Trafikte uzak durulması gereken araçlar

Geçenlerde gözüme ilişti, bir sosyal medya kullanıcısı yazmış bunu: Trafikte uzak durulması gereken araçlar. Geniş sayılabilecek bir liste de oluşturmuş bu kullanıcı. Listede hepimizin yakından tanıdığı bir sürü araç marka ve modeli var. Başımız araba firmalarıyla derde girmesin diye marka ve modelleri yazamıyorum buraya. Ama azıcık tarif edince sizler de anlayacaksınız zaten hangi araçlardan bahsettiğimi.

En başta “hatchback” olmalı bu araçlar. Cam filmleri olmasa olmazlar. Renk ise ağırlıklı olarak siyah, değilse de en cırtlak tonlarda olmalı. Arkada çeşitli boy ve ebatta kanat ve havalı egzoz çıkışları da olmalı. Gece olduğunda yanan farlar onlarca metre öteden karşıdan geleni kör edecek kadar parlakken egzoz ve motor da çıkartabileceği en yüksek sesi çıkarmalı. Ve en önemli ayrıntı; çıkartmalar. Kaportada ve arka camda bunlardan birkaç tane muhakkak bulunmalı. Karanlık bir yerden, bir örtünün kenarını kaldırarak bakan iki kızgın göz çıkartması ise adeta bir rütbe ya da nişan gibi düşünülmeli. (Padişah tuğralarının çıkartmaları da benzer bir etkiye sahiptir bu arada.)

Peki, trafikteyken bu araçlardan niye uzak durulmalı? Çünkü makas atabilirler, yarışabilirler, sıkıştırabilirler, önünüzü kesebilirler... Kısacası, bin bir türlü atraksiyona girebilirler. Kısacası, sürüş emniyeti denen şeyin bile korkudan çığlıklar atmasına neden olabilecek ne varsa yaparlar. Yol hele hiç vermezler, ne arabalara ne yayalara.

Tüm bunlara şaka deyip geçmek mümkün elbette. Ama açık söyleyeyim; çok sığ ve kaba görünmesine rağmen bu analizlerde bir gerçeklik payının olduğuna inanıyorum. Hakikaten de sınıf, sosyoekonomik tabaka, eğitim seviyesi gibi birtakım parametreler üzerinden düşündüğünüzde, bu bahsettiğim araç model ve tipleri arasında gayet anlamlı bir bağ görebiliyorsunuz.

Fakat bu analizlerde eksik kalan bir yer var. Bahsettiğimiz davranışları sergileyenler sadece bu modelleri kullananlar olmuyor hiçbir vakit. Araç model ve marka skalasını biraz daha genişletince görüyorsunuz ki arka camı tuğralı ticari araç kullanıcısının davranışı ile çok milyonluk lüks arazi aracına binenin davranışı arasında hiç fark yok.

Bunu çok kati bir dille söyleyebiliyorum çünkü daha bir iki gün önce bizzat şahit oldum. Her sabah E-5 karayoluna en kısa sürede ulaşabilmek için Erenköy’den Feneryolu’na kadar uzanan alandaki ara yollarda mekik dokuyorum. Malum kestirmeleri ve alternatif güzergâhları bilmiyorsanız İstanbul trafiği ömrünüzün yarısını alıp götürür. Avrupa yakasına geçince de Topkapı ile Bağcılar’ı birbirine bağlayan O-3 karayoluna giriyorum genelde. (Özellikle bu yola girdiğiniz anda herkesin aklını yitirdiği bir alternatif gerçekliğe girmiş gibi oluyorsunuz.) Bahsettiğim bu iki alandaki yollarda da en orta sınıfından en lüks sınıfına kadar her tür araca rastlayabiliyorsunuz.

İşte yine bin bir cambazlıkla E-5 karayoluna ulaşmaya çalıştığım geçen çarşamba günü şöyle bir şey gördüm: Erenköy civarındaki kestirme yollardan birinde, bir hayli dar bir alanda keskin bir dönüş yapmanız gereken bir yer vardır. İşte tam o dönüşün köşesinde bir ambulans duruyordu o gün. İki sağlık görevlisi de tekerlekli sandalyedeki yaşlı bir vatandaşımızı aracın arkasındaki hareketli tablayla ambulansa bindirmeye çalışıyordu. Ambulansın yanından kıvrılıp yola yola devam etmek bir hayli ince manevralara gerektirdiğinden, yolda bir sürü araç birikmişti. Sağlık görevlilerinin işi uzadıkça uzadı, biriken araç sayısı da arttıkça arttı. Sinirler gerildi. Önümdeki araçların neredeyse tamamı, orta sınıf ticari araçlar, lüks cipler, pahalı binekler -aklınıza hangisi gelirse- kornalara asılmaya başladı. Yetmedi, kolunu kafasını araba penceresinden çıkarıp sövüp saymaya başladılar. Yetmedi, neredeyse her sürücü ambulansı geçer geçmez aracını bağırta bağırta devam etti yoluna. En ucuz aracı kullanan da en pahalısına binen de... Bağdat Caddesi’ndeki de O-3 karayolundaki de...

Demem o ki bazı öküzlüklerimizin gelir seviyesiyle ya da sınıfla bir alakasının olduğunu düşünüyoruz ama durum hiç de öyle değil. Her sınıftan ve sosyoekonomik tabakadan bolca var çünkü.

Ha, bu arada, trafikte bin bir numara çekerek öne geçmeye çalışan arkadaşlar, bir sözüm de size. Bunu defalarca test ettim. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, birkaç km sonra yine yan yana geliyoruz. Yani boşuna uğraşıyorsunuz. Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmiyor.