Ertegün kardeşler övgüyle hatırlanıyor

Tüm dünyada protestolar devam ediyor, bazı ünlü isimler, “Yeterince destek olamadık” diye özürler diliyor; ama hatırlanan güzel hikâyeler de var. İşte bu hikâyelerden biri 1930’larda Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’nde iki genç sayesinde başlıyor.

ABD’deki #Blacklivesmatter protestoları sürerken, eski defterler de yeniden açılıyor. Büyük kurumlar, şirketler, ünlü isimler bu konuda şimdiye kadar yaptıklarının yeterli olmadığını söylüyor, daha fazlasını yapabilirdik diyor. Bir yandan da tarihte yer etmiş iyi örnekler hatırlanıyor. İşte o örneklerden biri, 1930’larda Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’nde iki delikanlının caz tarihini değiştirmesi olarak hatırlanıyor. 1935’te büyükelçi babalarıyla birlikte elçiliğe taşınıyorlar, en büyük ilgi alanları caz müzik. O zaman şehrin caz kulüplerine gittiklerinde fark ediyorlar ki, ya sırf beyazlar ya sırf siyahlardan oluşuyor kulüplerin izleyicileri! Farklı ırklardan müzisyenler de bir arada sahneye çıkamıyor, yine siyah-beyaz ayrımı yapılıyor.

Siyah ve beyaz cazcılar müzik yapmaya başlıyor

Bunu fark eden ve saçma bulan iki kardeş, yavaş yavaş Büyükelçilik rezidansında yetenekli müzisyenleri bir araya getirmeye başlıyor, siyah-beyaz ayrımı yapmadan.

1930’lar için son derece cesur bir hareket bu! Böylece Washington’da ilk defa siyah ve beyaz cazcılar, birlikte müzik yapmaya başlıyor.

Komşular şikâyet ediyor, hatta beyaz bir Kongre üyesi Büyükelçi’ye oğullarını şikayet ediyor, ama büyükelçi oğullarını sonuna kadar savunuyor. Siyah ve beyaz müzisyenlerin bir arada güvenli bir ortamda müzik yapabilmelerini destekliyor.

Peki, ama bu bizim için neden önemli? Çünkü söz konusu olan Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği ve Büyükelçi Mehmet Münir Ertegün’ün oğulları Ahmet ile Nesuhi Ertegün.

Ahmet ve Nesuhi Ertegün, daha sonra 1942’de Washington’ın ilk karma konserini düzenliyorlar; 16. Sokak’taki Jewish Community Center’da, hem de mekânın yöneticilerinin konserin siyah ve beyazları bir araya getireceğinden haberi olmadan!

Ertegün kardeşler övgüyle hatırlanıyor

Konserin duyurusunu önceden çok iyi yaptıkları için, son anda mekânın iptal etmesi mümkün olmuyor.

Ertegün kardeşlerin caz tarihinde etkileri bununla bitmiyor. Ahmet Ertegün 1947’de Atlantic Records’ı kuruyor, birkaç yıl sonra da Nesuhi Ertegün şirkete katılıyor; John Coltrane, Thelonious Monk, Ray Charles, Aretha Franklin, Led Zeppelin gibi birçok yıldızı müzik dünyasına kazandırıyor. Sadece müzisyenler kazandırmakla da kalmıyor, müzik festivalleriyle şehirlerin kaderini de değiştiriyorlar.


Ertegün kardeşler övgüyle hatırlanıyor


Montreux’yü bir festival şehri haline getiriyor

Dünyanın her yanından müzikle ilgilenenler her yıl temmuz ayında Montreux’ye koşuyor. “Festivali Ertegün kardeşlere borçluyuz” diyor festival komitesinden Peter G. Rebeiz ve festivalin çıkış noktasını şöyle anlatıyor: “Her şey bir kutu çikolatayla başladı. Müzisyenlerle dostluğuyla ve çılgın partileriyle bilinen Claude Nobs, bundan tam 53 yıl önce Ahmet ve Nesuhi Ertegün’ün müzik şirketi Atlantic Records’ın kapısını çalıyor, ‘Patrona İsviçre’den çikolata getirdim’ diye. Randevusuz kabul edilmiyor ama o kadar uzun bekliyor ki sonunda Ertegünlere ulaşıyor ve Montreux Caz Festivali için istediği desteği alıyor. İsviçre’nin de katkısıyla Montreux’yü bir festival şehri haline getiriyor.”

Ertegün kardeşlerin daha öğrencilik yıllarında sanatta eşitsizliğe karşı çıkıp, din, dil, ırk ayrımı yapmadan tüm sanatçılara destek olmaya başlamasıyla dünya müzik tarihi değişiyor. Ve işte ne mutlu ki dünyanın önde gelen kurumları, şirketleri, ünlü isimleri bugünlerde eşitliğe yeterince destek olamadık diye özür dilerlerken, Türkiye’nin ve Ertegün kardeşlerin büyük desteği hâlâ övgüyle hatırlanıyor. İşte sanatın birleştirici ve iyileştirici gücü her zaman olduğu gibi bir kez daha kazanıyor.