Keskin sirke

Bir adam, kızını lunaparka götürür. Oradaki eğlence araçlarından birine binmek için sıraya girerler. Sıra onlara gelmeden araç dolar ve küçük kız binemediği için mahzun olur. Bunun üzerine yanındaki babası ne yapar tahmin edin.

Aklı başında, sağlıklı ve örnek bir ebeveyn önce kızın neşesini yerine getirmeye çalışır değil mi? Ona modern bir toplumda ve kent hayatında ortak yaşam ve ortak yaşam alanları olduğunu ve bunların bazı gereklilikleri olduğunu, vs. anlatır. Sonra da ona bir pamuk şeker alıp bir sonraki seferde binmek için sırada beklemeye devam eder. Bekleme zamanını eğlenceli kılmak için de bir şeyler yapar.

Bizim haberdeki baba ise bunların hiçbirini yapmaz. Bir lunaparka gelirken neden üzerinde taşıma ihtiyacı hissettiğini bir türlü anlayamadığım silahını çıkarır ve o aracın görevlisini, kızını ve kendisini araca alması için tehdit eder. Olaylar büyür falan...

Çocuklar kavga etti diye balkondan kurşun yağdıran da var, karısına havladı diye çekip köpeği vuran da. Yol vermedin, selektör yaptın, yanımdan geçerken egzoz patlattın, yan baktın... Sebepler uzar gider ve aslında biliyor musunuz, sebeplerin hiç önemi yok. 

Toplumumuzun çok temel bir problemi var. Neredeyse hepimiz ciddi bir öfke kontrolü sorunu yaşıyoruz. En ufak bir tartışma, anlaşmazlık, çıkar çatışması ya da karşılaşma kavgayla sonuçlanıyor. Buna bir de -maalesef önü alınamayan- bireysel silahlanma eklenince hemen her gün bir sürü trajediyle karşılaşıyoruz.

Bir haberci olarak benim gördüğüm şey pek iç açıcı değil. Bu öfke kontrolü ve bireysel silahlanma sorunu toplumsal dokuyu zedeleyecek noktaya geldi. Hemen her gün haber merkezimize onlarca benzer haber geliyor. Ve bunların sayısı günden güne artıyor. En basit, en sıradan meselelerin bile -toplumsal sınıf, tabaka, yaş fark etmeden- şiddetle sonuçlandığını görüyorum. Uzlaşmayla, karşılıklı özveriyle sonuçlanan, tatlıya bağlanan tek bir olay bile yok. İşin kötüsü, bu konuda toplumun örnek aldığı, siyasiler, sanatçılar, fikir insanları, edipler de aynı durumda.

Şimdi diyeceksiniz ki “Hep böyleydi aslında ama iletişim araçlarının çoğalması nedeniyle daha çok haberdar oluyoruz.”Doğrudur. İletişim araçlarının çoğalması böyle bir etki yaratıyordur muhakkak. Sadece çoğalması da değil elbette, sosyal medya gibi yepyeni dinamiklere sahip mecraların ortaya çıkması da bunda etkili. Artık Türkiye’nin herhangi bir köşesinde yaşanan herhangi bir olay -üstelik görüntüsüyle birlikte- hayatımızda kendisine bir yer buluyor. Biz de eskiden duymadığımız için yok saydığımız birçok vukuatla karşılaşıyoruz, varlığından haberdar oluyoruz. Ama bir kere daha söylemek isterim ki tecrübelerim bana meselenin sadece bundan ibaret olmadığını söylüyor.

Acilen sakinleşmemiz lazım.

Hem atalarımız ne demiş: Keskin sirke küpüne zarar.

Bir de söylediklerime sakın itiraz etmeye kalkmayın, fena yaparım!

Kendini arayan adam

Yok, felsefik bir kavram değil.

Bu isimde Halit Ertuğrul isimli bir eğitimcimizin yazdığı bir kitap var; o da değil.

Dünya basınında da büyük ilgi gören olay şöyle olmuş:

Bursa İnegöl’de bir arkadaşı Beyhan Mutlu’nun kaybolduğunu yetkililere bildirdi. Hemen bir arama ekibi oluşturuldu. Gönüllülerin de katılımıyla oluşturulan ekip Beyhan Mutlu’yu aramaya başladı. Birkaç saat sonra ekip Beyhan Mutlu’nun ismini bağırarak arama çalışmalarını sürdürürken gönüllüler arasından biri “Beyhan Mutlu benim” diyerek yetkililerin yanına geldi. Ona inanmadılar ve arama çalışmalarını bir yarım saat kadar daha sürdürdüler. Sonra gerçekten aradıkları Beyhan Mutlu’nun o olduğu anlaşıldı.

Olay aslında şöyle olmuş:

Beyhan Mutlu’nun akşamki anlatımına göre, o akşam kayıp ihbarı yapan arkadaşıyla içmişler. Sonra ikisi de uyuyakalmış. Bir ara uyanıp bulundukları yerden çıkmış. Kendisinden sonra uyanan arkadaşı ise onu göremeyince sarhoş kafayla kaybolduğunu sanmış ve kayıp ihbarı yapmış. Beyhan Mutlu eve giderken arama ekibine rastlamış. Birinin kayıp olduğunu duyunca o da gönüllülere katılmış. Yaklaşık üç saat kadar da kendini aramış.

Ama olay öyle olmamış da olabilir.

Çünkü akşam bunları anlatan Beyhan Mutlu, ertesi gün, belki de ayılınca, bambaşka şeyler anlatmış. Ne anlattığı çok önemli değil ama nihai olarak dünyanın konuştuğu adam “Dünya umurumda değil” demiş.

Olay aslında şu:

Birçoğumuzun ömür boyu arayıp da kendini bulamadığı bu fani dünyada Beyhan Mutlu sadece üç saat arayarak kendini bulmuş. Bence bravo!