Zeid’in anılarında kaybolmak

29 Şubat 2020

Türkiye’de modernizmin öncü isimlerinden Fahrelnissa Zeid’in Tate Modern’deki retrospektifinin ardından, Dirimart galeri, bu yılın ses getiren prodüksiyonlarından biriyle sanatseverleri heyecanlandırdı. Zeid’in sanat üretiminde ayrıcalıklı bir yere sahip portre eserlerinden bir seçkiyi izleyiciyle buluşturan Dirimart, sanatçının oğlu Prens Raad bin Zeid’i de İstanbul’da ağırladı. Özel koleksiyonlardan ve Amman’dan derlenen eserleri kapsayan bu harika sergi vesilesiyle Prens Raad ile tanışma ve keyifli bir söyleşi yapma fırsatı buldum. Bu haftaki yazımda sizlerle Zeid’in yaşamı ve sanatına dair sergi özelinde ayrıntıları ve söyleşinin satır başlarını paylaşmak istiyorum.




Zeid’in gençliğinde başladığı ancak asıl olarak 1975 sonrası Ürdün döneminde ağırlık verdiği portreleri apayrı bir sanat tarihsel incelemeyi hak ediyor. Prens Raad’ın aktardığına göre ilk kez 14 yaşındayken anneannesinin suluboya resmini yapmış olan sanatçının hayatı da eserleri kadar renkliymiş. 19 yaşında İstanbul’daki Sanat Akademisi’ne girme başarısı gösteren tek kadın olan Zeid, önceleri mütevazı çalışmalarıyla yakın çevresinde varlık gösteriyordu. Erken yaşlardaki ilk evliliğinden olan oğlu Nejad Devrim ile aralarında, sanatsal rekabetin öne çıkan bir unsur olduğu sanat çevrelerince bilinen bir durum; öyle ki bunu sorduğumda prensin yanıtı şu oldu:

Yazının devamı...

Nezaket Ekici’nin ‘kişisel’ haritası

22 Şubat 2020

SSM’nin büyük merak uyandıran prodüksiyonu Marina Abramovic “Akış/Flux” sergisi kapsamında projeye dahil olan performans sanatçısı Nezaket Ekici ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdim. Hem pratiğine hem de projeye dair sorularımı içtenlikle yanıtlayan sanatçının söyleşisi sizlerle bu hafta.

Sakıp Sabancı Müzesi’nde kapılarını açan Marina Abramovic sergisi kapsamındaki performansını keyifle izledim. Özellikle izleyiciyle interaktif bir formda ilerlemesi performansı oldukça etkili kılıyor. Zihin haritalandırma kavramı üzerine şekilleniyor ve metaforik olarak ana yollardan sokaklara uzanan bir düşünce güzergâhı gibi ilerliyor. Bu performansın fikirsel oluşum sürecinden biraz bahsedebilir misin?

“Work in Progress - Personal map...” başlıklı performansım 2008 yılında üretildi ve ilk kez Bangkok’ta, 10. Asiatopia Uluslararası Performans Festivali’nde sergilendi. Performansta çivi, kırmızı ip ve çekiç kullanıyorum ve kişisel haritamı sanatsal çalışmalarımın dünya haritasına döndürüyorum. Performans başlamadan önce, tüm vücuduma Dövme Kalemi ve Edding (boya kalemi) ile biyografimi yazdım çünkü profesyonel sanat pratiğimin son 20 yılında yaptığım her şeyi hatırlayamıyorum. 250’den fazla farklı performans ürettim, 170’ten fazla şehirde, 60 ülkede ve 4 kıtada canlı performans gösterdim. Cildim ve vücudum bir tür yaprak haline geliyor ve her şeyi vücuduma yazmak 15 saate yakın sürüyor. Bu performans interaktif bir nitelikte ve kamuoyuyla çalışıyor. Haritaya yardım etmenin yanı sıra benimle performanslarımın parçalarını sergiliyorlar ve performanslarımın hikâyelerini duyuyorlar. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki izleyici harikaydı. Etkileşim yapmayı sevdiler, haritamda bana yardım etmeyi sevdiler, performanslarımın parçalarını sergilemeyi sevdiler, performanslarımın hikâyelerini duymayı sevdiler. Performans 10 gün boyunca her gün 8’er saat, toplamda 80 saat sürdü. Vücudumdaki dövme çabucak çıktığı için, her gün 15 saat tekrar tüm biyografiyi yazmak yerine, bir kez yazmaya ve vücudumu 10 gün boyunca yıkamamaya karar verdim. Gösteriden sonra hamama gittim ve bu yıkanma işlemini kamera ekibimle yeni bir video performans üretimine dönüştürdüm.


Yazının devamı...

GÜNDEMDEKİ SERGİLER

13 Temmuz 2019

Yaz aylarını yurt dışı seyahatleriyle renklendiren sanatseverler için öneriler ve İstanbul’da kapılarını yeni açan sergileri derledim bu hafta...
Kendine has malzeme kullanımı ve tekniğiyle yerini sağlamlaştırmış Azade Köker ve düşündürücü enstalasyonlara imza atan Eşref Yıldırım, Almanya’nın Solingen kentinde oldukça ilgi çekici bir grup sergisinde yapıtlarını gösteriyor. The Center for Persecuted Arts’ta ziyarete açılan ‘Spirit of the Poet’ başlıklı sergi; eziyet, zorunlu göç ve türlü travmatik olayların bıraktığı kişisel iz ve deneyimlere odaklanıyor.
Mülteci krizinin ve özgürlükten mahrum bırakılmış kitlelerin, küresel ölçekteki mağduriyetine dikkat çekmeyi hedefleyen yedi çağdaş sanatçı; kaotik bir dünyada direnmenin yollarını kendi üsluplarınca yorumluyor. Nazi zulmünden kaçmayı başarmış Yahudi asıllı Alman sanatçı Else Lasker-Schüler’e ithaf edilen seçkide, Köker’in minyatür sanatına gönderme yaptığı ‘Devshirmeh’ isimli çalışmasına, savaş mağduru Halep kentine de değinen eserleri eşlik ediyor. Yıldırım’ın, Ermeni bir şairin anısına ürettiği işi de yine serginin öne çıkanlarından... Iraklı sanatçılar Hayv Kahraman ve Hanaa Malallah ise yurtlarından ayrılmanın travmasını çalışmalarında göz önüne seriyor. Bir şekilde savaş ve şiddete tanıklık etmiş olan Orta Doğu ve Balkan coğrafyasından dokunaklı yapıtların yer aldığı bu sergiyi, 25 Ağustos’a dek görebilirsiniz.
Yolu düşenler için...
Bir diğer sergi haberi ise Polonya’dan... Azade Köker ile birlikte başarılı sanatçılarımızdan Guido Casaretto, Elmas Deniz ve Nilbar Güreş’in de yer aldığı ‘Nature in Art’, Museum of Contemporary Art in Krakow’da (MOCAK) sanatseverleri bekliyor. Doğa, ekoloji, güzellik, yüzleşme, madde ve sembol alt başlıkları altında 70’ten fazla sanatçının eserine yer veren seçki; resimden fotoğrafa, videodan yerleştirmeye kadar birçok farklı tekniği, aynı çatı altında birleştiriyor. Julius von Bismarck, Maurizio Cattelan, Wim Delvoye, Jan Fabre, Julian Opie ve Sarah Lucas gibi yıldız isimler de içeriği zenginleştiriyor. Yolu düşenler, 29 Eylül’e dek mutlaka ziyaret etmeli.
‘Devam Etmek Gerek’
İstanbul’da ise Zilberman Gallery’nin bu yıl 10’uncu edisyonu düzenlenen, artık geleneksel hale gelmiş ‘Genç Yeni Farklı’ seçkisi kapılarını açıyor. Bu kez konsepti güncelleyerek daha önceki yıllarda GYF sergilerine katılmaya hak kazanan isimleri bir araya getiren galeri, sanat ortamına atıldıktan sonra dönüşen kariyerlerinin mevcut durumuna dair bir bakış sunuyor. Bu süreci vurgulamak amacıyla ‘Devam Etmek Gerek’ başlığı verilen sergide; Eda Aslan, Özgür Atlagan, Alpin Arda Bağcık, Zeynep Beler, Sevinç Çalhanoğlu, Nazlı Erdemirel, Gizem Karakaş, Zeynep Kayan, Gülşah Mursaloğlu, Ali Şentürk, Ezgi Tok ve Hasan Özgür Top’un yapıtları görülebilir. 17 Ağustos’a dek izleyebilirsiniz.

Yazının devamı...

İSTANBUL’DAN BODRUM’A...

6 Temmuz 2019

Bu hafta hem yaz günlerini İstanbul’da geçiren hem de şehir dışına tatile giden sanatseverler için, alternatif bir sergi rehberi derledim. İstanbul’dan Bodrum’a uzanan etkinlikleri takibe almanızı öneririm.
SALT Beyoğlu, oldukça ilginç bir konuya odaklanan ‘Uygun Adım Marş!’ sergisine ev sahipliği yapıyor. Yedi yıldır ortak bir araştırma sürecinde olan Maria Andersson ve Nancy Atakan’ın geçtiğimiz sene Göteborg’da gerçekleştirdiği sergiden seçili işleriyle birlikte, yeni üretimleri olan video ve kumaş çalışmaları izleyiciye sunuluyor. Türkiye’nin modernleşme sürecindeki sportif faaliyetlere dair politikaları çerçevesinde spesifik bir alana odaklanan sanatçılar, ulusal beden eğitimi sistemini merceğe alıyor.
Türkiye’deki kültür fizik anlayışına temel teşkil eden İsveç jimnastiği ve yerel uyarlamaların birlikteliği etrafında şekillenen sergi, deyim yerindeyse gerçek bir nostalji şöleni. Türkiye’nin olimpizm ve beden eğitimi alanındaki öncü ismi Selim Sırrı Tarcan özelinde katmanlanan hikaye, Tarcan’ın İsveç’teki Kraliyet Jimnastik Merkez Enstitüsü’ne gönderilmesiyle başlıyor.

Doğallık ön planda
Estetik, tıbbi, askeri ve eğitsel niteliklere sahip Ling jimnastik ekolüne yoğunlaşan Tarcan’ın izinden giden kızlarının ilham verici öyküsü, çok yönlü bir görsellikle aktarılıyor. Genç kuşaklara kazandırmayı hedeflediği sağlam jimnastik felsefesinin temsilcileri olan kızları Selma Mimaroğlu ve Azade Kent’i bu sergi sayesinde öğrenmiş olmaktan mutluyum.
Modern dans alanında çalışan Selma ile terapötik jimnastikçi Azade’nin merkezinde olduğu üretimler, Türkiye’de beden eğitiminin kurulmasının kadınların özgürleşmesi yolundaki etkilerine de vurgu yapıyor. Selma’nın Antik Yunan estetiğine dayanan dans felsefesiyle ABD’li dansçı Isadora Duncan’ın yalınlık ve doğallığı ön planda tuttuğu hareketlerini birlikte okuyan Andersson, bedenin toplumsal algıdaki ‘ideal’ini masaya yatırıyor. Nancy Atakan ise Azade’ye dair işlerinde, 1970’lerde özel ders aldığı jimnastikçinin kendine has metotlarına ve bunları nesilden nesile aktarımına ışık tutuyor. Çizim, video ve tığ çalışmalarıyla gerçekle kurgu arasındaki anlamlı bir köprü kuran Atakan ile video, fotoğraf ve metinleriyle kişisel öyküleri katmanlandıran Andersson’un yapıtları, başarılı bir birliktelik sunuyor bana göre... 20’nci yüzyıl başlarında modernleşen Türkiye’nin spor eğitimi konusundaki rol modellerine dair keyifli bir keşif için sergiyi mutlaka ziyaret edin derim, 30 Ağustos’a kadar devam ediyor.

Çok yönlü sergi

Yazının devamı...

GENÇLERE YOL AÇIN!

29 Haziran 2019

Yaz aylarına hareketlilik getiren grup sergilerinde, yeni yetenekleri keşfetmek için harika bir hafta. Gençlerin hakimiyetindeki seçkilerden bir derleme hazırladım sizler için...
EKAV/Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı, Güzel Sanatlar bölümlerinde okuyan ve farklı disiplinlerde başarı gösteren öğrencilere verdiği burslarla, Türkiye’deki sanat ortamına katkı sağlamaya devam ediyor. Bu yıl beşincisini düzenledikleri ‘EKAV-Artist New Generation 5’ sergisi, genç isimleri takibe almak için kaçırılmayacak bir fırsat.
Küratörlüğünü Ilgın Akın’ın üstlendiği seçkide yer alan sanatçıların her biri, geleceğin kayda değer isimleri olmaya aday diyebilirim. İnci Aksoy’un sosyal sorumluluk projelerine verdiği değerin bir yansıması niteliğindeki bu sergi dizisinin beşinci yılını doldurmuş olması da sevindirici. Gençlerin önünü açacak bu tür etkinliklerin önemini sık sık vurguluyorum. Biz sanatseverlere de bu projeleri takip etmek ve ziyaretlerimizle serginin görünürlüğünü arttırmak düşüyor. EKAV galeriyi 29 Haziran’a dek mutlaka görün derim.
Keyifli bir sergi
Gelenekselleşmiş bir diğer etkinlik ise, Akbank 37. Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi... Çağdaş üretimleri desteklemek ve gençlerin sanat ortamına kazandırılmasına katkı sağlamak amacıyla, uzun yıllardır düzenlenen yarışma ve sergi dizisinin bu yılki teması ‘Ortak Stratejilerin Gösterisi’ olarak belirlenmiş.
Küratörlüğünü Melih Görgün’ün üstlendiği sergi; çatışma ve krizlerin doruğa ulaştığı böylesine bir döneme ayak uydurabilmek, üretebilmek ve hayatta kalabilmek adına alternatif önerileri odağına alıyor. “Gündelik yaşamın doğal dinamiği haline gelen toplumsal dönüşümler, yer değişimleri, tüketim eğilimleri, kültürel ve kentsel politikalar bizlere ne kadar alan tanıyor?” gibi soruların peşinden giden sanatçılar, bu yeni durumların içinde varolunacak ortak stratejileri araştırıyor. Çeşitlilik, eşitlik ve farklılık gibi kavramlar üzerine kurgulanmış bir dilin yanıltıcı yönlerini ele alarak, medya eliyle bizlere sunulan içeriği yeniden yorumluyorlar.
Dereceye giren 20 sanatçının farklı disiplinlerden işleri; çağdaş sanat ve kültürel dinamizmin çağımızın olumsuzluklarıyla baş etmeye yardımcı niteliğini öne çıkartıyor. Hem yeni üretimleri keşfetmek hem de güncel bir temayı farklı bakış açılarından incelemek adına keyifli bir sergi. 31 Temmuz’a dek Akbank Sanat’ta devam ediyor.

Yazının devamı...

DİJİTALDEN METALE

22 Haziran 2019

Dijitalleşmenin güncel sanat pratiğine derinlemesine etki ettiği günümüzde, bu alandaki proje ve çalışmaların her disiplinden sanatçının takibinde olması gerektiğine inanıyorum. Yeni medya olarak özetlediğimiz ancak aslında ayrı bir akım olmaktansa, tüm üretim mecralarında işlev bulabilen dijital sanat adına heyecan verici bir etkinlik düzenleniyor.
İnovasyon danışmanlığı alanında hizmet veren ve sanatı, iş ile teknoloji dünyasıyla bir araya getirmeyi hedefleyen ArtBizTech ekibi; bu yıl üçüncüsünü hayata geçirdikleri bang. Prix 2019’un programına seçilen eserlerden derlenen dijital sanatlar sergisini Studio-X Istanbul’da izleyiciyle buluşturuyor. Bu edisyonda ‘digital beast’ temasıyla sunulan sergi; biyo sanat, veri sanatı, yeni medya ve kinetik sanat kategorilerini kapsayan 11 projeden oluşuyor. Tasarımdan teknolojiye, felsefeden sosyolojiye çok yönlü bir temelden beslenen çalışmalar, dijital odaklı olmalarının ötesinde, günümüz perspektifinden yaratıcı bakış açıları ortaya koyuyor.
Küratörlüğünü Esra Özkan’ın üstlendiği bang. Prix 2019 sergisi, deneysel yaklaşımıyla da ilgiyi hak ediyor. Bilinmez bir evren kurgusunda kendisine yer bulan işler, dijital sanat adına yenilikçi duruşlarıyla benim beğenimi kazandı. Sanattan ilham alan inovasyon projelerinin önünü açmak ve gençlerin teknolojik ile bilimsel unsurlar içeren sanatsal üretimlerini desteklemek hedefiyle yola çıkan ArtBizTech’in bu verimli projesini izlemek için son gün 29 Haziran.

