Üniversiteler açıldı

Yükseköğretim kurumlarında yüz yüze eğitim başlasa da toplu açılış töreni pandemi koşulları çerçevesinde uzaktan oldu.

Ankara’da gerçekleşen toplu açılışta Cumhurbaşkanı Erdoğan rektörlere, öğrencilere seslendi, önemli mesajlar verdi:

“Bir yanda üniversite sınavı peşinde vakit kaybeden gençleri, diğer yandan üniversitelerimizde atıl kapasitenin bulunduğu mevcut tabloyu süratle değiştirmemiz şarttır. Üniversite kampüslerini toplumdan ve ekonomiden kopuk alanlar olmaktan çıkartıp hayatın içinde yerler haline dönüştürmeliyiz...”

MEB, YÖK, ÖSYM ve üniversiteler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği bu önemli mesajı umarız bir an önce hayata geçirir.

250’ye dayandı!

Koronadan yaşamını yitirenlerin sayısı yaz ortalarında 20’nin altına indi diye sevinirken, önceki gün 248’e yükseldi. Daha da artar mı? Umarız artmaz ama artma ihtimalinin yüksek olduğunu dile getirenlerin sayısı da bir hayli fazla. Her ne kadar aksini iddia edenler olsa da...

Peki, ne yapacağız?

Tekrar içeri kapanmak ve özellikle de uzaktan eğitim son çare olmalı.

Açıklanan kuralları, geçen kış olduğu gibi özenle uygularsak, rakamlar ürkütücü boyutlara gelmeden tekrar inişe geçer. Bu da o kadar zor olmamalı.

Bu işin şaka olmadığını ne olur artık anlayalım.

Sınav balonu!

Hemen her gün farklı bir ortamda henüz sınav potasına girmemiş cıva gibi ortaokul ve lise öğrencileriyle karşılaşıyoruz.

Ekonomiden siyasete, küresel ısınmadan teknolojiye, işsizlikten sağlığa ve kripto paraya kadar hemen her konuda derinlemesine bilgi sahibiler.

8 ve 12. sınıf öğrencileri ise panik halindeler, tedirginler, en önemlisi de “Ya kazanamazsam?” diye korku içerisindeler.

Haftalar, aylar geçtikçe daha bir içlerine kapanacak, korkuları artacak ve günde 300, 500 test çözmeye başlayacaklar ve adeta uyurgezer gibi ortalıkta gezecekler.

Çocuklarımızı bu duruma getiren ise onları gözü gibi koruması gereken anne, babalar ve devlet!

Peki, çocuklarımızın mevsimlik çiçek gibi solmalarına neden olan bu ağır temponun sonunda, mutlu bir son mümkün mü?

Evet demek mümkün değil.

Peki, o zaman bu mücadele niye?

Yüzde 90’ın derin hayal kırıklığı yaşadığı bu anlamsız sınav yarışı yerine, çocuklarımıza ilgi yetenek ve hayalleri doğrultusunda yetkinlikler kazandıracak kurslar öne çıksa çok daha iyi olmaz mı?

Örneğin, yabancı dil öğrenseler, örneğin sanat ya da sporla iç içe olsalar, örneğin el becerilerini geliştirseler ya da farklı hobiler edinseler fena mı olur?

Yıllarca sınavlara hazırlanıp da hayalini kurduğu bir okula girenlerin sayısı yüzde 10’u geçmiyor ve en vahimi de kazanamayanların elinde elle tutulur hiçbir şey kalmıyor.

İşte bu yüzden kafamızı artık sınav bataklığına gömmekten ve boşa kürek çekmekten vazgeçip onlara yaşam kalitelerini yükseltecek donanım ve yetkinlikler kazandırmalıyız.

Bir üst eğitim kurumuna gidecekler ise eskiden olduğu gibi, ortaokul ve lisede belli bir akademik düzeyi tutturanlar arasından seçilmelidir.

Herkese sınavlara girme hakkı tanımak fırsat eşitliği değil, umut tacirliğidir ve artık bu kandırmacadan vazgeçmeliyiz!

Şûra’da ele alınsın

Uzunca bir aradan sonra yeniden toplanacak olan Milli Eğitim Şûrası’nda, sınavlar da mutlaka masaya yatırılmalı ve bir üst eğitim kurumuna geçişler akıl ve bilim çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır. Yoksa, eğitimde taşların yerli yerine oturması, hayalin ötesine geçmez.

Söz konusu düzenlemeler de bir an önce sonuca ulaşmalı ki sınava hazırlanan öğrenciler kendilerine ona göre bir yol haritası çizmeli.

Köklü değişiklikler ise ilkokul, ortaokul, lisedeki mevcut öğrencilere değil, gelecek yıldan itibaren bu okullara başlayacak öğrencilere uygulanmalıdır.

Özetin özeti: Günü değil, geleceği kurtaracak kararlar almak zorundayız. Geldiğimiz nokta ortada!