Bu mizah bizi delirtti

Yavaş yavaş meydana çıkıyor ki Paris’te yaşanan trajedi hepimizin hayatını etkileyecek...
Sağlam durmak lazım. Avrupa’da İslam karşıtı aşırı sağ yükselişte. Diğer taraftan radikal cihatçı akımlar demokrasiyi silah zoruyla esir almak istiyor. Hal böyleyken, tımarhanelik olmasına ramak kalmış Türkiye kamuoyu sağlam durmak zorunda. Bu girdaba sürüklenirsek, sağcısı, solcusu, yandaşı, muhalifi hepimiz duman oluruz.
Gel gör ki, biz tam tersine, nasıl becerdiysek, Paris’teki tartışmayı kendi kavgamızın bir unsuru yaptık. Her zamanki gibi masum insanların kanı üzerinden birbirimize sataşmaya çalıştık/çalışıyoruz. Derin bir nefes lütfen.
Bir kereliğine de olsa demokrasi ve temel hak ve özgürlükler noktasında sağlam duralım. Bir kereliğine...
Zira hatırlatmak isterim ki;
Bir, ifade özgürlüğü ve demokrasiye hepimizin ihtiyacı var. Bugün Türkiye’de radikalizm tehdidi yüzünden, zaten oksijeni azalan demokratik alanda daha ciddi bir daralma yaşanırsa, sadece laikler ve muhalifler değil muhafazakârlar da sıkıntıya girer. Bilin ki El Kaide ve IŞİD’in temsil ettiği cihatçı zihniyet, sadece size, bana, köşedeki mizah dergisine değil, Ak Parti il teşkilatına da düşman. Adamlar Suudi rejimini bile yeterli bulmuyor. Türkiye’deki muhafazakârların El Kaide radikalizmiyle ne bir arada, ne de dip dibe yaşaması mümkün değil. Bazı arkadaşlara bunu hatırlatmakta fayda var.
İki, Türkiye’de devlet kurumları Suriye’den yayılan radikal tehdidin farkında. Televizyonda ha bire Batı-karşıtlığı yaparak puan toplamaya çalışan yorumculardan kat kat daha ciddi kaygılar taşıyor güvenlik birimleri. Hatırlarsınız, 2010 yılında ”Radikal İslam kırmızı kitaptan çıktı”, ”Dini motifli terör suç sayılmayacak” tarzı haberler çıkmıştı. Şimdi ise, IŞİD ve El Kaide yüzünden, bütün o kavramlar (başka isimler altında) yeniden güvenlik bürokrasisinin gündeminde. Yeni birimler, yeni daireler kuruldu. Polis ve MİT, Suriye’de savaşan radikaller ve buradaki IŞİD/El Kaide yapılanmasını büyük bir tedirginlik içinde izliyor.
Üç, laiklik bütün dünya için yeniden önemli hale geldi. Unutmayın, özellikle Batı da yaşayan Müslümanların tek güvencesi, yaşadığı ülkelerin din-körü olabilmesi. Demokrasi, daha doğrusu sağlıklı bir laik demokrasi, Müslümanlar için de en iyi yönetim biçimi. Söz ettiğim, eskiden yaşadığımız gibi mütedeyyinleri dışlayan, başörtülüleri ötekileştiren, çoğunluğun inançlarıyla alay eden kaba saba bir düzen değil tabii ki. Eski şablonlardan uzak, din ve dindarlığı devlet önünde tercih ya da ayrımcılık unsuru olmaktan çıkaracak, ifade ve yaşam hakkını garantiye alacak bir laiklik.
Dördüncü hatırlatma ise, bu olayların ister istemez İslam dünyası içinde (hayli geciken) bir ”iç muhasebeyi” başlatmasının kaçınılmaz olduğu gerçeği. Kaçıranlar, bu hafta Mehmet Tezkan’ın Milliyet’te ”cihat” kavramı üzerine sorduğu soruları, ardından eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun dün Hürriyet’teki çıkışını muhakkak okusun. Söz ettiğim, tam da bu...
İlginçtir, dün görüştüğüm ve kendisine ”muhafazakâr” ya da ”İslamcı” diye bir kaç isim, tam da bu tartışmanın gereğini vurguladı. Bu tartışma, eninde sonunda başlayacak.
Ve başladığında bir ayağı fıkıh, bir ayağı da Müslüman dünyasının Batı’yla ilişkilerindeki duygusal zikzaklar olacak...