İntergalaktik darbe lobisi

Geriden başlıyorum. Akşamüstü, hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik konuştu: “Halkımız bu konuda ne derse biz bu karara saygılı olacağız. Vatandaşın bize desteği de karşı olması da demokratik bir tavırdır. Barışçı eylemlere sonuna kadar şapka çıkarırız. Makul olan her meselede biz vatandaşımızla beraberiz.”
Meğerse onlar, marjinal/çapulcu/faizlobisi/dışmihrak/ayy-aş değil, bayağı bildiğin Vatandaş’mış ve iktidar aslında onların sesini duymaya hazırmış. Geç de olsa, eyvallah...
Ondan önce Binali Yıldırım’ı yakaladım ekranda: “Sosyal medya ile ilgili düzenleme söz konusu değil. Sosyal medyanın özgürlük alanı olarak alabildiğince faaliyet göstermesine hiçbir şekilde karşı çıkmak engellemek doğru bir şey değildir.” Bakana göre zaten ortada bir suç varsa, o mevcut yasalarla da engellenebiliyormuş. Bakan Muammer Güler’in Facebook ve Twitter’la ilgili bir “çalışma başlatıldığı”, 5 milyon Twitter hesabının incelemeye alındığı sözleri de, o anın heyecanıyla söylenmiş sözlerdi bence. Ne yalan söyleyeyim; sevindik!
Zaten sabah ilk konuşan Bülent Arınç’tı. Duran Adam protestosunun “göze hoş gelen” bir eylem olduğunu, aman ha yapanların kendi sıhhatlerini de ihmal etmemesini istedi. Sanırım geçen gün Taksim’deki Duran Adam gözaltıları da, aynı performans sanatçısının işi...
Şaka bir yana, dün Gezi olaylarının 21. gününde devlet, usulca o Mübarek rejimi reflekslerini bir kenara bırakarak, sakin ve mantıklı düşünmeye başladı. Biber gazı ve #Yedirtmeyeceğiz ruh halinin yarattığı o karşılıklı cinnet hali, yerini daha sakin bir muhasebeye dönüştürdü. İki taraf için de.
Türkiye bir uçurumun kıyısına geldi ve o kritik yol ayrımında, bizi mutlak suretle uçurumdan aşağı sürükleyecek olan o Eski Türkiye tarzı “muhaberatçı” refleksler yerine daha dingin, bir ruh hali geldi.
Umarım bu kalıcı olur, umarım kendiliğinden başlayan bu zorunlu demokrasi mücadelesi karşısında hükümet tek çarenin demokratik alanın daraltılması değil genişletilmesi olduğunu görür.
İyi de, neydi o “faiz lobisi” saçmalıkları, “İran/Almanya/ABD/İsrail/Suriye yaptı” tezleri, televizyonlarda ciddi ciddi “asker olmasa da Balyoz tarzı darbe” yorumları, fotoğraf karelerindeki yabancıları “Ahan da bunlar!” diye işaretlemeler, parmak arası terlik giyen kız çocukları ve 3 dil bilen doktoralı beyaz Türkleri “marjinal sol” diye yaftalamalar, Alevilere yönelik imalı laflar, “tek tek hesabını soracağız” diye cadı avı başlatmalar? Neydi o manşetler? “Camide seks, Gezi’de prezervatif” gibisinden yalan dolan yayınlar?
Efendim onlar aslında ortamı yumuşatmak için yapılan esprili çıkışlardı. Göstericilerin kullandığı “orantısız zeka” karşısında tatlı salvolardı. Takılmayın, unutun, affedin. Peki.
Zaten de, bu işin rengi bambaşka. Ege Kayacan’ın “Gezi Eylemlerine Soğukkanlı bir Bakış” isimli bloğunu okumuş olsaydınız, kabak gibi ortaya çıkan büyük resmi görür, Gezi olaylarının ardından “İntergalaktik Darbe Lobisi” olduğunu da çözerdiniz. Okumuyorsunuz!
”Hükümet neden hala Topçu Kışlası’ndan vazgeçmedi o zaman?” diye sorarsanız, cevabı yine Kayacan’da. Aslında Topçu Kışlası “uzaylı saldırılarına karşı insanoğlunun son umudu olacak bir savunma merkezi.” O yüzden rezidans, AVM, opera binası, müze falan önemli değil! Bir an önce yapılmalı! Anlamıyorsunuz, çok çok acil!