"Ya şundadır ya bunda, helvacının kızında"...

- Milliyetçi olmayanlar vatan hainleridir. Eğer eşiniz, sizi dinlemiyor da, "dini inancımdır falan" diye, türban yahut başörtüsü kullanmayı sürdürüyorsa, onu boşayın...Emekli paşa dediğin de böyle olur; Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, karıları türbanlı, yahut başörtülü kocaların ne yapmaları gerektiği hakkında, durumdan vazife çıkartabilir.Ya ya ya, şa şa şa...Emekli paşa, çok yaşa...***Vaktiyle Nurettin Artam'ın sık sık tekrarladığı bir fıkra vardı.Eski zaman paşalarından birinin konağına, bir aşçı yamağı gelmiş.Hayatında hiç konak görmemiş olan aşçı yamağı, sağa sola bakınırken gözleri kümeslerin önündeki tepeli tavuklara takılmış. Yanında çalışmaya başladığı aşçıya sormuş:- Şu tepeli tavuklar, ne tavuğu?Aşçı:- Ne tavuğu olduğunu ben de bilmiyorum, demiş; paşa hazretlerine sormalı...- Paşa hazretleri bilir mi?- Paşa hazretleri de bilmez ama, dedüğü dedüktür...***Nasreddin Hoca'ya sormuşlar:- Bir çamaşırcı ile bir siyasetçi arasında ne fark vardır, diye...Nasreddin Hoca:- Çamaşırcı, demiş; çamaşırları önce yıkar, sonra başlar ütülemeye. Siyasetçi ise kendisini dinleyenlerin, bir yandan kafasını ütülerken, bir yandan da sürdürür beyinlerini yıkamayı...***Küçük Özgün babasına:- Baba, şey... ne demek nişanlanmak, diye sormuş.Babası da, şöyle biraz düşünmüş:- Nişanlanmak mı ne demek, demiş; şey... Örneğin ben sana bayram tatilinde bir bisiklet alsam da, ona ancak okullar tatil olduktan sonra binebileceğini söylesem; öyle bir şey işte nişanlanmak da...Küçük Özgün:- Ya, demiş; ama tatil gelinceye kadar oynayabilirim bisikletin ziliyle de, kornasıyla da; öyle değil mi?***Kıssadan hisse çıkartmaya kalkarsak, şöyle de diyebiliriz:- Tıpkı Ankara'nın, AB'ye tam üye olma yolunda yapmaya çalıştığı gibi...***Tek başına oturan yaşlıca bir kadın, kuş gribi tehlikesine aldırmadan, kuş pazarına gidip aynı kafeste dişi-erkek bir çift muhabbet kuşu almış. Elinde kafesiyle satıcıdan ayrılırken de:- Aldığım muhabbet kuşları birbirlerine çok benziyorlar, demiş; hangisinin erkek, hangisinin dişi olduğunu nasıl anlayacağım?Satıcı:- Çok kolay, demiş; yem olarak onlara erkek bir tırtılla, dişi bir tırtıl vereceksiniz. Dişi olan erkek tırtılı yiyecek, erkek olan da dişi tırtılı...Yaşlı kadın:- Allah Allah, demiş; iyi ama tırtılın erkeğiyle dişisini nasıl ayıracağım ben?Kuş pazarındaki satıcı:- Bakın hanım, demiş; o beni hiç ilgilendirmez. Onu da gidin tırtıl satıcısına sorun...***Emekli diplomatların bazılarıyla, emekli militerlerin bazıları:- Onurlu bir devlet olmaktan, gururlu bir millet olmaktan, haysiyetli bir ülke olmaktan söz ederek; bunun için de, tüm dünyaya karşı başımızı dik tutmamız gerektiğini söylerler.Kendilerine, şimdiye kadar alınmış dış borçlarla, Pentagon'a tanınmış bazı özel hakların; başı dik tutma mı, yoksa biraz eğik tutmamı mı karşılığında gerçekleşmiş olduğu sorulduğunda da:- O konular bizi hiç ilgilendirmez, derler. Onları da gidin, siyasetçilere sorun...Ekonomiden, silah alımlarından, dış borçlardan, sağlık sorunlarından, hukuksal açmazlardan, bütçe yasalarından, gelir dağılımındaki adaletsizliklerden asla söz etmeden; sadece, onurdan, gururdan, haysiyetten dem vurup, bunların zedelenmesi sakıncasına dikkat çekerek, açık oturumlara katılmak da, az fiyakalı olmuyor hani...Hadi fiyakalı bir ukalalık da biz şakırdatalım:- Vatanını çok sevmek için, gerçekçi olmaya gerek yoktur; onurlu, gururlu, haysiyetli ve biraz da kurnaz olmak yeterlidir.***19. yüzyıl halk ozanlarından Serdarî'nin çeşitli dörtlükleriyle bitirelim yazıyı:Nesini söyleyim canım efendimGayri düzen tutmaz telimiz bizimArzuhal eylesem deftere sığmazOmuzdan kesilmiş kolumuz bizimSefil irençperin yüzü soğukturYıl perhizi tutmuş içi koğukturİneği davarı iki tavukturBundan gayrı yoktur malımız bizimEvlat da babanın sözün tutmuyorKarnım açtır diye çifte gitmiyorUşaklar çoğaldı ekmek yetmiyorBaşımıza bela dölümüz bizimSerdarî halimiz böyle n'olacakKısa çöp uzundan hakkın alacakMamurlar yıkılıp viran olacakAkıbet ilimiz dağılır bizim c.altan@prizma.net.tr Emekli paşalardan biri şöyle demiş: