İnsan hakları noktasında...

Dikkatinizi çekti mi bilmem; Başbakan konuşurken iki cümle arasına bir “...noktasında” sözcüğü sıkıştırıyor.
Marmaray konuşmasında bu huyu doruğa çıktı.
Erdoğan, “Ulaşım noktasında önemli projelere imza attık” dedi.
“Boğaz’ın çevre noktasında etkilenmemesi”nden söz etti.
“Vatandaşların ulaşım noktasında rahat nefes alacaklarını”, “ulaşım noktasındaki sıkıntılarının biteceğini” söyledi.
* * *
Son “Ulusa Sesleniş” konuşmasına baktım; aynı şey:
“Vatandaşımızın hizmetine koşmak noktasında gayretimizi sürdüreceğiz” diyor mesela...
Ardından şu cümleler geliyor:
“Öğrencimizin barınma ihtiyacını karşılamak noktasında önemli bir iyileşme tablosu ortaya çıkmıştır.”
“Bütçe gerçekleşmeleri, hedeflerimizi yakalama noktasındaki kararlılığımızı ortaya koymaktadır.”
“Türkiye, enerji noktasında dışa bağımlı bir ülke...”
“Milletimizin yararına olacak adımları atmak noktasında tereddüt göstermedik.”
“Enerji noktasında tarihi adımlar attık.”
* * *
“Konusunda” demek istiyor belli ki...
O cümlelerden “nokta”ları atsa, “koşmakta... karşılamakta... yakalamakta... atmakta...” dese hiçbir şey eksilmeyecek. Ama seviyor “noktasında” vurgusunu...
Hasmını ahlaksızlıkla mı suçlayacak; diyor ki:
“Ahlaki değer noktasında nasibini almamış birisiniz.”
Rakibinin açık oturum çağrısına cevap mı verecek:
“Oturum adabı noktasında uyuşmuyoruz.”
Ekonomik krizi soruyorlar:
“Beklentiler noktasında bir bulanıklık var.”
Cumhurbaşkanıyla ilişkiler?
“Uzlaşma noktasında bir sıkıntımız yok.”
Terör?
“PKK’yı bitirme noktasında kararlıyız. Askere destek noktasında atılan adımlar devam edecek. Ama reformlar noktasında da en küçük tereddüt yok.”
Meclis konuşmasına şöyle başlıyor:
“Hak ve özgürlükler noktasında, ekonomi noktasında, dış politika noktasında önemli adımlar attık.”
Eşiniz?
“O benim için ayrı bir noktada...”
* * *
Şimdi “noktasever” Başbakan'dan bir ricamız var:
Bu nokta ilginizi “polis noktalarına” da gösteriniz.
Çünkü oralardan kan sızıyor.
Reform süreciyle bir süre sopasını gizleyen sistematik işkence, sürecin kesilmesiyle sopabaşı yapıyor.
17 yaşındaki Ferhat Gerçek geçen ekimde Yürüyüş dergisi satarken polisin açtığı ateş sonucu felç kalmıştı. Onu vuran polis hâlâ tutuklanmadı.
Bu ekimde protesto için Yürüyüş satan Engin Ceber işkencede demir çubuklarla dövülerek öldürüldü.
Kimlerdi dövenler?
Önce İstinye Karakolu’nda polisler...
Sonra Metris’in kabul bölümünde jandarma...
Ardından içerde infaz memurları...
Neden “Sistematik işkence” diyoruz anlaşıldı mı?
* * *
Konu ayyuka çıkınca insan haklarından sorumlu Bakan, “Ülkemizin imajı bozuluyor” diyerek soruşturma istedi.
Soruşturan kim?
Cezaevinin işkenceye göz yummakla suçlanan savcısı...
Puslu havayı seven çakallar gibi dönüyor işkenceciler...
Onlar gencecik çocukları dergi satıyor diye kurşunladıkça, dövüp beyinlerini dağıttıkça, ölenler neyse de, “dışarıya karşı çok ayıp oluyor”.
Eski bir mahkûm olan Başbakan’a sesleniyoruz:
İşkenceye göz yummayın!
İnsan hakları “noktasındaki” kazanımlar, gün gelir size de lazım olur.