Görülmeye değer
Versus Art Project’te kapılarını açan sergi ise fotoğrafseverler için güzel bir seçenek... Metehan Özcan’ın üçüncü solo sergisi ‘Dekor’, sanatçının; son dönem üretimlerinin yanı sıra, Venedik Bienali 14. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda sergilenen ‘Tarifler No 24’ adlı çalışması gibi işlerini de içeriyor. Fotoğraf düzenlemelerinde; insan, hayvan ve bitki formundaki kentlileri alternatif bir sınıflandırmayla bünyesinde taşıyan toplumsal yapıları irdeleyen sanatçı, mimari-şehir-birey ekseninde yakın geçmişten günümüze gerçeküstü bir bakış sunuyor. Özgün fotoğrafik yorumlarına ek olarak kamusal ve özel arşivlerden edindiği malzemelerle serginin içeriğini zenginleştiren Özcan’ın gündelik yaşama ilişkin bireyden topluma uzanan sistem yorumlamaları görülmeye değer. Sergi, 20 Temmuz’a dek devam ediyor.

Dördüncü edisyon
Karaköy sanat rotasının yenilikçi durağı Mixer, artık gelenekselleşmiş olan açık çağrı serisine, bir yenisini daha ekledi. Bu sene dördüncü edisyonu düzenlenen ‘Mixer Sessions’, genç ve kariyerinin başındaki sanatçıların üretimlerini izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Yapıt çeşitliliği; tuval, video, özgün baskı ve daha pek çok farklı malzemeyle mecrayı kapsayan sergi, gençlerin eğilimlerini incelemek ve yakın gelecekte karşılaşacağımız çalışmaları önceden takip etmek açısından birebir. 4 Ağustos’a kadar devam edecek olan seçkiyi kaçırmayın derim.

Sınırları zorluyor

Yazının devamı...

HAFTANIN SERGİLERİ

15 Haziran 2019

Tatil dönüşü sendromuna ilaç gibi gelecek haftalık sergi rehberi sunuyorum bugün sizlere... Kentin dört köşesinde her beklentiye uygun dolu dolu bir gündem var.
n Evliyagil Dolapdere, yine başarılı bir grup sergisiyle karşımızda. Küratörlüğünü Beral Madra’nın üstlendiği ve çağdaş üretimin öncü isimlerini bir araya getiren ‘Nesnelerin Gizli Yaşamı’, 20 yıl boyunca üretilmiş itici nesneleri mercek altına alıyor. Türkiye’nin hızla dönüşen sosyo-kültürel profilini gözlemci ve araştırmacı bir yaklaşımla ele alan sanatçılar, tekinsizlik algısını yeniden kullanımına açıyor. Ekin Saçlıoğlu, Erdal Duman, Esin Turan, Mehtap Baydu, Memed Erdener (Extramücadele) Şakir Gökçebağ, SENA, Sena Başöz ve Serkan Demir gibi merakla takip ettiğim sanatçıların işlerini böyle bir tema altında görmek, güzel bir deneyimdi. Sergiyi, 14 Temmuz’a dek izleyebilirsiniz.
Arkeoloji, fotoğraf ve mimari
Galata Rum Okulu ise bir kişisel sergi bir de grup projesiyle yazı karşıladı. Sevim Sancaktar’ın arkeoloji, fotoğraf ve mimari temelli çalışmalarını bir araya getiren ‘Göz kapakları, iki dost iki düşman’ başlıklı sergi; kimlik, hafıza, tarih yazımı, tanıklık ve kayıp gibi kavramlara odaklanıyor. Fotoğraflara ve buluntu nesnelere eşlik eden mekana özgü yerleştirmesiyle sanatçı, arşiv tanımından dışarı taşanları ve arşivin gizlediklerini konu ediniyor. Anlam, bellek ve zaman üzerine sorgulamalarını paylaşan Sancaktar’ın sergisini ziyaret etmek için 15 Haziran son gün.
Okulun dördüncü katında yer alan Açık Okul Projesi’ndeki ‘Pandora’nın Kara Kutusu’nu da görmeden geçmeyin derim. Mekanı bir kara kutu gibi düşünerek, herkesin kendi kutusundan çıkanları aktarabileceği, kolektif bir paylaşım alanı olarak tasarlanan proje; sergileme, sunum ya da okuma etkinlikleri gibi alternatif biçimlerde sanatseverlerle buluşuyor. İzleyicinin de katılımıyla şekillenmesi beklenen süreç, Galata Rum Okulu’nun geçmişteki eğitim merkezi kimliğine de vurgu yapıyor. Nancy Atakan’dan Kerem Ozan Bayraktar’a, Deniz Gül’den Gülsün Karamustafa’ya, Hale Tenger’den Ezgi Tok’a kadar, pek çok başarılı sanatçının birlikteliğinde hayat bulan proje için son gün 15 Haziran.
Geçmiş ve gelecekle ilişki
Pg Art Gallery, kendine has naif ifade diliyle tanıdığımız Ayşe Wilson’ın kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Çocukluk deneyimlerine, nostaljiye ve gençlik ile yetişkinlik arasındaki sancılı sürece odaklanan Wilson, masumiyetle tecrübenin sınırlarını ve kesişim noktalarını konu ediniyor. Yaşamdaki her dönemin kendine özgü karakterini ve zihinsel eğilimlerini araştıran sanatçı, insanın gelişimini şekillendiren keşif ve dönüşüm sürecini işlerine yansıtıyor. ‘Quiet Afternoon’, 22 Haziran tarinine dek izlenebilir.

