Geri Dön

Uzun senelerdir bu sesi hayal ediyordum

Gitarist ve besteci Eylül Biçer, kendi bestelerinden oluşan ilk albümü “Byblos”u yayınladı. Müzisyen, 15 senelik aktif müzik hayatının çeşitli dönemlerinden esintiler taşıyan “Byblos”la ilgili Milliyet Sanat’a konuştu

Uzun senelerdir bu sesi hayal ediyordum

Daha önce birçok albümde perdenin arkasında yer alan gitarist ve besteci Eylül Biçer, kendi bestelerinden oluşan ilk albümü “Byblos”u yayınladı. Müzisyenin 15 senelik aktif müzik hayatının çeşitli dönemlerinden esintiler taşıyan “Byblos”, 10 özgün besteden oluşuyor. Enstrüman olarak basın kapladığı yeri Can Çankaya’nın synth’leri ve Eylül Biçer’in gitarı dolduruyor, davulda Berke Özgümüş’ün de katılımıyla bir modern caz triosu ortaya çıkmış oluyor. Çağdaş caz ile rock, şarkı yazarlığı ve elektronik dokunuşların karışımı şarkıları aralardaki interlude’lar birbirine bağlıyor.

Caz gitaristi ve besteci Eylül Biçer; Tamer Temel, Jehan Barbur, Ülkü Aybala Sunat, Çağıl Kaya, Volkan Topakoğlu, Selin Sümbültepe gibi isimlerin albümlerinde gitarist, prodüktör ve aranjör olarak yer aldı. Düzenli olarak Türkiye’de ve Avrupa’daki kulüp ve festivallerde hem kendi müziğiyle hem de farklı gruplarla sahneye çıktı. Sahne ve stüdyo kariyerinin yanı sıra İstanbul Devlet Konservatuvarı Caz Gitar Bölümü’nde ders veriyor.

Müziğe yaklaşımındaki evrimi gözler önüne seren “Byblos”u yeni kurduğu Simu Records etiketiyle yayınlayan Eylül Biçer’le hem albümü ve Simu’yu hem de pandemi döneminde müzik yapma motivasyonunu konuştuk.

Bassız bir kayıt fikri neden ve nasıl oluştu?

Albümde yer alan parçalardan bazılarını uzunca bir süredir değişik grup formasyonlarıyla çalıyordum. Bütün konserlerden de farklı deneyimler edinme fırsatım oldu. En sonunda hem güçlü bir trio sesi çıkarabileceğimiz, hem de birbirimize alanlar bırakabileceğimiz bir grup formatı olarak düşündüm bunu. Ben çaldığım bir sürü grupta ve özellikle de duo performanslarda bir efekt pedalı vasıtasıyla bas çalıyordum zaten, bunu bir de synth bas ile birleştirmek düşüncesi bana heyecan verdi. Can Çankaya ve Berke Özgümüş’e bu fikrimi anlattığımda onların da çok hoşuna gitti. Bu şekilde ilk konserimizi yaptıktan sonra da bunu kaydetmemiz gerektiğini düşündük.

Gitar ve synth’lerin davulla dengesini nasıl kurdunuz?

Can ve Berke çok iyi müzisyenler, uzun yıllardır da çeşitli gruplarda birlikte çalma fırsatımız oldu. Herkes birbirini tanıyor ve daha da önemlisi herkes çalarken hem birbirini çok iyi dinliyor hem de müziğe çok özen göstererek yaklaşıyorlar. Bu durumun etkisi ile o denge son derece doğal olarak gelişti. Bu konuda onlara ne kadar teşekkür etsem az.

Yıllar içinde farklı janrlarda üreten birçok müzisyene prodüktörlük yaparken o farklılık ve geçişkenlik içinde “Byblos”un sesini duymaya ve bulmaya ne zaman başladınız?

Aslında uzun senelerdir bu sesi hayal ediyordum diyebilirim. Ancak bir müzisyen olarak yaşadığım bütün deneyimler bu hayalimi de etkiledi ve değiştirdi zamanla tabii ki. Her şeyin daha da netleştiği zaman, bu trio ile yaklaşık olarak kayıttan bir yıl önce 2019 yılında çalmaya başladığımız zaman oldu. Hem parçalar hem de çalım olarak her şey yerini bulmaya o zamanlar başladı.

 Her parçanın ayrı bir karakteristiği olsa da tutarlı bir bütün oluşturmuş. O farklı ama tutarlı örgüyü nasıl oluşturdunuz?

Benim çok önem verdiğim ve başarmaya çalıştığım bir şey bu tutarlılık durumu, öyle hissettirebiliyorsa ne güzel. Öncelikle albüm olayını çok seviyor ve önemsiyorum. Her ne kadar müzik dünyasının yeni geldiği nokta bir şekilde teklileri dayatıyorsa da albüm denilen şey benim için hep çok önemli. Bir sürü parça farklı zamanların ve o zamanın gerçekliğinin ürünü ama bir şekilde hepsi benim yaşadığım şeyler. Ben de bugünden bakıp onları hatırlıyorum ve anlatıyorum gibi düşünüyorum. Belki de bu sayede bu albümün içinde bu şekilde bir araya gelmeleri bir örgü oluşturabiliyordur.

 Parça isimlerinin de özgün birer estetiği var. Mesela “Byblos”, “Dımbik”, “Aslankara”, “Pare’nin Şarkısı” o kadar farklı dil yaklaşımlarını temsil ediyor ki...

Parçalara isim verirken mümkün olduğunca bilincimi olayın dışında bırakmaya çalışıyorum aslında. Bir nevi serbest çağrışım uygulamayı deniyorum, bu sebeple de çoğu parça ismiyle birlikte ortaya çıkıyor genelde. Daha sonradan çok fazla müdahale etmemeye çalışıyorum. Hepsinin farklı dil yaklaşımlarını temsil etmesi muhtemelen bilinçaltımın karmakarışıklığından kaynaklanıyor olabilir.

 Enstrümantal müziği kliplendirmek hiç kolay olmasa gerek. “Aslankara” klibi nasıl ortaya çıktı?

Videonun yönetmenliğini yapan Lucas Milhomem, Berlin’den çok iyi bir arkadaşım. Albüm kaydedilmeden önce ona parçaları dinlettim ve bir video yapmak isteyip istemeyeceğini sordum. Çok istedi, “Aslankara”da karar kıldık, o da kendi imgelem dünyasında fikirler üretti. Parçanın da anlattığı hikayeye uygun çok güzel bir plan ortaya çıkardı. Çekimler Berlin’de yapıldı. Nelson Algomeda ve Luis Hartmann ise Lucas aracılığıyla katıldılar. Daha sonra yine Berlin’de yaşayan ilkokuldan arkadaşım Eren Aksu kurgusunu yaptı. Böyle iyi sinemacılar ile çalışabildiğim için çok şanslıyım.

Söyleşinin tamamını Milliyet Sanat’ın ocak sayısında okuyabilirsiniz.

Uzun senelerdir bu sesi hayal ediyordum

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber