Restoranlar nasıl değişecek?

Eylülde şehre dönüşle birlikte kapalı mekânlara da girmeye başladık. Yeme-içme-eğlence sektörünü Kovid-19 sonrasında, ilk sonbahar-kış sezonunda bakalım neler bekliyor?

Neredeyse bütün bir yazı Bodrum’da Kovid-19 yokmuş gibi geçirdikten sonra eylül ayı itibarıyla şehre döndüm. Hem İstanbul’da hem de Kovid-19’dan bizden daha çok etkilenen Londra’da şehre dönüşü gözlemleme şansım oldu. Açık havadaki mekânlarda sorun yok, hâlâ kendimizi güvende hissediyoruz, ama kapalı mekânlara girdiğimizde başlıyor panik. Londra’da bütün mekânlar, iletişim bilgilerinizi almaya zorunlu tutuluyor. İstanbul’daki gibi sürekli ateşiniz ölçülmüyor, tüm çalışanlar maske takmıyor, böyle bir maske zorunluluğu yok, ancak masalar birbirinden uzaklaştırılmış, barlarda bile araya pleksi separatörler konulmuş; her yerde dezenfektanlar var, kâğıt menüler yerine QR kodlu menüler dikkati çekiyor. Bazı restoranlar masanıza oturana kadar maske takmanızı istiyor, publarda ise herkes burun buruna, kimse sosyal mesafeye ya da maskeye bakmıyor.

İşten çıkarmalar

Londra’da devlet aylarca kapalı kaldıktan sonra temmuz ayında yeniden açılan restoranlara gitmeyi desteklemek için haftanın 3 günü hesapların yarısını öderken, bir anda sadece kamuya açık alanlarda değil evlerde bile 6 kişiden fazla görüşülemez kararı alınması şaşırttı.

İstanbul’da ise gece 12’den sonra kafe, bar ve restoranlarda her türlü müzik yayınının yasaklanması üzerine müzik ve etkinlik sektörü sosyal medyada #müziksusturulamaz etiketli kırmızılı protestoya başladı. Tabii bunlar sadece büyük şehirlerde değil, ülkenin genelinde de geçerli.

Hiç şüphesiz yeme-içme-eğlence endüstrisi Kovid-19 nedeniyle yaşanılanlardan en çok etkilenenlerin başında geliyor. Tüm dünyada işten çıkarılan ya da ücretsiz izne çıkarılan çok sayıda çalışan var. Bunun sonucunda da dünyanın en lüks restoranlarında bile servis aksıyor, çünkü işten çıkarılanların yerine eğitimsiz ve daha düşük ücretle işe alınanlar geliyor.

Lüks paket servis aplikasyonu

Peki, ama bundan sonra neler olacak? Global danışmanlık şirketi McKinsey&Company’nin ABD’li tüketicilerle yaptığı anket, restoranlarda yemek yemenin kriz öncesi döneme dönmesinin aylar, hatta muhtemelen yıllar alacağını gösteriyor. Bazı alışkanlıkların ise eskiye dönmeyeceği tahmin ediliyor. Bu, hizmet veren restoran sahiplerinin yeni bir ekonomik modele ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor. McKinsey’nin bahsettiği yeni ekonomik model, restoranların evlere yemek servisini güçlendirmesi ve hatta kişiselleştirmesini öngörüyor.

Şu an Cantinery’nin lüks paket servis aplikasyonu Fuudy aracılığıyla yaptığı gibi bazı popüler restoranlar kendi yemek servisi ağını oluşturuyor, Fuudy ile Lucca’nın evlere servis edilen yeni markası L’express by Lucca gelecek hafta hayatımıza katılıyor. Ayrıca Sanayi 313, Gab Foods gibi markalar da Fuudy ile eve servise başlıyor. Bazı popüler restoranlar da daha kolayı seçip Yemeksepeti gibi var olan servis ağlarına katılıyor.

Londra’da Nobu’dan Hakkasan’a tüm restoranlar, artık eve hem hazır yemek ve içki servisi yapıyor hem de iyi restoranların bir kısmından malzemelerini ve tariflerini sipariş edip evinizde kendiniz pişirebiliyorsunuz. İşte bütün bu yöntemler olası bir eve kapanma sürecinde hem restoranları ayakta tutacak hem de eve kapandığımız için bozulan morallerimizi yükseltecek.

Restoranlar nasıl değişecek

Dijital sadakat programları

Peki, ama başka ne gibi değişiklikler olacak? Restoranların tasarımı değişecek, menüler değişecek, menüler de ödemeler de dijital ve temassız olacak. Ses aktivasyonuyla çalışan bir sistem öne çıkacak. Her restoranda temassız el yıkama imkânı sunulacak. Havalandırma sistemi tamamen değişecek. Depolar restoranlardan daha uzağa, kirası daha düşük lokasyonlara taşınacak. Uzakta kurulan “Dark Kitchen”lar ile evlere yemek servis edilecek.

Pandemi sürecinde herkesin evde kendi ekmeğini yapmasından glütensiz unları kullanmaya başlayıp daha sağlıklı beslenmesinden menüler de etkilenecek. Artık daha sağlıklı, glütensiz, vegan seçenekler de öne çıkacak menülerde. Müşterilerle dijital ilişki güçlendirilecek, dijital sadakat programlarıyla müşteriler ödüllendirilecek. Marka elçileri daha büyük önem kazanacak.

Sonuçta, her yeniliğe olduğu gibi bu değişikliklere de hızlıca adapte olunacak. Başka çare yok!