Geri Dön

“Dünyada her on yeni işten bir tanesi turizmle alakalı”

Dünya, 2020 yılının başından bu yana corona virüs salgını ile mücadele ediyor. Tüm dünyayı derinden etkileyen pandemi kuşkusuz turizm sektöründe de büyük yaralara yol açtı. 2019'u rekorkarla kapatan Türkiye tıpkı diğer rakipleri gibi bu sene en az zararla tamamlamayı amaçlıyor. Ancak bir yandan da daha önceden planlanmış turizm yatırımları kapılarını açmaya devam ediyor. Önümüzdeki günlerde özellikle Avrupa pazarından gelebilecek olumlu bir haberin adım adım hareketlenmeye başlayan turizm sektörüne bir ivme kazandıracağı öngörülüyor. Bu süreçten TÜROB Başkan Yardımcısı ve Hilton Üst Sınıf ve Lüks Oteller Türkiye Bölge Müdürü Armin Zerunyan ile hem Türkiye turizmini hem de Hilton'un bu süreçteki adımlarını konuştuk. "Güvenli Turizm Sertifikası" ve bu alanda atılan diğer adımlar hakkında bilgi veren Armin Zerunyan 2020 ve 2021'e dair hem yerel hem de küresel turizm öngörülerini Milliyet Tatil ile paylaştı.

“Dünyada her on yeni işten bir tanesi turizmle alakalı”

İhsan Dindar - Milliyet Tatil

 

Zor bir dönemden geçiyoruz. 2020'nin başında Çin'de ortaya çıkan corona virüs kısa sürede salgına dönüştü ve tüm dünyaya yayıldı. Hilton bu süreçte neler yaptı? Sizin için nasıl geçti?

Süreç aslında bizim için bir asır kadar uzun sürdü. Türkiye'ye Mart ayında başladı. Aslında bakarsanız kısa bir süre. Bir anda tüm dünyada frene basıldı. Seyahatler durduruldu. Sınırlar kapatıldı ve bir anda donma noktasına geldi. Bu süreç o kadar hızlı gelişti ki insanlar bunu idrak dahi edemedi. Bu ilk şok atlatıldı gibi görüyorum ben. Şimdi artık ürkek bir şekilde "nasıl eski normalimize döneriz?" sorusunun cevabını tüm dünya olarak arıyoruz. Bizim sektörün özü zaten seyahat üzerine kurulu olduğu için seyahat edilemeyen bir ortamda otelde de kalan olmaz. Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bundan etkilendi. Biz de tabii bundan payımızı aldık. Hilton olarak Şubat ayında Çin'deki tüm otellerimizi kapattık. Salgın bir anda Çin'den diğer yerlere sıçrayınca benzer süreçler yaşandı. Biz emek yoğun bir sektörüz. Her ülke bu noktada kendine uygun çözümler uyguladı. Türkiye'de kısa çalışma ödeneği gibi bir imkanımız oldu çok şükür. Çalışanlarımızı asgari düzeyde mağdur etti bu süreç.

"Büyük bir çekingenlik var"

Artık bir yandan ekonominin çarklarını döndürüp bir yandan da daha kötü bir dalgayla karşı karşıya kalmamanın yollarını bulmalıyız. Bu aynı zamanda bir geçiş dönemi. Bu geçiş döneminde biz de istiyoruz ki insanlar tekrardan seyahat etsin ve bir yerde konaklasınlar. Fakat büyük bir çekingenlik var. Uçağa binme konusunda, başkalarının da bulunduğu bir otel ortamında kalma konusunda büyük bir çekince var. Ben bir süredir burada açılışını yapacağımız tesisler için Bodrum'dayım. Salgının en zorlu döneminde bile özel izinlerle buraya gelip gittim. Dolayısıyla Bodrum benim için bu süreçte bir nevi laboratuvar gibi. Zaten salgının ilk dönemi kış olduğu için etraf sakindi. Sonrasında bir kısım turizmci bu yaz tesislerini açmayacağını ifade etti. Bir kısmı da "büyük bir risk alıp açacağız" dedi. Dört hafta önce Bodrum'daki davranış tarzıyla bu haftaki davranış arasında da büyük bir fark var.

 

Ne gibi bir farklılık gözlemiyorsunuz bu süreçte?

İnsan bir yere kadar bu duruma riayet ediyor. Bir yandan da dışarı çıkmak istiyor. Biz de bu kesime "yine de gidelim tatil yapalım", "bir yerlerde yemek yiyelim" diyen kesim için hazırlıklarımızı yaptık. Kafalarında kuşku bırakmayacak biçimde önlemlerimizi aldığımızı göstererek yönetmeye çalışıyoruz bu süreci.

“Dünyada her on yeni işten bir tanesi turizmle alakalı”

Yavaş yavaş yurt dışından da uçaklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Ama bir yandan da baktığımızda bu uçaklar 1 Temmuz gibi geç bir tarihte indi. Yani bir nevi kayıp bir sezon var karşımızda...

Olağanüstü bir şey bu kesinlikle. Türkiye'ye ilk defa 1 Temmuz'da turist kafilesi iniyor.

 

Bu süreç nedeniyle pek çok sektör gibi turizm de çok olumsuz etkiledi. Sektörün yaralarını ne zaman sarabileceğine dair bir öngörünüz var mı?

Orada açıkçası çok farklı görüşler var. Bence kimse de net bir fikir sahibi olamaz. Süreç o kadar hızlı ilerliyor ki... Mart ayında "Bayramda her şey normale dönmeye başlar" deniyordu. O yüzden ileriye dönük böyle tahminler yanıltıcı olabiliyor. Bir beklenti de yaratıyor neticede. Net olan şu; artık eskiye doğru bir gidiş var ve gecikerek de olsa sınırlar açılmaya devam edecek. Ortam insanların rahatça seyahat etmesine uygun hale geldiğinde başka bir sorunla karşı karşıya kalacağız. İnsanlar bir süre daha seyahat etmeyi isteyecek mi acaba? Ya da sehayat alışkanlıklarını değiştirip daha az uçak daha fazla arabalı ulaşım mı tercih edilecek? Örneğin bu dönemde insanlar uzak bir tatil yerine yakınlarda bi yere gitmeyi tercih edebilir. Bu bizi çok ilgilendiren bir nokta. Çünkü bizim beslendiğimiz pazarlar özellikle Avrupa pazarı bunu kolaylıkla ikame edebilir. Ne yapabilir? Bir Alman arabasına binip Hollanda'ya gidebilir. Böylece der ki "ben bu yazı bu şekilde geçireyim" Bunu tam kestiremiyoruz. Ama kimisi de alışkanlığından feragat etmeyerek Akdeniz'e gelmek isteyecektir. Bunun oranı konusunda elimizde hiçbir veri yok. Bunu zaman içinde göreceğiz.

 

"Bir haftada resim olumlu yönde değişti"

Peki tam da bu noktada sektör açısından neler yapılabilir?

İçimize dönebiliriz. İç turizme yönelebiliriz. Türkiye'de de insanlar bu yaz yurt dışına çıkmayı pek düşünmeyecek. Ama bir yandan da tatile çıkmak isteyecek. Biz de bu yüzden bu alana yönelmeye karar verdik. Bu sayede daha net bir öngörüde bulunma şansımız var. Gördüğümüz kadarıyla son bir hafta içinde bile Bodrum'da resim bir anda olumlu yönde değişti. Yine de çok temkinli davranmaya devam etmeliyiz. Çünkü şu an çok hassas bir noktadayız. İnsanlar karar verme aşamasında. Yurt dışından da farklı pazarlarda bu güven oluşup turistler artmaya başlarsa özgüven daha da artacaktır. Belki sezon bile uzatılabilir. Eylül'de okulların da açılmasıyla sezon biter diye düşünüyorduk. Ama belki de sezon taleple doğru orantılı olacak şekilde Ekim'e kadar uzatılabilir. Böyle olursa iyi olur tabii ki. Bu kötü olay turizm sektörünün ekonomi için ne denli hayati olduğunu da bir kez daha gösterdi. Turizm kendisi dışında 55-60 sektörü besliyor.

“Dünyada her on yeni işten bir tanesi turizmle alakalı”

Havacılık da bunlardan biri. Pek çok büyük havacılık şirketi bu süreçte zor günler yaşıyor...

Kesinlikle. Örneğin gıda zincirini de düşünün. Alışveriş merkezlerini düşünün. İstanbul'daki avmler belli ülkelerden gelen turistler gelmese cirosunun anca yarısını yakalayabilir. Onlar için de Türkiye çok cazip bir yer tabii. Bunu da turizm sağlıyor. Turizmin önemini diğer ülkeler de fark etti. Paris'in turistsiz ne denli soğuk olduğu görüldü. Bu süreçte her ülke kendisini beğendirme derdinde. Dolayısıyla turizm gerçekten çok önemli. Dünyada her on yeni işten bir tanesi turizmle alakalı.

