O günleri geride bıraktık...

Dün Rusya’nın Soçi kentinde yapılan Türkiye-Rusya-İran zirvesinin Ortadoğu için tarihi önemde olduğu tartışmasızdır. Çünkü bu zirve, yaklaşık iki yüz yıldır bu bölgenin kaderini belirleyen Batı’nın şimdiki hâkimiyet oyununa son veren bir dönüm noktasıdır. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimini küresel terör örgütü FETÖ’yü kullanarak gerçekleştirenler, Irak ve Suriye’de iç savaş, parçalanma süreçlerinin de sorumlusudur. PKK/PYD’yi bu bölgede düzenli ordu seviyesinde silahlandırılmasının arkasında yatan gerçeğin DEAŞ olmadığını artık çocuklar biliyor. Üstelik DEAŞ’ın kurgu bir terör örgütü olduğu da gün gibi açığa çıktı. Esasında son dört yılda Türkiye’de olan bitenlerle, bölge dinamikleri arasındaki bağlantı çok açıktır. Gezi süreci, 17/25 Aralık, PKK'nın hendek eylemleri, Rusya-uçak krizi ve 15 Temmuz darbe girişimi... Bütün bu süreç, Irak’ın parçalanması, Suriye iç savaşı süreçleriyle birlikte yürütüldü.

Ekonomide ne oldu?

Tabii bu arada Türkiye ekonomisine yönelik her türlü spekülatif girişim, kirli haber mekanizmalarıyla gündeme getirildi. Derecelendirme kuruluşları, Türkiye’nin makroekonomik verilerine bakmaksızın olumsuz raporlar eşliğinde örgütlü bir not indirim operasyonunu gerçekleştirirdiler.

15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra ekonominin hızla daralacağını ve düşen ihracat, sanayi üretimi eşliğinde 2016 yılının ilk çeyreği itibarıyla ekonominin işsizlik ve enflasyonun bir arada olduğu bir kriz (stagflasyon) dönemine gireceğini hesap etmişlerdi. Ama onların bu oyununu Kredi Garanti Fonu (KGF) ile bozduk. Aynı zamanda bir ihracat ve sanayi üretimini destekleme, istihdam seferberliği başladı. Sanayinin çarkları dönmeye, kapasite kullanım oranları hızla artmaya başladı, buna bağlı olarak tüketici güveni hızla yukarıya çıktı ve kıpırdayan yatırımlara, kamu tarafı da yatırımları destekleyen maliye politikalarıyla destek verdi. Böylece Türkiye 2017 yılında rekor büyüme hızlarını da yakaladı ve resesyon tehlikesinden hızla uzaklaştı.

İhracat da büyümeye net katkı vermeye başladı. İşgücüne katılım hızla artamaya başladı. Bu dönemde Merkez Bankası da proaktif, istihdamı da destekleyen yeni bir para politikası patikasına geçeceğinin işaretlerini verdi.

Kur meselesi...

Darbe girişiminden sonra 2016 yılına sarkan kur oynaklığı da 2017 yılında, şu ana kadar, kendini göstermedi. Şu sıra kurlardaki oynaklığın ve buradaki köpüğün ekonomi dışı kirli haberlerden ve bu haberlere bağlı olarak, finansçı deyimiyle, kol keserek yani zararına çıkışlardan kaynaklandığını biliyoruz.

Para piyasalarının sığlığından yararlanarak, kirli-asılsız haberlerle bu operasyonları yapanların bilmediği yeni gerçek şudur; Türkiye ekonomisi bu tür kur ataklarıyla, eskisi gibi, krize girmez. Şirketlerin, finans kesiminin, hane halklarının ve kamunun döviz açık pozisyonu yok denecek kadar azdır ve kur baskısı, geçici kur ataklarıyla kalıcı kriz oluşturacak bir dinamik olmaktan çıkmıştır artık Türkiye için...

Kol keserek kur krizi oluşturmaya çalışanlar, kimsenin şüphesi olmasın ki kesilen kollarını bu ülkeden geriye alamayacaklar. Ayrıca, bütün bunların dışında, TCMB dalgalı kur rejimi uyguluyor. Dalgalı kur rejimi uygulayan bütün açık ekonomilerde kurun bu tür atakları olağan finansal sirkülasyondur. Eğer dalgalı kur rejimi değil de sabit kur rejimi uygulasaydık, iç fiyatlarla dış fiyatların uygunluğu ve buna bağlı olarak dış ticarete konu olan malların dezavantajlı fiyattan avantajlı fiyata geçmesi için -bir kriz sonucu olarak- yerel paranın devalüasyonu söz konusu olurdu. 2001 krizi dâhil olmak üzere, Türkiye’nin IMF reçeteleriyle krize sürüklendiği bütün kriz süreçlerinde bu tablo kaçınılmazdı. Türkiye artık, eski bir sömürge mekanizması müessesesi para kurulu uygulamasının başka biçimi olan, sabit kur rejimine bağlı enflasyon-devalüasyon-kriz sarmalından çıkmıştır.

Türkiye’nin 2017 yılı üçüncü çeyrek büyümesinin rekor bir seviyede gerçekleşeceğini biliyoruz. Dördüncü çeyrekte de KGF etkisinin azalması ve baz etkisiyle bir büyüme düşüşü bekliyorduk. Ancak gelen öncü göstergeler, bu düşüşün çok önemli oranda olmayacağını gösteriyor. İhracatın hızlı çıkışı da devam ediyor. Bunun dışında, kısa vadede, Türkiye’nin kamu, özel sektör ve hane halkları için bir döviz borcu sorunu yoktur. Hatta Hazine’nin pozisyonu gereksiz iyidir. Yani Hazine, orta vadedeki borç çevrimini bile, şimdiden borçlanarak garanti etmiştir. Ben yüksek faiz için buraya da bakılması gerektiğini düşünüyorum. Bütçe gerçekleşmeleri, görece genişlemeci maliye politikasına göre oldukça iyidir. Çünkü bütçenin gelir tarafı, artan sanayi ve ihracat bazlı büyümeye bağlı olarak, güçlenmektedir.

Şimdi bütün bunlara rağmen, yalnız spekülatif kur ataklarına bakarak kriz çığırtkanlığı yapanlar pozisyonlarının nereye denk geldiğini anlamak için bu yazının ilk paragrafını yeniden okusun.