Sosyal hayatta neler değişti?

Bu hafta itibarıyla hepimiz evlerimize çekildik, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmıyoruz. Bu durumda sosyal hayatımız da ister istemez değişti tabii. İşte bu değişiklikler arasında en çok dikkat çekenler

Alo geri döndü: En son ne zaman bu kadar çok telefonda konuşmuştuk hatırlamıyorum bile. Malum, artık hepimiz WhatsApp, Telegram, iMessage ile girizgâh yapmakla vakit kaybetmeden hemen konuya giriyoruz. Bazen iki tık oldu mu okundu mu diye takip ediyoruz, bazen de herkes kendi istediği anda cevaplasın diye birbirimize zaman tanıyoruz. Şimdi ise herkes kendi evinde izole olmuşken sürekli birbirimizi arayıp uzun uzun konuşuyoruz; hem birbirimizi merak ettiğimiz için hem de hiçbir yere yetişme derdi kalmadığı için. Hatta sırf bu kadar çok konuşmaktan sesimiz bile kısılıyor. Bir de bu durumu daha da ileri taşıyıp FaceTime ve Zoom’da kalabalık görüntülü telefon seansları yapanlar var. O da ayrı bir enerji istiyor.

FOMO’yla vedalaşma: Çağın hastalığı: FOMO (Fear of missing out). Sürekli bir şeyleri kaçırmaktan, geride kalmaktan korkuyoruz. Sürekli yeni bir şeyler görmek, merak ettiğimiz ortamlara girmek ve ilginç bulduğumuz kişilerle tanışmak için bir göçebe hayatı yaşıyoruz. Bu yüzden de yorgunluk, hastalık dinlemeden hep sokaklarda, hatta havaalanlarındaydık. Bir dönem JOMO (Joy of missing out) da girdi hayatımıza. Bir şeyleri kaçırma korkusunun yerini mutluluğu aldı, kısa bir dönem de olsa. Yalnız kalmak, kafa dinlemek, internet bağlantısını kesmek bazen işe yarıyor, sistemin hata vermesini engelliyor diye düşündük. Şimdi ise tüm etkinlikler iptal olduğu, restoranlardan AVM’lere birçok yer kapandığı için ve tabii herkes gönüllü olarak evlerinde inzivaya çekildiği için FOMO’yla da JOMO’yla da vedalaştık. Dışarıda olanlara sinir olmaya başladık.

Ekranlara kilitlendik: Televizyon, bilgisayar, telefon… Birinden birinin ekranına kilitleniyoruz mutlaka. Hatta çoğu zaman hepsi birden açık önümüzde; göz ucuyla hepsini birden takip ediyoruz. Sonuç, yorgun gözler. Malum, gözümüz kulağımız son dakika koronavirüs gelişmelerindeyken herhangi bir şeye odaklanmak mümkün değil.

Çevrimiçi sosyal aktivitelerin yükselişi: Kültür-sanat etkinliklerinden spor hayatımıza her şey sekteye uğramış durumda. Ama neyse ki sevdiğimiz sanatçılar Instagram’da evlerinden canlı yayın konserleri veriyor. Spor hocaları bile Instagram’dan canlı yayın dersler yapıyor. Sevdiğimiz şefler #Mademevdeyiz etiketiyle Instagram’da yemek tarifleri paylaşıyor. Evde tek başına yerine herkes evde hep beraber olabilmek için büyük çaba harcıyor.

Evden çalışmak artık cazip değil: Her gün ofise gidenler evden çalışmanın büyük bir lüks olduğunu düşünüyordu. Oysa şimdi görüyorlar ki evden çalışmak aslında büyük disiplin istiyor. Evde konsantrasyonumuzu bozacak birçok şey varken, pijamayla kanepeden çalışmak fikri başta cazip gelse de aslında öyle olmadığı bu süreçte ortaya çıktı. Zaten evden çalışıyor zannettiklerimiz bile her zaman dışarıda farklı mekânlarda çalışıyor, sosyalleşiyordu bu girdaba kapılmamak için. İşte şimdi evden çalışmanın aslında mobil çalışma olduğu ortaya çıktı ve eve kapanan birçoğumuz ofise gittiği günleri şimdiden özlemeye başladı.

Temassız sipariş alışkanlığı: Evde yemek pişirme yerine hâlâ dışarıdan sipariş vermeyi tercih eden bir kitle var. Bu, aslında yeme-içme sektörü için de iyi. Malum, kafe-restoranların kapanmasıyla yeme-içme sektörünü zor günler bekliyor. Yemeksepeti’nin temassız sipariş özelliğiyle şimdi kredi kartıyla online ödeme yaparak sipariş vermek ve yemeğin kapıya  gelmesi mümkün.