Sakallı Celal’e dair

Okulun lağımı taşar, kimse ilgilenmeyince kendisi açar. “Koskoca müdür yardımcısı bu işi yapar mı?” diye ona işten el çektirirler. Sakallı Celal tepki olarak diğer gün bir boyacı sandığı bulur ve okulun önünde öğrencilerinin ayakkabısını boyar. Mevzuatı delerek Türkiye’de ilk kez İstanbul’dan bir bayan öğretmen getirtir ve atamasını yaptırır. Çok büyük tepki alır. Bakanlıktan bir yazı gelir. Yazıda, “Yükseköğrenime öğrenci ihtiyacı olduğu için son ve bir önceki sınıfların durumlarına bakılmaksızın mezun edilmesi gerektiği’’ yazmaktadır. Hiç beklemeden burası “boyacı küpü’’ değil diyerek bir daha öğretmenliğe dönmemek üzere istifa eder. Aydın’a incir fabrikasına işçi olarak gider. Fabrika yönetimine ve üreticilere incir ve üzüm tarımının geliştirilmesini, taşınmasını, kurutulmasını ve paketlenmesini modern tekniklerle öğretir. Fransızca bilen, muhteşem silah kullanan ve fabrikanın karmaşık makinelerini tamir edebilen bu adam gözde biri haline gelir ve ustabaşılığa getirilir. İşçilere okuma yazma ve Fransızca öğretir. Fabrika sahibine modern teknikleri, çiftçiye ise kooperatifleşmeyi öğretir. Hasta bir işçi ve fakir bir köylüye maaşını verdiği için komünist diye şikayet edilir. Polis evini basar, evde komünizme ait belgeleri bulamayınca yerini sorarlar. Sakallı Celal ise kafasının içini göstererek “İşte burada’’ diye cevap verir. Sağ işaret parmağı makineye sıkışır ve ucu kopar. Soranlara “O zaten komünist parmağımdı bir şey olmaz’’ cevabını verir. Hakkındaki iftiralara dayanamaz evindeki bütün eşyaları işçilere dağıtıp bir çuval kitapla Ankara’ya döner. Oradan da İstanbul’a… İstanbul’da onu tanıyan dönemin en büyük şair, yazar, avukat ve kalburüstü aileleri evlerine sohbetini dinlemek için davet ederler. Çünkü muhteşem bilgisi ve konuşma yeteneği vardır. Çöpçülerin aldığı maaşı düşük bulur. Bunu protesto etmek için Vali konağının önünü süpürmeye başlar. O sırada oradan geçen Rasih Nuri İleri ile hocası Profesör Kerim Erim geçmektedir. O günü İleri şöyle anlatır; “Hocam, Profesör Kerim Erim bir anda fırlayıp yerleri süpüren sakallı bir çöpçünün elini öpmeye başladı.” Sakallı Celal, maddi sıkıntı çekse de hayatı boyunca kimseden para yardımı kabul etmez. Elinde büyüyen Mehmet İsvan çok zengin bir iş adamı olur hocasına hesap açar fakat öldükten sonra tek bir kuruşuna dokunmadığını görünce baygınlık geçirir. Hayatı boyunca hiç sigara ve alkol kullanmaz. Maddiyata asla önem vermez. 6 Haziran 1962 yılında hayata gözlerini yummadan önce vasiyetinde, “Mustafa Kemal’i seviyorum. Ona olan tahmin edilmeyen güçlü özlemimle ölüyorum. Onu öpmek, koklamak isterdim.’’ Kaynak olarak kullandığım Orhan Karaveli’ye ait “Sakallı Celal’’ isimli eserde şöyle diyor büyük üstad; “Tek isteği vardı Sakallı Celal Bey’in; Türkiye’nin Atatürk’ün yolundan giderek aydınlık günlere ulaşması… Bu uğurda bir şeyler yapabilmek için bin dikene katlandı. Kim bilir, yeterince yararlı olamamanın üzüntüsüyle göçüp gitti.” Ya bir de bu günleri görseydi dostlar.... Bekir Yıldız

