Nefsini olgunlaştıran yükselir

Nefsini bilenin kendisini bilmesi güzeldir; kendisini bilenin de Yaradan’ı bilmesi muhteşem bir şeydir.

Merhamet, şefkat, vefa, edep, tevazu ve erdemle henüz yeterince tanışmamış insanların, ahlaklarıyla tanışmalarına sebep olacak ay olan Ramazan ayı mübarek bir aydır. Önemli olanın insan olarak doğmak değil, insan olarak yaşamak olduğunu bilenler her Ramazan ayı içerisinde ve oruç vasıtasıyla hem kendilerini iyiden iyiye insan olarak Yaradan ile kavuşma anına hazırlarlar hem de insanlıktan haberdar olamayanları hal diliyle uyarırlar. Hal dilini kullananlar, sadece insanlığı gereği anlatmakla kendisini yükümlü görürler; asla karşısındakini ikna etme derdinde olmazlar. Keza sufi meşrepli kişiler kalbe, kulağa, akla göre konuşurlar. Kimseye kaldıramayacağı eylemleri göstermezler, sözleri söylemezler. İkna etme durumunda gürültü patırtı eksik olmaz. Katı kalpler çabuk kırıldıkları için sufi kalpleri yumuşatırken kırmak istemez. Neticede bu dünyada her şey inceliğinden kırılır, sadece Yaradan’dan uzak kaldığı için kalbi kalınlaşanlar kalınlıklarından çok çabuk kırılırlar.

Adı gül, gönlü gülistan

Ramazan ayının mücevheri elbette bedenin sahur ile iftar arlığından dinlenmesini ifade eden oruçtur. Bedenin tüm ölçüsüz istek ve arzularının adı nefstir. Nefsini bilenin kendisini bilmesi güzeldir; kendisini bilenin de Yaradan’ı bilmesi muhteşem bir şeydir. Her şeyi oruç vasıtasıyla bir şeye indirgeyenlerden bu ay boyunca gül kokusu yayılır. Gül mevsimi olan mayıs ayı içerisinde Yaradan’ın gül bahçesinden birer birer gelerek bu dünyada tecelli bulan her insanın özdeksel adı “gül”dür. Adı gül, gönlü insan sevgisinden dolayı gülistan haline dönmüş kul insanın yakınından bülbül eksik olmaz. Keza bülbül, gülün kokusundan dolayı ezelden gelen tüm hikayeyi muhteşem melodiler yaparak (öterek) dile getirir. Bülbülün dilini çözemeyenler bülbül ne güzel ötüyor der; bülbülün güzel güzel ötmesinin nedenini gülden bilenler ise gül ne güzel kokuyor der. Keza bülbülün türlü türlü nağmeler dökmesinin nedeni gülün güzelliği ve Yaradan’ın mis kokusudur. Şayet gülden habersiz olan bir bülbül ötüşündeki güzelliği kendi kudretinde sanıyorsa gaflettedir. Bülbül, gül ile aynı zamanlarda görülen dut ağacına konarsa dut yemiş bülbüle dönmekten kurtulamaz. Bu bağlamda bülbül olanlar tüm marifeti gülden bilirler. Bülbül kılığına bürünenler ise kibir ve gurur dairesindedirler.

Yaradan’ın cömertliği

Gül ile bülbül doğu edebiyat dünyasında dost olarak gösterilir. Gül yaradan; bülbül ona kul olan. Gül üç boğumdan ibarettir. Her bir boğum Yaradan’ın insana bahşettiği cemali, celali ve kemali güzellikleri işaret eder. Ramazan ayı içerisinde nefsini aşkının emrine teslim eden insanlar, Yaradan’ın teselli cömertliği ile donanırlar. Teslim olan, teselliyi güldanlığından gül kokusu olarak alır; bedenini aç bırakmakla oruç tuttuğunu zannederek gün boyu çeşitli şikayetler ile tedbir almak niyetinde olanlar ise takdir anı gelip çattığında her şeyi bir şeye indirgeyememenin verdiği şaşkınlıkla hiçliği ancak o zaman tanırlar. Kimileri oruç, zekat ve namaz ehli olarak her şeyi bir şeye indirgedikten sonra Yaradan karşısında hiçliğin kapısından girerler; kimileri de anlamlı olan her şeyi anlamlandırmamanın verdiği şaşkınlıkla hiçlik kapısından habersiz giderler. Birileri Yaradan’a her geçen gün özlemle oruç, zekat vasıtasıyla yönelerek döner, kimileri ise katı kurallar içerisinde yarattıkları dar dairede dönerler. Her iki dönüş arasındaki fark önemlidir elbette. Birisinin başı döner, diğerinin kalbi döner. Nefsi olgunlaştıran her can ve dost kulluk mertebesinde yükselir. Oruç ile gül kokusu yayarken zekat dağıtarak da gül yağı çıkaralım.