Sevgiliniz Bir Sosyopat Mı?

25 Aralık 2019

Sosyapatlık, genellikle çevresel faktörlerden kaynaklanan manipülatif ve aldatıcı davranışlar da dahil olmak üzere, antisosyal davranış ve tutum modelini ifade eden terimdir.

Sosyopatlık davranışlarının çok aşina oluncaya kadar tanımlanması güçtür. Sosyopatlar genellikle manipülatifdir, sıklıkla yalan söyler, empati eksikliği yaşar ve davranışlarının yanlış olduğunu bildiklerinde bile dikkatsiz ya da agresif davranmalarına izin veren zayıf bir vicdanları vardır. Nihayetinde sosyopatların tanımlayıcı özelliği derin bir vicdan eksikliğidir.

Sosyopat tanısı nasıl konulur?

Davranışları, aşağıdaki özelliklerden en az üçünü göstermelidir:

- Sosyal normlara veya yasalara saygı göstermezler.

- Yalanlar söylerler, başkalarını aldatırlar, takma adlar kullanırlar ve başkalarını kişisel kazanç için kullanırlar. Sosyapatların ilişkilerle ilgili yaptığı şeylerin çoğu, başkalarını kontrol etme ve istediklerini alma niyetidir. Unutmayın, tipik bir sosyopat ne hissettiğinizi tam olarak anlayamaz ve size zarar verdiğinde hiçbir şey hissetmez. Sosyapatlar narsist olma eğilimindedirler ve patolojik yalancıdırlar. Genellikle bir ilişkiyi kontrol etmek için gaslighting gibi psikolojik oyunları kullanırlar.

- Sosyapatların standart bir özelliği, büyüleyici ve kibar insanlar olmalarıdır. Genellikle esprili bir kişiliğe sahiptir ve sizi etkilemek için başlangıçta iltifatlarla sizi memnun edecektir. Eğer kişi ilk bakışta çok çekici ve girişkenken, soğuk ve duygusuz bir kişiliğe çabucak döndüyse, bu bir sosyopatla uğraştığınızın iyi bir işaretidir.

Yazının devamı...

Psikolojik İşkence: Gaslighting

29 Ağustos 2019

Gaslighting, karşıdaki insana çeşitli oyunlar oynayarak zamanla kendisinden şüphe etmesini sağlamasına yönelik olan bir psikolojik şiddet, duygusal manipülasyon yöntemidir.

İngilizcesinden gaz ışığı, gaz lambası diye çevrilen bu kelimenin hikayesi ilginç bir tiyatro oyununa dayanıyor. Kelime, 1930’larda oynanan bir tiyatro oyunundan geliyor. Senaryoya göre Jack, karısı Bella'nın psikolojisini manipüle etmek için her gün gaz lambasının ışığını biraz kısıyor. Karısı “Bu lambanın ışığı azaldı mı?” diye sorduğunda ise sert bir şekilde karşılık verip kadını aşağılıyor. Böylece, Bella yavaş yavaş kendi aklından şüphe etmeye ve delirdiğini düşünmeye başlıyor. Sonuç olarak Bella'nın kendisine olan güvenini yitirmesini ve “Acaba kafayı mı yedim?” sorusunu sormasını hedefliyor. İşte bu nedenle duygu terminatörlüğünün adı gaslighting oluyor.

Gaslighting yapan bireyler, bir şeyi siz ona kanıtını gösterseniz bile yaptıklarını reddederler. Bu sayede kendi gerçekliğiniz hakkında sürekli şüpheye düşer, aklınızda “acaba”lar biriktirmeye başlarsınız ve kendinizi yetersizi hissederek mutsuz hissedersiniz. Gaslighting yapan kişi sizin beyninizi kendi mülkiyet alanı gibi kullanır. Geçmişte yaptıklarınız arasında da kopukluklar başlar ve geçici hafıza kaybı, unutkanlık gibi sorunlar yaşayabilirsiniz.

Gaslighting yapan bireyler ayrıca çevrenizdeki yakınlarınızla ilgili telkinlerini empoze etmeye çalışırlar. Negatif yönlerinizi size karşı kullanır ve bunlar olmasaydı değerli biri olurdunuz derler. Zira hedefleri temel benliğinize saldırmaktır.

Size kendinizi değersiz hissettiren ve kafanızı karıştıran bu bireyler, bazen yaptıklarınızdan dolayı sizi överler. Bu durumda siz de onların o kadar da kötü olmadıklarını düşünmeye başlarsınız.

Bir durumda gerçekten aşırı tepki verip vermediğinizi veya partnerinizin sizi gerçekten manipüle edip etmediğini anlamak bazen zor olabilir. Birkaç önemli gaslighting belirtisine dikkat ederek, neler olduğunu tanımlayabilir ve bununla nasıl başa çıkacağınızı çözebilirsiniz.

