Lucca etkisi yetecek mi?

Tam 16 yıldır İstanbul sosyal hayatının merkezlerinden biri Bebek’teki Lucca.

Popüler bir buluşma mekânı olmasına rağmen yemek, içki ve servise en çok önem veren yerlerden.

Ayrıca İstanbul mekânlarına başka alanlarda da öncülük etti.

İstanbul’da çağdaş sanata galerilerden sonra ilk kez duvarlarını açan yer oldu. Lucca Art’ta Burhan Doğançay, Sıtkı Kösemen gibi ustaların işlerini bile gördük.

Sadece sanat da değil, ilk yıllarında modaya da el attı.

Hatta vintage’ın İstanbul’da en popüler olduğu dönemde Ece Sükan ve Ahu Yağtu ile birlikte “Vintage Saturdays” diye vintage günleri düzenledi.

Biliyoruz, Lucca’da başlayan, bazıları devam eden, bazıları çoktan biten aşklar, ilişkiler, arkadaşlıklar, dostluklar oldu.

Hatta sırf bu yüzden Lucca’da konuşlanılan köşeler değişti yıllar içinde.

Eskiden tuvalet önünde sosyalleşmeyi tercih edenlerin bir kısmı çoluk çocuğa karıştı, artık Lucca’nın ana caddeye değil, sokak arasına bakan köşesini tercih ediyorlar.

Her şeye rağmen 16 yılda hâlâ iyi görünüyor Lucca müdavimleri.

Hatta 16 yıl önce olduğundan çok daha iyi görünenler de var aralarında.

Sadece müdavimler değil, Lucca da 10. yılında kısa bir bakıma girdi.

Zorlu Center’daki kardeş mekânı Cantinery’nin tasarımını da yapan New York’lu tasarım ofisi Roman & Williams mekâna ufak tefek dokunuşlarda bulundu.

Ruhunu bozmamak için o kadar minik değişiklikler yapıldı ki arada fark etmeyenler bile oldu.

Lucca’nın şubeleşmemesi, onun yerine sadece Cantinery gibi bir kardeş mekânının olması da bu 16 yılda Lucca’nın özel kalmasını sağladı.

Cantinery ise mutfağının yanı sıra Zorlu Center’da olmasının, stratejik konumunun avantajını yaşadı.

Şimdi ise Cantinery, Emaar Square Mall’da ikinci şubesiyle karşımıza çıkıyor.

Müdavimler için tadım yemekleri yapıldı bu hafta.

Bir de C Coffee Bar adlı kardeş mekânı olacak.

Emaar gibi bir AVM’ye yolu hiç düşmeyenler bile Lucca’nın kardeş mekânlarını görmeye gitti.

Peki ama bundan sonra giderler mi?

Lucca etkisi Emaar’ın imajını kurtarabilir mi?

Hep birlikte göreceğiz.

Lucca etkisi yetecek mi

Megxit en çok kime yaradı?

İki haftadır sadece İngiltere’nin değil, dünyanın gündeminde Sussex Dükü Harry ve Düşesi Meghan’ın kraliyet ailesinden ayrılma haberi var.

Malum, bu kararı çok cesur ve romantik bulanlar kadar şımarık ve saygısız bulanlar da var.

Harry ve Meghan’ın Sussex Royal markalarıyla tam 100 ürünü şimdiden tescil ettirdiklerinden, Harry’nin Meghan’a Disney CEO’sundan dublaj işi istemesine kadar birçok detaya hakim olduk bu süreçte.

Kraliçe Elizabeth kararını verdi ve sonuçta Harry ve Meghan finansal bağımsızlık uğruna kraliyet ailesinden ayrılmalarıyla kraliyet unvanlarına, gelirlerine de veda ediyor.

Tabii bu arada Kraliçe tarafından kendilerine tahsis edilen Frogmore Cottage adlı evlerine kraliyet fonundan alarak harcadıkları 2.5 milyon pound’u da geri ödeyecekler.

Önceki gün ise Harry ilk defa konuştu, “Prens olarak ya da Dük olarak değil, Harry olarak anlatabileceğim kadarını anlatacağım” diyerek başladı ve aslında kraliyeti temsil etmek istediğini ama finansal bağımsızlığı da istediğini ve ikisi bir arada olamayacak dendiği için bu seçimi yapmak zorunda kaldığını anlattı.

Tabii bu kararın Meghan’a değil, kendisine ait olduğunun altını çizdi.

Zaten Kraliçe Elizabeth de Meghan’a aileye bu kadar kısa sürede uyum sağladığı için teşekkür etti, bu kararla ilgili son açıklamasında.

Peki ama Megxit’in asıl kazananı kim oldu?

Ne Harry ne Meghan ne de Kraliçe Elizabeth...

Asıl kazanan Jeffrey Epstein ile birlikte adının karıştığı cinsel taciz davaları devam ederken verdiği röportajla imajını derinden zedeleyen ve hatta kraliyetteki görevlerini kaybeden Prens Andrew oldu.

Çünkü Prens Andrew hakkındaki bütün suçlamalar Megxit’in gölgesinde kaldı, hatta unutulmaya bile başlandı.

Lucca etkisi yetecek mi