Geçen hafta bir siyasetçi bir vatandaşa...

İnsan olmanın yazılmamış (ya da belki de bir yerlerde yazılmıştır da ben bilmiyorumdur) kurallarından biri özür dilemektir. Özür dilemenin de birtakım kuralları vardır. Mesela özür dilemek yapılan hatayı fark ettiğine ve aynı hatayı bir daha yapmayacağına dair iradi bir beyandır. Aynı hata tekrarlanırsa özrün bir anlamı kalmaz çünkü. Bir diğer kural ise “Kalabalıkta yapılanın özrü, tenhada olmaz” kuralıdır. Yani hangi platformda kimlerin yanında yapıldıysa hata, yine aynı koşullar altında özür dilemesi gerekir kişinin muhatabından. Ha evet, bir de özür muhatabından dilenir.

Özür dilenecek kişinin kim olduğunun, geçmişte ne yaptığının ya da neler söylediğinin önemi yoktur. Özür dilemek gerekliliği hatayı yapan içindir. Onun kim olduğu, geçmişte neler yaptığı ya da söylediğiyle alakalıdır. Eğer erdemli bir kişi olma iddiasındaysa... Hele de hata yapan kişi diğer tüm siyasi partiler gibi ülkeyi yönetmeye aday bir siyasi partinin milletvekili ve üst düzey yöneticisi ise bu gerekliliklerin ağırlıkları katbekat artar.

Bunları şu sebepten yazıyorum:

Bir siyasetçi geçtiğimiz cuma günü bir vatandaşa asla ağıza alınmayacak bir hakarette bulundu, düpedüz küfretti. Konu kamuoyunda gündem olup tepki çekince önce “küfrettiği iddiasının” yalan olduğunu, aksine, vatandaşı ikna etmeye çalıştığını söyleyen bir mesaj paylaştı sosyal medyada. Fakat olayın tam o anları kayıt altına alınmış ve sosyal medyada yayılmıştı. Siyasetçinin küfrü net bir şekilde duyulabiliyordu. Tepkilerin dinmemesi üzerine o siyasetçi akşam saatlerinde kısa bir video mesajı yayınlayarak “özür diledi”. Bu özür konuşmasında muhatabı vatandaşın kendisine küfrettiğini söyledi. O kısımların yayılan videoda yer almadığını söyledi. Ortamın gerginliği sonucu kendisini tutamadığını anlattı. Yaptığının kendisine yakışmadığını söyledi. O kişinin parti genel başkanı hanımefendiye sosyal medyadan küfrettiği için ceza aldığını hatırlattı.

Ve muhatabı vatandaş dışında herkesten özür diledi.

NOT: Siyasetçinin kim olduğu, ne dediği, önemli değil. Çünkü maatteessüf her siyasi partide ve her devlet kademesinde sıkça rastladığımız bir durum bu. Vatandaşın kimliği, haklı olup olmadığı da hiç önemli değil. Kaldı ki vatandaş haksız da olabilirdi. Küfretmek de nedir! Ama sanırım bir vatandaş olarak oturup düşünmemiz gereken çok önemli bir meselemiz var: Neden bize böyle davranmalarına izin veriyoruz?

Bir başka özür hikâyesi

Diyarbakır’da bir berber bir kişiyi dükkânının klima borularını çalarken suçüstü yakaladı. (Gerçi klima borusunu kim çalar! Elbette ki klima motorunu çalmak için boruları ve kabloları söküyordu ama bunun bir önemi yok.) Berberin hırsızı zapturapt altına alırken -biraz da etraftan koşarak gelenlerin gazıyla- hırsıza önce bir tokat, ardından da bir yumruk attığını olayın güvenlik kamerası görüntülerinde açıkça görebiliyoruz. Etraftan gelenlerin gazını hafife almayın. Mesela birinin elinde belinden hızla çözdüğü kemeri var, vurmaya hazırlanmış bir şekilde. Muhtemelen bacaklara bir iki tane vurmuştur da. Görüntülerde hırsızın kablo ve boruları sökme çabası, berberin gelişi, hırsızı yakalayışı, diğerlerinin gelişi (biri duvardan atılıyor Rambo gibi, sanki ne olacaksa!), tokat, yumruk, kemer açıkça görülüyor. Ama sonrası yok. Bu arada berberin ifadesinden polis gelene kadar hırsızı yere yatırarak beklettiklerini öğreniyoruz. (Bu kadar ayrıntı boşuna değil, az sabredin.)

Hırsız şahıs polis gelene kadar berbere “Abi benden şikâyetçi olma, bir hata yaptım. Affet” diye yalvarmış. Özür üstüne özür dilemiş. Yalvarması, yakarması, özrü yol boyunca da karakolda da devam etmiş. Berber de polislerin tüm aksi telkinlerine rağmen şikâyetinden vazgeçip işinin başına dönmüş. Kısa bir sonra berberi karakoldan polisler aramış. “Hırsız darp raporu aldı. ‘Beni darp ettiler’ diye senden şikâyetçi oluyor” demişler. Berber tabii, apar topar karakola koşmuş ve hırsızdan tekrar şikâyetçi olmuş.

Hikâye bu kadarla kalsa iyi. Hırsız meğer denetimli serbestlikten faydalanarak dışarıdaymış. Biliyorsunuz bu durumlarda en ufak bir şikâyet bile denetimli serbestliğin “yanmasına” neden oluyor. Berber şikâyetini tekrarlayınca da polisler serbestliği “yanan” hırsızı aldıkları gibi cezaevine bırakıvermişler. Muhtemelen cezasının geri kalanını içeride geçirecek şimdi.

Berber vatandaşı anlamak kolay. Büyüklük göstermiş ve hırsızı affetmiş. Sonuç değişmemiş olsa da özrü kabul etmek ve affetmek erdemli bir insan davranışı.

Ama hırsızın ne yapmaya çalıştığını hâlâ anlamış değilim.

Bir şey denedi herhalde...