Gaslighting İşaretleri:

- Sürekli kendinizi sorguluyorsanız,

Yazının devamı...

Zihnimizi Kemiren Hastalık: OKB

2 Haziran 2019

Hepimizin hayatında ufak tefek takıntıları olmuştur. Arabanın kapısını kilitleyip birçok kez kontrol etmek, evden çıkmadan evin kapısını kilitleyip kilitlemediğini kontrol etmek, eşyalar simetrik olmadığı zaman rahatsız olmak gibi... Peki bu takıntılar hayatımızı kabusa çevirecek düzeyde ilerlerse, saatlerimizi takıntılar yüzünden kaybetmeye başlarsak? Eğer ki takıntılı düşüncelerimiz günlük rutinimizi bozacak düzeye gelmeye, belirgin bir sıkıntı verip kişiyi zorlamaya, yaşamla, kendisi ile ve çevresi ile ilişkisini bozmaya başlarsa Obsesif-Kompulsif Bozukluktan (OKB) söz edebiliriz.

Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB); insanların zihnini ve zamanını kemirerek insanların hayattan zevk alamamasına sebep olan ve ruhsal sağlığını önemli derecede etkileyen psikolojik bir hastalıktır. Obsesif- kompulsif bozukluk, kişinin kendi isteği dışında aklına gelerek tekrarlayan ve rahatsızlık verici düşünce, imaj ve dürtüler nedeniyle yoğun kaygı yaşadığı ve bu sıkıntıdan kurtulmak için bazı zihinsel eylem veya davranışları yapmaktan kendini alıkoyamadığı bir hastalıktır. Halk arasında ‘Takıntı hastalığı’ olarak da tanımlanmaktadır.

Takıntılar, insanın aklına istenmeden ve elinde olmadan gelen rahatsız edici düşüncelerdir. Bu düşünceler geldiği zaman kişide büyük bir sıkıntı oluşur ve kişi bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için uygunsuz ve saçma bulduğu halde kendini yapmaktan alıkoyamadığı bazı hareketleri yinelemeye başlar. Bu hareketlere de kompülsiyon (zorlantı) adı verilir. Mesela kirlilik düşünceleri olan kişilerin sık sık ellerini yıkaması kompülsiyona bir örnektir. Bu düşünceler ve eylemler zamanla şiddetini artırır ve kişinin günlük hayatının büyük bir kısmını işgal etmeye başlar. Sonuçta kişinin işlevselliği önemli ölçüde etkilenir.

Yapılan araştırmalarda her 100 kişiden 2-3’ünde hastalığın görüldüğünü saptamıştır. OKB genellikle ergenlik dönemlerinde ve 20-22 yaşlarında görülür. Okul öncesi dönemdeki çocuklarda da OKB hastalığının görüldüğü tespit edilmiştir. Erkeklerde kadınlara oranla daha erken yaşlarda ortaya çıkar. Birinci derece akrabada OKB varsa görülme riski artar.

En Sık Rastlanan Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB) Belirtileri:

Bulaşma Obsesyonu Ve Temizlik Kompulsiyonu; Kişinin bedenine ve eşyalarına kir, toz, mikrop, idrar gibi etkenlerin bulaşmasından kaynaklı oluşan düşünceler ve bu düşünceleri yok etmek için yaptığı davranışlardır. Kişi de sürekli el yıkama, yiyecekleri sık yıkama, evde kullanılan tabak, bıçak çatal, kaşık gibi eşyaları sürekli olarak takıntılı bir şekilde yıkama görülebilir.

Kuşku Obsesyonu ve Kontrol Kompulsiyonu; En çok görülen obsesyonlardan biridir. Örneğin, kişi evden çıkarken prizlerden fişleri çekmiştir ama duyduğu kuşkudan dolayı kontrol etme isteği oluşur veya kişi kapıyı kilitlemiştir fakat oluşan kuşkudan dolayı sürekli olarak kontrol etme gereksinimi duyar.

Etraftaki Yakın Çevresine veya Kendisine Zarar Verme;

Yazının devamı...

Ruh Sağlığınız İçin ''Affedin''

21 Ekim 2018

Genellikle affetmenin, nefret edilen kişiyi suçsuz bulmak anlamına geldiğini düşünürüz. Oysa affetmek, geçmişteki olumsuz anıların yükünden kurtulmak, olumsuz duyguların yaşamımızı kontrol etmesine son vermek demektir. Affetmek sanılanın aksine, bir hatayı görmezden gelmek demek değildir. Geçmişte yaşadığımız deneyimleri unutmak anlamına da gelmez, tam tersi yaşananları bir ders olarak görmek ve aynı tuzaklara düşmemektir.

