Akıllı olsun!

Bu son dönemin popüler kalıplarından biri. Dili yeni öğrenen ya da uzun sure Türkiye’de bulunmadıktan sonra dönen birinin zannedeceği gibi zekaya olan özlemi yansıtmıyor.

“Keşke falanca daha akıllı olsa” değil yani amaç. Bu, bir tehdit. “O falanca aklını başına toplasın, yoksa fena olur” anlamına gelip ucu “Ben ona söylemiştim, günah benden gitti”ye varacak bir söylem.

En son kimden duyduk? Sabahattin Önkibar’ın ‘Devlet Bahçeli ve MHP İçin Her Şey’ kitabını yayınlayan Kırmızı Kedi Yayınları’nın camlarını taşlayan yüzü kar maskeli ülkücülerden.

Yayınevi sahibi onlardan ‘terörist’ diye söz ediyor ki evet, hoşunuza gitmeyen bir kitap yayınlandı diye cam çerçeve indirip tehditler savurmak bir terör saldırısıdır, fikirle mücadelenin yolu yine fikirdir. Yazdıklarına katılmıyorsanız “Sabahattin Önkibar akıllı olsun” diyeceğinize siz akıllı olup kitaptaki tezlerin aksini savunabilirsiniz örneğin.

Yok, yalanlar ve iftiralar varsa mahkemeye başvurabilirsiniz. Taşla sopayla saldırmak neyin nesi?

Ama tabii bu söz kalıbını ilk akıl eden kendisi değilse de meşhur eden, Yasin Hayal. “Orhan Pamuk akıllı olsun” kendisinin en özlü sözlerinden biri. Ne kastettiği de açık, “Hrant Dink cinayeti ona ders olsun” demeye çalışıyor. Talep edilen de gerçek bir akıl değil, tam tersi mümkünse fazla ‘aklını yormamak’, ‘olur olmaz düşüncelere dalmamak’, yine dilimizin veciz kalıplarından biriyle söylemek gerekirse ‘kendi işine bakmak’.

Sen kendi işini yapıyorsun, memleket işlerine, dünya hallerine kafa yormuyorsun, birileri senin yerine düşünüyor. ‘Akıllı uslu’ oluyorsun yani. Hatta mümkünse sadece ‘uslu’ oluyorsun, senden rahatı yok.

İndi-bindi kime yaradı?

Taksilere getirilen indi-bindi ücretinden memnun olan var mı acaba? Benim müşteri olarak hayatımda değişen bir şey olmadı, zaten 7 TL tutan yere 10 TL versen şoförle aranda bir soğuk savaş başlıyor, arkanda araçlar birikip kornalar köklenene, o bir türlü bulunamayan 3 TL ‘helal edilene kadar’.

Bu arada zaten araca kabul edilmiş olduğunuzu varsayarak konuşuyorum, ‘yakın mesafe’ krizini aşmış olduğunuzu. Genellikle açıklama bile yapmadan “Yoook, hiç işim olmaz” anlamında kafa sallanıp yola devam ediyorlar çünkü. Az ötede kendilerini havaalanı müşterisi beklediğinden eminler.

Geçen gün Karaköy’den Gümüşsuyu’na gitmek istedim, en ezilen ve rica eden halimle sordum, İstanbul taksicisine istikamet beğendirmeye çalışmak borç para isteme ruhuna sokar insanı. Büyüklük gösterdi, “Mecbur alacağız, ne yapalım” deyip yol boyu söylendi şoför arkadaş. “İki saat beklersin iş çıkmaz, sonra bu çıkar, o kadar sıradan sonra geldim ben.”

“E almasaydınız?” dedim çünkü ben de bunu yaşamaktansa Beylikdüzü’ne yürümeye razıyım. “Çare yok ki” diye lafa girip “Biz bitmişiz!” ile bitirdi. Bu arada tutan miktar 13 TL. ‘İndi-bindi’ olsa ne olacaktı, siz düşünün.

Özetle yaşadığım ve haberlerde takip ettiğim kadarıyla taksiciler de memnun değil.

“Bu iş ancak taksimetrecilere yarar” diye isyan halindeler, taksimetrelerini ayarlamayı reddediyorlar. Hayır, ne anladık biz bu indi-bindi’den?