Psikolojik diziler psikolojimizi nasıl etkiliyor?

Son zamanlarda neredeyse birçok kanalda, insanın psikolojik sorunlarını kendine konu edinen diziler yayınlanıyor. Aldığım haberler bu dizilerin sayısının daha da artacağı yönünde. Bu sadece geleneksel medya için geçerli değil, aynı zamanda sosyal medyada, YouTube gibi platformlarda da bu tarz içeriklere rastlamak mümkün. Toplum olarak bu dizilere bu kadar ilgi gösterince, ben de konu hakkında önemli olduğunu düşündüğüm birkaç şeyi seninle paylaşmak istedim.

Psikolojik diziler psikolojimizi nasıl etkiliyor

Psikolojik diziler popüler olmaya başladıkça, insanlar kendilerini ve geçmişlerini daha çok sorgular oldular. Son zamanlarda en sık duyduğum ifadelerden biri şu: “Ya psikolojik sorunlarım varsa ama bundan haberim yoksa?” Dizi furyasıyla aslında psikolojik bir problemi olmayan ama ne olur ne olmaz, bir gideyim diyen insanların benden randevu aldıkları durumlarla karşılaştım. Merak edilen konulardan biri de şu: Geçmişimdeki olumsuz yaşantılar beni şu anda ne kadar etkiliyor?

15 yıldır psikologluk mesleğini icra eden biri olarak, bu dizileri izlerken içimin daraldığını, oradaki dramın beni çok bunalttığını hissediyorum. Halbuki uzun yıllar adli vakalarla da çalışmış biri olarak, dizide geçen hikâyelerden çok daha ağır hikâyelerle karşılaştım, yardımcı olmaya çalıştım. Peki, gerçek hayat bu kadar olumsuz etki yapmazken, diziler neden bu etkiye sebep oluyor? Çünkü diziler tamamen izleyeni etkilemek için kurgulanmış metinler üzerinden işleniyor. Amaç izleyicide duygusallığı en üst seviyede tutmak ve dizinin kitlesini artırarak yola devam etmesi.  En temelde psikolojik bir vaka öyküsü olsa da, son noktada yayınlanan şeyin insanların psikolojisine iyi gelmesi gibi bir amacı yok.

Genel eleştirilerin aksine, ben bu dizileri birçok açıdan değerli buluyorum. Ciddi ruhsal sorunlar yaşamasına rağmen, ya bana deli derlerse ya da güçsüz aciz bir insan olduğum düşünülürse diye psikolojik yardım almaktan çekinen insanlara, bu durumun normal olduğunu çok güzel izah ediyor. Aynı zamanda, dertlerin sadece maddi sorunlarla sınırlı olmadığını, her derdi olanın bunu kolayca ifade edemeyeceğini, bazen en büyük dertlerin sessizlik örtüsünün altında saklı kaldığını, yaşanan ciddi bir travmanın uzun yıllar boyunca olumsuz etkisini sürdürebileceğini fark etmek de çok değerli.

Gelelim olumsuz bulduğum durumlara. Hayatın akışı içerisinde hepimiz bazen dertleniriz, gergin, korkmuş veya bunalmış hissedebiliriz. Yakın ilişkilerimizde ve ailemizde çatışmalar yaşayabiliriz. Bunlar hayatın içerisinde hepimizin karşılaşacağı engeller. Ancak kendimizi aşırı sorgulamak, bu olağan sorunlara psikolojik bir problem gibi yaklaşmamıza sebep olabilir. Bu tarz bir yaklaşım, kendi kendine hallolacak sorunlar karşısında bile panik yapmamıza, olağan aksaklıklara karşı bile tahammülsüz olmamıza neden olabilir.

Bir diğer yanlış yaklaşım da şu: Şu anki davranışlarımızın ve sorunlarımızın tamamen geçmişte yaşadığımız şeylerin sonucu olduğunu varsaymak. Geçmiş elbette çok etkilidir ama insanın her zaman sorumluluk alabileceği alanlar ve yapabileceği seçimler vardır. Geçmişi suçlayan ve bundan dolayı ebeveynlerine öfkelenen birçok insanla karşılaşıyorum. Evet, ebeveynler gerçekten zarar vermiş olabilir. Ama şimdiki hayatımızın sorumluluğu bizde.

Kendini sorgulamak, arada bir nasılım diye kontrol etmek çok iyidir. Ancak durmadan kendini sorgulayan, acaba psikolojim mi bozuldu diye düşünen insanlar hayatın akışını kaçırabilir. Unutmamak lazım: Hayat psikolojiden büyüktür.

Kendine iyi davran, görüşmek üzere...