 

İçinde bulunduğumuz süreçte psikoloji çok önemli. Yani insanları tatil yapmaya ikna etmek gerekiyor. Burada da sağlık ve temizlik standartları çok önemli. Hayatımızda artık bir Güvenli Turizm Sertifikası var. Bunun yanı sıra siz bu süreçte başka önlemler aldınız mı?

Marka olmak çok önemli. Çünkü marka olmak size bir istikrar sağlar. Hatta dünya markası olunca da bu standardı ve istikrarı sadece bir yerde değil var olduğu her yerde uygulayacağını taahhüt eder. Asgari olarak bu sağlanır, üstüne daha fazlasını da koyabilir elbette. Tüketici nezdinde bu inandırıcılığı nasıl sağlayacağız peki? Sonuç itibarıyla onlar odaya yerleşmeden önceki süreçte orada neler olup bittiğini görmüyorlar. İşte burada o kurumsal kimliğe duyulan güven temeldir. Hijyen bizim standartlarımzda zaten olmazsa olmaz bir konu. Bizim zaten standart bir hijyen prosedürümüz var. Biz o hijyeni gerek mutfak gerek genel alanlar gerek odalarda zaten sağlıyoruz. Bunu bir de göstermemiz gerekiyor. Çünkü insanlar görerek ikna oluyor. İlave bir katman yaratma yoluna gittik. Bunu da görsel bir biçimde ispatlarıyla sunalım dedik. Clean Stay adını verdiğimiz programla özellikle odalarda normal temizlik yapıldıktan sonra belirlediğimiz en hassas on noktaya ilave bir temizlik uyguluyoruz. Bu son temizliği yapan genellikle kat süpervizörü oluyor. Süpervizör bu nihai temizliği yaptıktan sonra kapıya bir mühür koyuyor. Bu yapışkanlı bir mühür ve ancak odaya girecek misafirimizin açabileceği bir mühür. Bir daha yapıştırılabilecek bir mühür de değil. Bu temizliğin onlar odada yokken nasıl yapıldığına dair görseller de hazırlıyoruz. Her yüzey için ayrı bir bez kullanıyoruz. Bunu tabii sadece oda temizliğinde uygulamıyoruz. Havuz için de geçerli bu. Mesela önümüzdeki süreçte davet ve etkinlikler de başlayacak. Bunlar için de bu prosedür söz konusu.

 

Bu noktada şunu sormak istiyorum. Tüm bu uygulamalar ciddi bir ekstra maliyet yaratıyor mu?

Çok ekstra bir maliyet getirmediği doğru. Ama bir maliyeti de oldu tabii. Temizlik katmanını uygulayacak ekstra bir iş gücü sağlamak durumundasınız. Burada en önemli maliyet eski kalabalıkları sağlayamayacak olmamız. Normalde bir salona bin kişi alabilecekken şimdi üç yüz kişi alabileceğiz. Sosyal mesafeyi uygulamak için kapasitenizi düşürmeniz gerekiyor. Ama bu dönem böyle geçmek zorunda.

 

Şimdi bu süreçte daha önce planlandığı üzere Bodrum’da üç otel açtınız. Bu dönemi düşünecek olursak zor bir karar mıydı bu?

Çok açık bir şekilde risk aldık. Yatırımcımızla birlikte aldığımız bir karar oldu bu. Aldığımız riskin farkındayız. Çok dikkatli bir şekilde hareket ettik. Gerçekçi olmaya çalıştık. Bu yazın diğer yazlara benzemediğini kabul ederek başladık. Bodrum’da en iyi haliyle bile Ekim’de sezon biter. Zaten sezonun yarısı gitti bile. Şimdi kalan yarısını olabildiğince olumlu bir şekilde geçirmek üzere yola çıktık. Geçtiğimiz günlerde açtığımız Susona, LXR Collection markamızın bir oteli. Türkiye’de ilk, dünyada da dördüncü örneği. Bu esnek bir markamız. Burası lüksü farklı bir anlayışla sunan resort otel. Bu noktada Frankie ile işbirliği de yaptık. Yeni bir restoran açtık. Burada yiyeceğiniz ürünlerin hiçbiri Ege dışından değil. Her şey buraya özgü ürünlerden oluşuyor. Ürünleri direkt üreticisinden almaya çalışıyoruz. Diğer iki otelimiz DoubleTree markamızla açılacak. Bir Bodrum marinada diğer ise Torba’da eski Işıl Club. Burası Türkiye’deki ikinci DoubleTree Resort otelimiz olacak.

“Dünyada her on yeni işten bir tanesi turizmle alakalı”

Biraz daha geniş çerçeve çizmek açısından sormak istiyorum; bu pandemi süreci diğer ülkelerde örneğin Akdeniz’de nasıl geçiyor?