Bir adam ölür

Öldüğünü fark ettiğinde, Tanrı'nın elinde bir çanta ile kendisine yaklaştığını fark eder. Tanrı ile adam arasında şöyle bir konuşma geçer.
Tanrı: Haydi oğlum gitme zamanı.
Adam: Bu kadar mı erken? Bir sürü planım vardı...
Tanrı: Üzgünüm ama gitme zamanı.
Adam: O çantada ne var?
Tanrı: Sahip oldukların!
Adam: Sahip olduklarım mı? Yani eşyalarım mı? Elbiselerim... Param...
Tanrı: Onlar asla sana ait değildi, onlar dünyaya aitti.
Adam: Anılarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar zamana ait.
Adam: Yeteneklerim mi?
Tanrı: Hayır. Onlar koşullara ait
Adam: Arkadaşlarım ve ailem mi?
Tanrı: Hayır oğlum. Onlar yürüdüğün yola ait.
Adam: Karım ve çocuklarım mı?
Tanrı: Hayır. Onlar kalbine ait.
Adam: O zaman bedenim olmalı?
Tanrı: Hayır hayır. O toprağa ait.
Adam: O zaman kesinlikle ruhum olmalı!
Tanrı: Üzücü bir hata yapıyorsun oğlum. Ruhun bana ait.
Adam gözlerinde yaşlar ve kalbinde korkuyla çantayı Tanrı'nın elinden alıp açtı... BOŞTU! Kalbi kırık, göz yaşları yanaklarından akarak Tanrı'ya sordu...
Adam: Hiçbir şeye sahip değil miyim?
Tanrı: Doğru. Asla bir şeye sahip değildin.
Adam: O halde, benim olan ne vardı?
Tanrı: ANLAR. Yaşadığın anlar senindi. Hayat sadece bir andır.
HER ANI YAŞAYIN. HER ANI SEVİN. HER ANIN TADINI ÇIKARIN.
“İyi insanlar cennete gider demek doğru değildir, iyi insanlar nereye giderse orası cennet olur!”

The Beatles

1963’de erkek öğrenciler birden bire saçlarını öne doğru fırçalamaya (taramaya) ve yakalarının üstüne taşacak biçimde uzatmaya başladılar. 4 at: John, Paul, George ve Ringo, herkesin dilindeydi. İngiltere’nin her yerinde Biyoloji öğretmenleri öğrencilerinin alıştırma defterlerindeki ‘Beetle’ sözcüğünün imlasını düzeltmek için fazladan kırmızı keçeli kalemler satın aldılar. Beatles, dünyayı fırtına gibi sardı. Yaptıkları her plak, listelerde bir numaraya çıktı ve nereye gitseler çevrelerini onlara aşırı ilgi gösteren binlerce hayranları sardı. Basın buna; ‘Beatlemani’ adını verdi. Ama başarıya giden yol bir express yo değildi. Şampiyonluk aşamasına gelene kadar tanınmamış, cimnastik salonlarında yüzlerce utandırıcı dövüş yapan bir boksör gibi, Beatles da, dünyanın dikkatini çekmeden önce 3 yılını Liverpool ve Hamburg’da kalitesiz kulüplerde (çoğunlukla gecede 8 saat çalarak) geçirdi. Çıraklık, usta sanatçılığı yarattı. Lennon ve Mac Card Ny sonsuza kadar yaşayacak şarkılar yazdı. Ve topluluğun 1970’de dağılmasından çok sonra doğan çocuklar için bile hala ‘beetle’in (Sözcüğünün imlası sorun olmaktadır. Kaynak Gelişim Oxford

Dünya ile insan

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yaparak evde oturacağını düşündü. Tam bunları hayal ederken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti. Bu hafta sonu onu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin verdiği dünya haritası gözüne ilişti. Önce haritayı küçük parçalara ayırdı ve oğluna “Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim” dedi. Sonra düşündü, “Oh be kurtuldum,. Coğrafya Profösürü gelse akşama kadar düzeltemez” dedi. Aradan 10 dakika geçmeden oğlu koşarak geldi ve “Haritayı düzelttim” dedi. Adam inanamadı. Haritayı gördüğünde hayretler içindeydi ve bunu nasıl başardığını sordu. Çocuk şöyle cevap verdi, “Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğimde dünya kendiliğinden düzelmişti.’”

Yalnız değiliz

Çukurovam,
kundağımız,
kefen bezimiz.
Kanı esmer, yüzü ak.
Sıcağında sabır taşları çatlar,
çatlamaz, ırgatın yüreği.
Dilerse buluttan ak,
köpükten yumuşak verir pamuğu.
Külhan kavgacıdır delikanlısı,
Ünlü mahpushanelerinde Anadolu’mun
En çok Çukurovalılar mahpustur,
dostuna yarasını gösterir gibi,
bir salkım söğüde su verir gibi,
öyle içten
öyle derin,
türkü söylemek,
küfretmek,
Çukurova yiğidine mahsustur... Ahmet Arif

Altın sözler

Acımasız olan güçsüz olandır.
Sevecenliği yalnızca güçlü olandan bekleyebilirsiniz.
(Rosten)

Fazla sadaka, dilencileri arttırır. (Goethe)

Bir mükemmel iftar sofrasında ramazanı beğenmeyen
kimseyi beğenmedim. (Cenap Şahabettin)

İştah, yemek yerken açılır. Genellikle başkaları yerken.
(Stanis Law. J. Lec)

İnsanların açlıktan ölmesi doğanın değil.
İnsanlığın ayıbıdır. (George Foks)

Zengin yer sütlaç, fakir yer bulamaç.
Sabah olunca o da aç, o da aç.
(Mektupçu Ağah)