Can Dündar

Can Dündar

candundarada@gmail.com

Tüm Yazıları

‘Devletten görev istiyordu’


Can Dündar 2010 yılında Şemdin Sakık’la cezaevinde bir röportaj yapmıştı.

2010 yılı başında, Diyarbakır Cezaevi’nde görüşmüştüm Şemdin Sakık’la...
İki gün üst üste toplam 7 saat röportaj yapmıştık.
Şimdi Ergenekon davasında “açığa çıkmış gizli tanık” sıfatıyla söylediklerinin bir kısmını o söyleşide anlatmıştı.
(http://www.milliyet.com.tr/1993-te-kansiz-bir-darbe-oldu/can-dundar/guncel/yazardetay/19.01.2010/1187781/default.htm)
Sonrasında haberleşmeye devam ettik Sakık’la...
Düzenli mektuplaştık bir süre...
Devlet gözünde “terörist”ti, örgüt gözünde “hain”...
Hem PKK’lılar, hem PKK karşıtları için düşmandı.
O yüzden de görüşe geleni, arayıp soranı yoktu.
18 yılı PKK’nın tepesinde geçirdikten sonra 12 yıldır, Diyarbakır Cezaevi’nin bir hücresinde, okuyup yazarak, penceresinin önüne gelen kuşları, kedileri besleyerek ve dünün muhasebesini yaparak yaşıyordu.

Haberin Devamı

‘Devletten görev istiyordu’

‘Devletten görev istiyordu’


Yaşama tutunma çabası
Doğrusu ben, “PKK’nın iki numarası”nın, Kürt sorununa şiddet yoluyla çözüm bulunamayacağı konusunda, devlete ve örgüte yaptığı uyarıları önemsiyordum.
Kürt sorununun hem nedeni, hem çözümü olarak “PKK’yı var eden politik, sosyal, kültürel iklim”i işaret ediyordu, ki o iklim, kendi mazisinde kazılıydı. O açıdan onun tanıklığı, “bir döneğin itirafları”nın ötesinde anlam taşıyordu.
Çözüm için “operasyonların durdurulmasını, af çıkarılmasını, askerin değil, partilerin, aydınların, sivil toplumun devreye girmesini, barış için süper yetkilere sahip bir bakan atanmasını” öneriyordu.
Yaşama tutunmaya çabalıyor, bunun için de sürekli yazıyordu.

Bakanlık onaylı Öcalan kitabı
Kendisine kitaplarımdan göndermemi istedi; gönderdim.
Hepsini kısa zamanda okuyup detaylı eleştirilerini yaptı.
“Sarı Zeybek”i “duygulanarak” okuduğunu yazdı:
“(Kitapta Atatürk) hayata gözlerini yumduğunda gözlerimden yaş aktığını fark ettim” dedi.
Kendisi de örgütteyken bir kitap yazmayı denemiş, Abdullah Öcalan’dan önsöz istemiş, “Ben kitabına önsöz yazarsam, yazdıklarına ortak olmuş sayılırım” cevabını almıştı.
O kitabı daha sonra cezaevinde yazdı Şemdin Sakık...
Ama cezaevinden yazdığı mektuplardan öğrendim ki, “iki yılda yazdığı kitap, üç yıl Adalet Bakanlığı’nda incelemede kaldı. Her seferinde ‘Şurayı değiştir, burası olmamış’ denilerek geri gönderdiler.”
O da her seferinde kitabı yeniden ele aldı, istenen değişiklikleri yaptı. Sonunda da Bakanlık, kitabın yayımlanmasına onay verdi.

“İzin verin Apo’yla konuşayım”
Aslında Sakık, devletin kendisini yeterince değerlendirmediğinden yakınıyor, “Devlete önerdim” diyordu:
“İstiyorsanız, benim bir katkım olacaksa, gidip İmralı’da Öcalan’la konuşayım. Dağdakilerin indirilmesi sürecine yardımcı olayım.”
Bu taleplerinin Başbakan’a bildirilmesini istiyordu.
Biliyorsunuz Sakık, daha yakalandığı anda, askerin hazırladığı bir andıçta, muhaliflerden kurtulmanın manivelası olarak kullanılmıştı.
Daha sonra da devlet, yazdığı kitapları denetleyerek, itiraflarının basımına izin vererek Sakık’tan yararlanmaya çalıştı.
Sakık, daha da fazla görev almaya, rol üstlenmeye hazırdı. Konuştuğumuzda, “Ben aha buradayım, devlet gelsin beni kullansın” diyordu. Bu çabalarının onu önce hücreden, sonra cezaevinden kurtaracağını umuyordu.
Ergenekon davasında “Deniz” kod adlı gizli tanığın kendisi olduğunu gönüllü açıklayınca bu sözlerini hatırladım.
Acaba kendisine, “Orada değil, burada katkı yap” mı dendi diye düşündüm.
Sakık’ın bu “hizmet”i de, daha öncekiler gibi, devletin bilgisi, kontrolü, hatta talebi doğrultusunda gerçekleştiyse ve daha önce askerin muhaliflerini ekarte etmekte kullanılan Sakık, şimdi hükümet adına aynı görevi üstlendiyse, bu, en çok davanın zaten yerlerde sürünen inandırıcılığına zarar verir.
Sakık’ın mahkemedeki suçlamalarından medet umanlar, tarihin çöp sepetindeki andıca bakmalılar.

Haberin Devamı

“Kürt Ergenekon’u”
Şemdin Sakık, görüşmemizde ısrarla bir “Kürt Ergenekonu”ndan da söz etmişti. O, buna “Derin Kürtler” diyor, Ergenekon soruşturmasına bu kesimin de dahil edilmesi gerektiğini söylüyordu.
Ergenekon davasındaki sürpriz tanıklığı gündeme gelince mektuplarındaki ifadeleri tekrar okudum ve bu konuyu da gündeme taşıyabileceğini düşündüm. Sözlerinin, Başbakan’ın söylemine tıpatıp benzemesi şaşırtıcı değil. Yakında dava, “güncel ihtiyaçlar doğrultusunda”, o yöne evrilirse hiç şaşırmayalım.
İşte Sakık’ın “Kürt Ergenekonu”na dair sözleri:
* * *
“Ergenekon soruşturmasının başlaması, genişlemesi, derinleşmesi ve kesin bir sonuca bağlanması, Kürt sorununun çözümü için olmazsa olmazdır. Bununla birlikte ‘Derin Kürtler’ ya da ‘savaş rantından beslenen Kürtler’ diyebileceğimiz kesimin üzerine hiç gidilmedi. Bir ayağı PKK’da, bir ayağı DTP’de, bir ayağı korucularda, bir ayağı mafya ve çete örgütlenmelerinde, bir ayağı da diğer siyasi partilerde olan ‘Derin Kürtler’ üzerine de gidilmelidir. Bunların Ergenekon örgütüyle bağlantısı ortaya çıkarılmadı, aksine bu Kürtler, bugün barış için muhatap olarak görülüyorlar. Savaş rantıyla beslenenler hiç barış isterler mi?”

Haberin Devamı

Ben yaparsam mubah, bana yapılırsa günah
İlker Başbuğ’un “TSK sanık, PKK tanık sandalyesinde” çıkışı ne kadar haklı görünüyor değil mi?
Oysa Genelkurmay’ın 28 Şubat sürecinde aynı Sakık’ı, aynı amaçla kullandığını biliyoruz.
Dün kendisinin yaptığı, şimdi kendisine yapılınca ayağa kalkıyor asker...
“Etme bulma dünyası” mı demeli?
“Nihayet o dönem andıçlananların neler hissettiğini anladılar” diye sevinmeli mi?