Yalnız mezarın sırrı...

Bilirsiniz... 25 Nisan, ANZAC günü olarak anılır. Bu tarih, 1915’te ANZAC kuvvetlerinin Gelibolu’ya çıktığı gündür. Çanakkale savaşlarının son bulduğu, 9 Ocak 1916’ya kadar geçen süreçte yaşanan savaşın dehşetini hepimiz biliyoruz.
İşte o kanlı savaşın tam ortasında, 17 Kasım 1915’te, Ertuğrul Koyu’na yanaşan teknelerin birinden bir kadın indi. Savaş süreci boyunca oraya gelebilen tek kadındı. Kısa bir yürüyüşten sonra orada bulunan bir mezarın başına gitti, bir çelenk bıraktı ve ayrıldı. Ziyaret ettiği mezarda yatan kişi İngiliz Yarbay Charles Hotham Montagu Doughty-Wylie’dı.
Yazar Muzaffer Albayrak, ‘Seddülbahir’de Yalnız Bir Mezar’ başlıklı makalesinde Daughty- Wylie’ı şöyle anlatıyor: “Doughty-Wylie, Türkiye ile 1896’da askeri diplomat olarak gittiği Girit’te tanıştı. 1906 yılında İngiliz konsolos yardımcısı olarak Konya’da ve Mersin’de bulundu. 1909 yılında Mersin’de görevliyken patlak veren Ermeni olayları üzerine Adana’ya gitti ve burada elinden geldiğince tarafları sakinleştirmeye çalıştı. Silahların patladığı, evlerin yakıldığı bir ortamda sokağa çıkarak kendini olayların ortasına attı ve bu sırada yaralandı. 1912-13 Balkan Savaşları sırasında Türk ordusunda İngiliz Kızılhaç görevlisi olarak bulundu. Bu savaşta eşi Lilian da gönüllü hemşirelik yapmıştı.”
Dougty-Wylie evliydi ama mektuplar üzerinden de olsa (kimilerine göre bu ilişki daha ileri seviyedeydi) bir de sevgilisi vardı. Bazı söylencelere göre sevgilisiyle yaşadığı bir tartışma neticesinde 46 yaşında yarbay rütbesiyle orduya yazıldı. I. Dünya Savaşı başlamıştı ve o güne kadar konsolos yardımcısı olarak Osmanlı ile İngiltere arasında iyi ilişkiler kurmaya çalışan, hatta Osmanlı Devleti tarafından mecidiye nişanıyla ödüllendirilen Doughty-Wylie, artık Türklerle beraber değil, onlara karşı savaşacaktı. Gelibolu çıkarması öncesinde, Akdeniz Seferi Kuvvetleri Komutanı Hamilton tarafından çok iyi Türkçe bildiği için özel karargâh personeli olarak görevlendirildi. Karargâhta görevlendirildiği için nispeten rahattı, çünkü uzun zamandır birlikte yaşaması nedeniyle içinde bir sempati geliştirdiği Türklerle karşı karşıya gelmeyecekti. Ancak, bu rahatlığı uzun sürmedi. 25 Nisan günü Ertuğrul Koyu’na yapılan çıkarma başarılı olmayınca, 26 Nisan günü birliğin komutasına Yarbay Doghty-Wylie getirildi.
İzmirli Levanten dostum Andrew Simes’ın aile büyükleri, 1960’lara kadar Yarbay Doughty-Wylie’ın akrabalarıyla mektupla haberleşmişler. Hikâyenin kalan kısmını Andrew Simes’ın anlatımından aktarayım size:

Dokunaklı bir hikâye

“Yarbay Doughty-Wylie, askerlik mesleğinin onuru gereği verilen göreve hayır demedi. Hücum birliğine komuta ediyordu ama yıllardır birlikte yaşadığı Türklere olan sevgisi nedeniyle silah kuşanmamıştı. Elinde sadece bir bastonla doğrudan Türk siperleri üzerine silahsız bir şekilde ölümüne yürüdü ve bir keskin nişancı tarafından yüzünden vurularak anında öldü. Türklere ateş etmemesi ve öldükten sonra üzerinde bulunan Türkçe notlar, Türk askerleri arasında Doughty-Wylie’a karşı büyük bir sempati oluşturmuştu.
Öyle ki, İngiliz askerleri ölülerini toplarken onu vuran Türk keskin nişancı, Doughty-Wylie’ın ölüsünü İngilizlere teslim etmedi. Onu kendisi gömdü ve onun için dua etti. Müslüman geleneğinde ölen kişi, başı kıbleye dönük şekilde gömülür, ama Doughty-Wylie’ı gömen Türk keskin nişancı, onu onurlandırmak için elinden geldiğince İngiltere yönüne bakacak şekilde gömdü.”
Orijinali değil ama, Yarbay Doughty-Wylie’ın üzerinde bulunan notlardan birinin kopyasının dostum Andrew Simes’ın arşivinde olduğunu biliyorum.
Doughty-Wylie’ın Seddülbahir Köyü yakınında Harapkale Tepe üzerindeki mezarı, Gelibolu Yarımadası’nda toplu mezarlıklar haricindeki tek münferit İngiliz mezarıdır.
Şimdi hikâyenin başındaki Doughty-Wylie’ın mezarını ziyaret eden kadına dönelim... Bu kadın, eşi Lilian mıydı? Bazı kayıtlara göre, eşi değil sevgilisiydi. Peki kimdi bu sevgili?
Aralarında geçen tartışma nedeniyle Daughty-Wylie’ın orduya katılmasına sebep olan bu kadın, İzmir’e de üç kez gelen, Ortadoğu’nun haritasını cetvelle çizen, hakkında filmler çevrilen İngiliz kadın istihbaratçı Gertrude Bell’di. Kimilerine göre Gertrude Bell’in 1926’da intihar etmesinin sebebi, sevgilisi Doghty-Wylie’ın kendisi yüzünden orduya katılması ve ölümü nedeniyle yaşadığı vicdan azabıdır.
Ne dokunaklı bir hikâye değil mi?