceğini” hisseder. Fakat o tempo dürtüsü zamanla “ben buradayım” demeye başlamış. Koçak, yayınevinden ayrıldıktan bir süre sonra “bir uğraş arayışıyla” kolları sıvamış. Deyim yerinde en başa dönmüş. “Kafamda hiçbir şey tasarlamamıştım fakat ummadığım bir ilgiyle karşılaştım” diyen Koçak, yayıncılıktan kazandığı her şeyi kitapçıya yatırmaya karar vermiş.

‘Kitapçılık kültürünü geliştirmek istiyoruz’

Kitapçı sadece kitap konuşmalı

Koçak, yayıncılıktan gelen avantajını da kullanıyor elbette. Yıllardır Türkiye’nin her yerindeki kitap fuarına giden, okurun neyi sevdiğini, hangi yaş grubunun neyi okuduğunu ölçüp tartan Koçak, özellikle son beş yılda genç okurların yükselişini tespit etmiş. Penguen’in şubelerindeki nüfus ağırlığını da zaten gençler oluşturuyor. Bu yaş aralığının yeni bir ihtiyacı da beraberinde getirdiğini kaydeden Koçak, “Eskiden insanlar kitapçıya girer, lazım olanı alıp çıkardı. Fakat gençler geliyor, kitapları inceliyor, alıyor ya da almıyor, burada geziyor, arkadaşlarıyla sohbet ediyor. Bu bizim gibi bir yeri ihtiyaç haline getirdi. Türkiye’nin en çok okuyan yaş aralığı 14-20 arasıdır. Bu bir gelecek sunuyor bize. Okur yetiştiren kitabevi olmak istiyoruz. Amacımız da bu. Kitapçıya gelsin, okusun, isterse almasın. Ama bir süre sonra kitap okuru olsun. Kitapçı kitap konuşmalı. Burada da öyle bir anlayışımız var.”

Manifestosu “İnsan okur”

Penguen’in “İnsan okur” manifestosuyla hareket ettiğini belirten Koçak’ın dikkat çektiği önemli bir nokta var: Türkiye’deki kitapçılık kültürü. Böyle bir kültür var mı? Büyük zincirler ya da butik kitapçılar bir kitapçı kültürü oluşturabildi mi? Kitap zincirlerinin erişim kolaylığı var elbette fakat kitabın yanına eklediği satış objeleriyle böyle bir kültüre hizmet edip etmediği yıllardır tartışılıyor. Butik kitapçılar ise ekonomik dalgalanmalar yüzünden bir türlü düzlüğe çıkamıyor. Ünal Koçak: “Amacımız var olan ya da olamayan kitapçılık anlayışını geliştirmek. Tek başına bir satın alma eylemi üzerine kurulmamalı kitapçılar” diyor. 

Türkiye’de kitapçılık kültürü neden oturamadı sorusuna yanıtı ise şöyle: “Bir dönem çok idealist insanlar kitapçılık yaptılar. İdealist olmakla bunun bir sektör haline dönmesi arasında Türkiye sıkıştı. O süreçten doğru yöntemi çıkaramadık. Türkiye’de bir dönem kitabevi markasının içinde mısır patlatma cihazları satıldı. O sıkışmışlık bizim gibi düşünen insanların kitabevi açmasını zorlaştırdı. Kirası çok yüksek olan yerlere de zincirler girdi. Oralar da kendi kitapçılık anlayışını ortaya koydular. Bunlar şimdi kırılmaya başladı. Bunu da okur kırdı. İyi bir kitabevi açın, okur her yerde gelir sizi bulur.”

Fotoğraf: Hüseyin Özdemir Milliyet