Affetmek, insanın kendi kendine verdiği en büyük sınavlardan biridir. Gururunu kırmış, destek vermesi gereken yerde yarı yolda bırakmış, yalan söylemiş, aldatmış birini ya da birilerini affetmek onlarla tekrar görüşmek anlamına gelmez veya onlara aynı cömertlik ve iyi niyetle yaklaşmak anlamına da... Onları affetmek tamamen kişinin kendisi için yapacağı en büyük lütuftur. Onların kırıklıklarını ve yaralarını yüklenmeden yola devam etmek için. Uzun vadede bu kişinin kendini de affetmesini kolaylaştırır. Başkasını affedemeyen kendi yanlışları ya da hatalarını affetmekte de zorlanır ve sürekli kendine hesap sorar ve kendi hatlarını da büyütür. Halbuki başkalarını affetmek kendini affetmek ve kendiyle barışık olmanın en güzel temiz yollarından biridir.

Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller. Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır. Gerektiğinde hataları da söylemek karşıdaki kişinin kendisini düzeltmesini sağlar. Tabi ki bunu kendimizin de hataları olduğunu, kusursuz olmadığımızı, o kişinin de bizim hakkımızda fikirleri olabildiğini unutmayarak yapmamız gerekir. Öfke, kin...gibi duygular insana zarar verir ve affetmemek, affedilmeyeni daha kötü yollara sevk eder. Unutmayın ki bir tane yaşamınız var. Bunu uzun değil, anlamlı ve iç huzuruyla geçirmek istiyorsanız affedin.

Affetmenin ne olduğunu öğrenmek için önce "affetmenin ne olmadığını" öğrenmek gerekir. Affetmek bize tokat atana diğer yanağımızı uzatmak değildir. Yapılan hata'ya tekrar davetiye çıkartmak da değildir. Kendimizi savunmayacağımız anlamına da gelmez, bir kaçış yolu da değildir. Affetmenin ne olduğunu tam manâsı ile anlamak için gerilere gitmek, konuyu bir hayli irdelemek gerekir.

NEDEN AFFETMELİYİZ?

Kızdığımız bir insanı bağışlamak, aslında insanın kendini özgürleştirmesidir. İnsanın, özgürleşmesiyle kuruntular, içsel konuşmalar sona erecektir. Affetmek geçmişin etkisinden kurtulmak, özgürleşmek demektir.

Elisabeth Kübler Ross ve David Kessler, “Yaşam Dersleri” adlı eserlerinde şöyle söylüyorlar. Bütün bir hayat yaşayabilmemiz için bağışlamamız gerekir. Bağışlama acılarımızı ve yaralarımızı iyileştirmenin yoludur. Hepimiz incinmişizdir. Doğruyu söylemek gerekirse büyük bir olasılıkla başkalarını da incitmişizdir. Sorun bu incinmenin yaşanması değildir, bizim bunu bağışlayamamamız ya da bunu unutamayacak olmamızdır. İncinmeye devam eden şey bu acıdır.“

Yazının devamı...

İlişkilerde Duygusal Manipülasyon

29 Ağustos 2018

İlişkinizde nefes alamadığınızı mı hissediyorsunuz? Partneriniz sizi durmadan eleştiriyor ve kendinize duyduğunuz güveni yok mu ediyor? Hayatınız onu mutlu etmeye çalışmakla geçiyor ve hep başarısız mı oluyorsunuz? Sosyal hayatınızdan uzaklaştınız mı? O halde, duygusal manipülasyona maruz kalıyor olabilirsiniz.

Bir ilişkide kadın ya da erkeğin diğerini duygusal baskı altına alıp, hareket alanını kısıtlamasına, emin olunan konularda bile sürekli bir tarafın haksız çıkması ve kendisini sinmiş hissetmesine duygusal manipülasyon denilmektedir.

Herkesi memnun etme çabası, olumsuz duygulardan kaçınma isteği, hayır diyememek, sınırlarınızın olmaması, öz güven eksikliği, kontrol edilme isteği duygusal manipülasyona uğramanızı daha hassas hale getirir.

Manipülatif bir karakterin temel özelliği aslında yaptığı bütün eylemleri partneri için yapıyor ve fedakarlıkta bulunuyormuş izlenimi yaratmasıdır. Her şeyin kusursuz bir yansımasının yaşandığı ilişkide; mutsuz olan tarafın mutsuzluğu basit yargılamalarla küçümsenmeye başlanır. ''Gerçekten buna mı kırıldın?'', ''Bunu düşündüğüne inanamıyorum.'' Kırgınlıkları bile küçümsenen kişi, kendisine duyduğu saygıyı ve güveni tümden yitirmeye çok yaklaşır. Manipülatif karakter küçük oyunlarla partnerini ince ince işlerken, ustalıkla kendisini mağdur gibi gösterir. Partnerini sürekli eleştirerek kişiliğine yön verir, ona kendi isteklerini unutturur, özsaygısını tüketir. Bunun sonucunda depresyon, bağımlılık başlar ve mağdur kaçıp kurtulma yetisini de yitirir.

Yazının devamı...