Yazının devamı...

HAZİRANDA ÖNE ÇIKANLAR

8 Haziran 2019

Yaz sergileri bir bir kapılarını açıyor. Bu hafta haziran ayı içinde sanat rotanıza almanızı önerdiğim bir liste hazırladım.
Merdiven Art Space, çizgi dışı programına Mısır asıllı Alman sanatçı Susan Hefuna ile devam ediyor. Hefuna, geçtiğimiz yıl tanışma ve röportaj yapma fırsatı bulduğum çok önemli bir çağdaş sanatçı. Çizim, fotoğrafçılık, heykel, yerleştirme, video ve performans gibi pek çok medyumda iş üreten sanatçı, pratiğinde kültürler arasındaki deneyim ve kodlara odaklanıyor. ‘Screens’ başlıklı bu kişisel sergisinde de kendi deyimiyle ‘pasaport taşımayan’ çalışmalarından özel bir seçki hazırlamış. Yaşamı boyunca iki farklı kıta arasında gidip gelerek pek çok yaşanmışlık biriktiren sanatçı, yabancı tanımını da sorgulamış. Bil(in)mediği bir toprağın dışında bırakılmışlık baskısıyla, paralel bir bağlamda yabancılığı ele alan Hefuna; ulaşılabilir görülen fikirsel, coğrafi ya da ekonomik her imkânın, aslında paravanlarla engellenmiş olduğu gerçeğini bizlere hatırlatıyor.
Hefuna’nın betimlediği bu düzende sınırlar belirginleşiyor, mekanlar ise mecazi olarak daha da daralıyor. Bizler de bu yeni düzende ekran, perde ya da sahnenin arkasındakileri sorgulamadan yaşama devam ediyoruz. Sergi, bu alt metin üzerine kurgulanmış ve benim Susan’ın üretimleri arasında en çok beğendiğim Mashrabiya serisiyle maskeleri bir araya getirmiş. Her biri geleneksel ahşap oymacılığının büyüleyici örnekleri olan Mashrabiyalar ve maskeler, kavramsal açıdan perdeleme işleviyle öne çıkıyor. Hefuna için bu iki nesnenin yeri oldukça ayrıcalıklı.

Sınırları sorguluyor
Çocukluğunun geçtiği Mısır’daki Kahire şehrinin manzarasını gözlemlerken, hafızasına kazınan dış cephe unsuruna atıfta bulunduğu Mashrabiyalar; gizlenme, korunma ve mahremiyet arayışlarına kucak açan müşrefiye mimarisiyle, minimalist çağdaş ifadeciliğin dengeli diyaloğundan besleniyor. Soyut deyişler ve kelimelerle bu paravanların hem ışığı filtreleyen hem de meditatif niteliğine vurgu yapan Hefuna, kamusal ile özel alan, dışarıya ve içeriye ait olan arasındaki sınırları sorguluyor.
Muazzam bir zanaat örneği olan maskeler ise Susan’ın Avrupalı kökeninden ilhamla ürettiği bir seri. Almanya’nın güneyinde, kış sonu düzenlenen karnavalın geleneği olarak her köyde yaratılan farklı karakterleri temsil eden bu çalışmalar, her ailenin nesilden nesilde aktardığı kültürel kimliğinin dışavurumunu yansıtıyor. Susan Hefuna’nın eserlerini besleyen unsur kuşkusuz milliyet ve cinsiyetten arındırılmış olmaları... Küreselleşmenin son hızla yayıldığı bu dönemde bile Doğu-Batı semboliğini kalıp yargılarla çerçevelendiren bir ortamda sanatçı; dönem, mekan, kültürel kodlarla dil arasındaki bağları ve kopuşları başarıyla ele alıyor. ‘Screens’i 20 Temmuz tarihine kadar mutlaka izleyin.

Desenlerle tanışın

Yazının devamı...