Terence Conran’ın ardından

Cumartesi günü tasarım dünyası çok önemli bir ismi, Terence Conran’ı kaybetti.

Terence Conran, Habitat, Conran Shop, Mothercare gibi markaların ve Bibendum, Quaglino’s, Boundary gibi restoranların da yaratıcısıydı.

Londra Tasarım Müzesi’nin kurucusuydu aynı zamanda.

3-4 yıl önce Londra’da bir tasarım ödülleri davetinde tanıştım büyük oğlu Sebastian Conran ile.

Yaşam boyu başarı ödülü almak için sahneye çıktığında “Bu ödülü doğru Conran’a verdiğinize emin misiniz?” diyerek herkesi güldürmüştü.

Çünkü sadece İngiltere’de değil, dünyada tasarım denince akla ilk gelen isim babası Terence Conran’dı.

Kardeşi Jasper Conran da Sophie Conran da birer tasarımcıydı.

Sebastian Conran’ı ailenin diğer fertlerinden ayıran en büyük farkı tüm aile fertleriyle iyi ilişkilerinin olması ve tabii belki de bunu sağlamasına neden olan, kendi ismini taşıyan stüdyosu Sebastian Conran Design.

Hatırlayacaksınız, Elle Décor Türkiye tarafından Eczacıbaşı Grubu’na ait VitrA için yaptığı Eternity koleksiyonu ile ‘En iyi banyo tasarımı’ ödülünü de aldı.


Terence Conran’ın ardından

En büyük eseri: Londra Tasarım Müzesi

Sebastian Conran, sohbetimiz sırasında Londra Tasarım Müzesi hakkındaki fikrimi sorduğunda hiç çekinmeden müzeyi çok sevdiğimi ama sergilerini çok yetersiz bulduğumu anlattım.

Hiç bozulmadan, “Peki, o zaman birlikte gidelim, ne değişmeli konuşalım” dedi. Babası Terence Conran’ın en büyük eseri olan Londra Tasarım Müzesi’nin her köşesini ve o zamanki Ferrari sergisini saatlerce gezdik ve babasının onu 7 yaşındayken marangozluk tezgâhının başına oturtmasından kendisine çalar saatler verip “Bütün parçalarını sök, sonra tekrar birleştir ama bozulmasın” diye tembihlemesine çocukluğuyla ilgili birçok anısını konuştuk.

İlk aşkı: Shirley Conran

Daha sonra beni 87 yaşında müthiş bir kadınla, annesi Shirley Conran’la tanıştırdı.

‘60’larda “Superwoman” adlı “çocuk da yaparım, kariyer de” içerikli kitabın yazarı, döneminin “Grinin Elli Tonu” olarak değerlendirilen “Lace” adlı erotik ‘bestseller’ romanın yazarı, kadın hakları savunucusu...

Shirley Conran, ailesi tarafından zarif ve hamarat bir kadın olması için “finishing school”a gönderildiğinde anlamış, o asla iyi bir ev kadını olmayacak; çünkü çalışmak istiyor.

Bunun üzerine, Londra’ya gidip Paris’ten alınmış bütün haute couture kıyafetlerini satmış ve kazandığı parayla sanat eğitimi almaya başlamış.

İşte o zaman büyük aşkı Terence Conran’la tanışmış.

Terence Conran’la evlenip, onun tasarım işine yardım etmeye başlamak zorunda kalmış.

Bir yandan perdelik kumaş tasarlamış, bir yandan Conran’ın halkla ilişkilerini üstlenmiş.

“Terence o zaman tasarladığı eşyaları kendi elleriyle yapıyordu, tasarımlarını hayata geçirebilecekken gazetecilerle, mimarlarla görüşmeyi vakit kaybı görüyordu” diye anlattı Shirley.

Kendisi gazeteci ve mimarlarla toplantılara ne kadar süslü gidiyorsa, diğer iş toplantılarına da saçını topuz yapıp gözlük takarak yaşını büyüterek gitmiş; ciddiye alınmak için.

Shirley de Terence da yaşlarından çok daha genç duruyormuş ama zaten daha 30 yaşında bile değillermiş.

Shirley Conran popülerleştikçe Terence Conran kıskanmaya başlamış, daha sonra Shirley eşinin kendisini aldattığını öğrenince boşanmaya karar vermiş, iki oğlu Sebastian ve Jasper Conran’ı alıp yeni bir hayat kurmuş, sıfırdan bir gazetecilik ve yazarlık kariyeri yapmış.

Zaten Conran ailesi hep zamanın ilerisindeymiş.

“Zamanın ilerisinde olmak her zaman iyi bir şey değil, daha çok kazanabilmek için zamanı iyi yakalamak gerekiyor, ileride olmanın bir yararı yok” dedi Shirley Conran evinde sohbet ederken.

Oysa Conran ailesinin her bir bireyi hayatımıza bir şeyler kattı, tasarımlarıyla, yazdıklarıyla, yarattıklarıyla.

İşte o yüzden Terence Conran hep sevgi ve saygıyla hatırlanacak.