Eski akılcı Fransa, "evrensel değişim"le çatışınca...

AB üyelerinin tek tek böyle bir rotayı onaylaması veya reddetmesi sürecinde; Fransız Cumhurbaşkanı Chirac'ın, AB ortak anayasasının oylanmasını meclisten geçirmek yerine, halkoyuna sunmayı yeğlemesi sonucu bir kıyamettir koptu...Fransa halkının neredeyse yüzde 55'i, yeni bir Avrupa'nın doğmasına "hayır" dedi...***Dünya medyasının flaşlarıyla manşetlerinde, sansasyon yıldırımları patlıyor; "Avrupa Birliği rüyası sona erdi", "Avrupa Birliği Anayasası rafa kalkıyor", "Avrupa Birliği'ni kuranlar, Birliğe karşı çıkıyor"...***Gerçekten acaba öyle mi?AB'nin, ortak bir anayasa oluşturmasını öngören anlaşmanın; bir yığın da "ek açıklamalar"ı var. 30 nolu ek açıklama şöyle diyor:"Üye ülkelerin 5'te 4'ü ilgili anlaşmayı onaylar, gerisi onaylanmazsa; sorunu Avrupa Birliği Konseyi ele alır."***AB Anayasası'nı, üye ülkelerden 9'u onaylamış durumda. Bunların arasında İtalya, İspanya, Almanya, Yunanistan da var...Şimdi Fransa AB Anayasası'nı onaylamayınca; onaylamış olan ülkelerin gösterdiği olumlu irade beyanı sıfırlanmış mı oluyor?Kaldı ki, üye ülkelerin kendi ülkelerindeki oylama süreci 2006'nın ortalarına kadar sürecek...Hele 2006 Mayıs'ına dek tüm sonuçlar bir alınsın... Son tablo bakalım ne gösterecek?***Türkiye'ye gelince...Türkiye'nin sorunu kendisiyle... Kendisiyle, çünkü Kopenhag kriterlerini gerçekten uygulayacak bir iktidarın iç politikada prim yapması mümkün değil.İttihatçılardan bu yana süre gelen hamasi söylemler, "vatan, millet, bayrak" nutukları; Türkiye'nin "bireylerin yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın 60 basamak altına düşmesini önleyemedi. Nüfusun neredeyse 3'te 1'i de yoksulluk sınırının altında... En alt kesimle, en üst kesimin yıllık kazançları arasında yüzde 1300 oranında korkunç bir fark var...Bir de buna yolsuzluklar, soysuzluklar, gasplar, sahtecilikler eklendiğinde...Böyle bir yamukluktan çeşit çeşit getiri, avanta, itibar ve saltanat sağlamaya kalkanlarla, aynı yönde kanat büyütme umudu taşıyanlar; kolay kolay boyun eğerler mi Kopenhag kriterlerinin kesinkes uygulanmasına?***Modern teknolojilerin, dünyanın eski politik yapılarıyla "ulusdevlet" modelini nasıl değiştirmekte olduğunu, Fransa'nın dahi yarısı anlayamıyor.Cep telefonlarıyla çektiğiniz fotoğrafları, saniyede İstanbul'dan Filipinler'e gönderebiliyorsunuz...Futbol maçları aynı anda tüm dünyada izleniyor...Küreselleşen turizm; doğal coğrafyayı, siyasal coğrafyanın üstüne çıkarmada...Şirketler ise çoktan tek ülkeye sığamaz olduğundan; çokuluslu şirket, oldu...***Bilimsellik kazanmaya başlayan evrensel ve saydam bir ekonomi; yerel politikacıların kendi belalı çıkarlarına dönük tatavalarıyla kösteklenmek istemiyor artık...Eskiden işçi sınıfını sömürmekten kâr sağlayan kapitalizm; işçi sınıfının yerine, modern teknolojinin yeni olanaklarını oturtarak üretimini artırdıkça; pazarlarını genişletmek ve yoksulların da zenginleşerek, müşteri sayısını çoğaltmasını istiyor...Yerel politikalar ise, dünyadaki 4 milyarlık müşteri potansiyelinin, yoksulluktan kurtulmasını engellemede...Fransa da şimdi, "değişimcilik" dönemini yitirip, "statükoculuk" bataklığına saplandı...Yazık oldu Fransa'ya...***"Ulusdevlet" modelinin avantalarına lehimli yerel politikacılar; bilimselleşmeye başlayan evrensel ekonominin dinamiklerine ne kadar karşı çıkmaya çalışırlarsa çalışsınlar; özellikle Şark ülkelerinde birtakım kanlı çalkantılara neden olsalar da; 21. yüzyılda, eski ağırlıklarını yitirecekler...***Türkiye, en az 50 milyon insanın bir an önce zengin olmaya özendiği; tüketime aç bir pazar...Demagojik platformda, eski kaba kuvvet özlemleriyle "Viyana kapıları", ne kadar ön plana çıkarılırsa çıkarılsın; sarıkla sakala selam gönderme popülizmiyle, Atatürk ilke ve inkılaplarına selam durma oligarşisi arasındaki kutuplaşma ne kadar gerginleşirse gerginleşsin; Türkiye, küreselleşme sürecinin çağlayanları önünde yeniden biçimlenmek zorunda...***Böylesi bir değişimin en az fireyle rayına oturmasını diler gönül ama...Fransa'nın dahi değişimden ödü kopmakta...***2105 yılında karşılaşabilseydik, kim bilir nasıl gülecektik bugünkü saçmalıklara...Ola ki bendeniz de, bugünkü yazıyı yeniden yayımlayacaktım bir kez daha; 100 yıl önceki yanılgı ve salaklık epidemisinin hepimize ne kadar bulaştığının oranını, ortaya koymak için... c.altan@prizma.net.tr Avrupa Birliği'nin ortak bir anayasayı benimseyerek; bir anlamda yerel politikaların, bir "konfederasyon sentezinde" bütünleşmesini hedefleyen bir rota çizilirken...