Benzer aşamalardan geçiyorlar. Ben aynı zamanda TÜROB (Türkiye Otelciler Birliği) Başkan Yarmdıcısıyım. Avrupa Birliği Otelciler Birliği’nde de gözlemci üye statüsündeyiz. Avrupa ülkelerinden bize düzenli olarak raporlar geliyor. Onlar da her şeyi yeni yeni açıyorlar. 1 Temmuz çok kritik bir tarihti. İlk dönemde herkesin beklentisi çok düşük doluluk oran olacak. Başlarda bu tek haneli gerçekleşecek. Mesela aylar sonra ilk kez İstanbul’da doluluk oranı geçen hafta itibarıyla çift haneli rakamlara ulaştı. Bunu bir nebze de olsa moral vermesi açısından söylüyorum. Ama bunu tamamen iç pazar besliyor. Bu noktada Almanya çok kilit bir ülke. Almanya ile görüşmeler olumlu sonuçlanırsa diğer ülkeler de onu takip eder. Umarım da öyle olur.

 

İngiltere de Türkiye için önemli. Referans bir ülke konumunda. Yani bir yere İngilizler gidiyorsa orası dikkat çeker. İngiltere bu noktada kapıları açmak istiyor sanırım…

İngiltere de çok önemli bir pazar. Türkiye ile İngiltere arasında farklı kanallarla uzun süreli bir işbirliğine yönelik çalışmalar var. Turizm de bundan payını alacak. Net bir şey henüz önümüze gelmedi. İngiltere bu pandemi sürecini zorlanarak geçirdi. Bu noktada biraz da ülkeler, vatandaşlarının yurt dışında virüs kapıp geri döndüğünde bunu yaymasından endişe ediyor. Şu andaki öcü o. Herkesin kendi ülkesinde süreci bir şekilde yönetmeyi öğrendi. Ancak sınırları açtığınızda kontrol bir şekilde sizden çıkıyor. Dolayısıyla bu noktada sizin de karşı tarafın işleri doğru yaptığına emin olmanız gerekiyor. İşte Türkiye’nin de bütün çabası o noktada. Bu sıkı denetlemeler ve sertifikasyonlar da bu yüzden yapılıyor. Biz her türlü önlemimizi aldık. Sertifikasyon süreçlerimizi tamamladık. Olayın bir de yurt dışından gelen birinde virüsü de getirme ihtimaline yönelik boyutu da var. O sürecin de iyi yönetilmesi gerekiyor.

 

Peki son olarak geleceğe dair öngörünüzü sormak istiyorum. Aşının sonbahara yetişeceği yönünde çok sayıda haber gelmeye başladı. Etkili bir aşının geleceği öngörüsüyle sormak istiyorum; nasıl bir 2021 sezonu resmi karşımıza çıkar?

Açıkçası dediğiniz şekilde bir aşı kısa zamanda ve dünya ölçeğinde kullanılırsa insanları rahatlatacaktır. Korkuları bir anda azaltacaktır. Fakat şunu da unutmamak gerek; bu virüsün mutasyona uğrama ihtimali var. O yüzden o korku hepimizde biraz kalacak. Biz epeyce bir müddet kalabalıklarda maskeyle dolaşacak gibiyiz. Zaten bunu bazı milletler epeydir yapıyordu. Uzak Doğulular bunu uzun süredir uyguluyordu. Onlar uzun süredir SARS ve benzeri salgınlar nedeniyle maskeyle dolaşıyorlardı. Şimdi bizde de öyle olacak. Ancak aşı yine de bir rahatlama sağlayacaktır. Dünya Turizm Konseyi’nin yeni raporuna göre bu süreçte yüz milyon kişinin işi etkilendi. Bu rakam kötü senaryoyla 200 milyona kadar ulaşabilir. Bu sadece turizme dair veriler. Bunu yan dalları veya başka sektörleri de düşündüğünüzde bir an önce normale dönebilmemiz gerektiğini görüyoruz.

“Dünyada her on yeni işten bir tanesi turizmle alakalı”

 ihsan.dindar@milliyet.com.tr

Covid-19'u yenen hemşire anlattı!Bursa’da yoğun bakım servisinde hemşire Funda Çekiç (27), yakalandığı koronavirüsü yenerek, sağlığına kavuştu. 30 günlük tedavi sürecini anlatırken gözyaşlarını tutamayan Çekiç, sosyal mesafesiz düğün görüntülerini izlediği sırada, 'İlk defa görüyorum, keşke görmeseydim. Çok korkunç ve üzücü' dedi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber