Can Dündar

Can Dündar

candundarada@gmail.com

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Dünyanın gözü önünde beyaz bayraklı bir sivil yardım konvoyuna silahlı komandolarla baskın yapıp içindeki silahsız insanları öldürürsen dünya ayağa kalkar değil mi?
Muhtemelen Mavi Marmara’dakiler de öyle düşünüyordu. Ama öyle olmadı.
Dünya, olanlardan “üzüntü duydu”, ayıpladı, yarım ağız kınadı.
Batı medyası bunu Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliğin kaçınılmaz sonucu olarak yorumladı. Nasıl olur?
İnsanlık nasıl bu kadar vicdansızlaşabilir? İsrail, 10 Amerikalı sivili öldürse tepki bu mu olurdu?
* * *
Oysa yaşanan, Amerika’nın şımarttığı “güç sarhoşu” bir devletin, uluslararası hukuku, insan haklarını, egemenlik yasalarını çiğneyen aleni bir terör saldırısı...
Muhtemelen Türkiye’ye “Bana bulaşırsan başına bunlar gelir” mesajı vermeye dönük bir güç gösterisi...
Silahsız bir müdahaleyle kolayca kontrole alabileceği bir gemiye, karasularına girmesini bile beklemeden ateş açarak yaptığı gaddarca bir meydan okuma... kışkırtma...
Öyleyse Batı’nın suskunluğu neden?
* * *
Hep İsrail lobisinin gücünden söz edilir bu durumlarda...
Bir de Batı’nın Yahudi soykırımından ötürü hissettiği suçluluk duygusundan...
O suçluluk duygusuyla İsrail’i kınayamamasından... Ama bence burada bunlardan fazlası var:
Batı’daki temkinliliğin önemli bir nedeni, -Mavi Marmara’nın yolcu listesi ne kadar kozmopolit olursa olsun- bu kampanyanın “insani değil İslami” bir manzara arzetmesinden...
Önayak olanların, Hamas’la ilişkilendirilmesinden...
Zaman zaman anti-semitik görüntü vermesinden...
* * *
1970’li, 1980’li yıllarda Filistin davası dünyanın, özellikle de sosyalistlerin sahip çıktığı simge davalarından biriydi.
Arafatsadece o davanın değil, emperyalizme bayrak açan “mazlum milletler”in lideriydi. FKÖ’nün erimesi, “uzlaşmacı” Arafat’ın tecrit edilmesi, dünyada solun gerilemesi sonucu Filistin davası da “İslamileşti”, siyasi değil, dini bir sorun olarak görülmeye başladı.
“İşgalci bir güce karşı Filistin halkının meşru direnişi” iken, kökleri İsa’ya, Musa’ya uzanan bir “Yahudi-Müslüman çatışması”haline sokuldu. Bu, hem İsrail’deki radikallerin hem de dini kimliğini politik kimliğinin önünde tutan Filistin örgütlerinin işine geldi. Onlar böylece saflarını sıklaştırabildiler.
Ama Batı, Filistin’e vereceği desteğin radikal İslam’ı güçlendireceği kaygısına kapıldı. Bugünkü suskunluğun kökenini biraz da bu kaygıda aramak lazım.
* * *
Son yardım konvoyu eyleminin içeriğine bakın:
Sivil itaatsizlik... anti-militarizm... barış inisiyatifi... işgal kırıcılık... Eski sosyalist eylemlerin bayrakları bunlar...
Bugün İslami hareketin gönderine çekilmiş durumdalar. Eğer Filistin davası yeniden “insanlığın davası” haline dönüştürülecekse;
-konunun “dinler çatışması”görüntüsünden çıkarılması,
- Hamas’ın tekelinden, “şehitlerimiz” söyleminden uzaklaşılması,
- Hamas’ın insanlık dışı eylemlerinde de bu kadar duyarlı olunması
- “Bir suçlu bulduk” deyip elde kanıt olmadan PKK
saldırısını da İsrail’e yıkma türü kolaycılıklardan cayılması,
- “anti-semitik” yaklaşımdan kaçınılması,
- barış yanlısı Musevilerle dayanışılması gerekiyor.
Batı’daki duyarsızlık barikatının yıkılmasının, sorunun BM, AB gibi uluslararası platformlara taşınmasının ve Gazze’deki drama bütün insanlığın sahip çıkmasının koşulu bu...