‘Yarın ABD’ye uçuyoruz’

Hâlâ var ve aynı hızla devam ediyor gördüğüm kadarıyla; ABD’de doğum yapmak.

Ayrıntılarını bilmiyorum ama hamileliğin belli bir ayında kalkıp ABD’ye gidiyorlar ve çocuğu ABD’de doğuruyorlar. ABD yasalarına göre o topraklarda doğan herkes ABD vatandaşı sayıldığı için çocuk doğar doğmaz TC vatandaşlığı yanında ABD vatandaşlığını da almış oluyor. Tabii çocuğun anne babası da bir ABD vatandaşının ebeveyni oldukları için ülkeye giriş-çıkış, kalma süresi, oturma izni ve vatandaşlık süreci gibi alanlarda belirli avantajlara sahip oluyor.

Çok tanıdığım bunu yaptı. Bazısı bin bir meşakkate ve rezilliğe katlanarak maalesef. Türkiye’nin en iyi hastanesinin denize bakan süit odasında doğum yapıp tüm tanıdık ve akrabasıyla bir arada olabilecek birisi mesela, ABD’de tek başına (kocası henüz onun yanına gitmemişti çünkü) hastaneye yetişmeye çalışırken otoparkta, asfaltın üzerinde doğurdu çocuğunu.

Sadece hali vakti yerinde olanlardan bahsetmiyorum, elindeki tüm imkânları zorlayarak, gerekenleri çoğu zaman ucu ucuna yetiştiren birçok insanın da ABD’de doğum yapma peşine düştüğünü gördüm. Bir tanesi, ABD’nin en büyük kentlerinden birinde,  yılın sadece belli günleri güneş gören bir sokaktaki apartmanda, küçücük bir dairenin küçücük bir odasında üstelik haftalarca dışarıya çıkamadan geçirmişti hamileliğini. Tabii herkesin durumu aynı değil. Maaile ABD’ye taşınanlar da oluyor doğum için. İstediği zaman istediği şekilde gidip gelen de.

Peki, kim bunlar? Nasıl bir sosyoekonomik, sosyokültürel dağılımları var? Neye inanır, nasıl yaşarlar? Şimdi bu soruların ardından benden derin analizler bekleyenler çok fena hayal kırıklığına uğrayacaklar. Çünkü vereceğim yanıt çok kısa ve basit olacak: İnanç, siyasi parti, politik yönelim, vs. fark etmeden buna parası yeten kim varsa, onlar! 

Mesela Tanju Çolak. Katıldığı bir programda anlattı bunu. Allah analı babalı büyütsün, bir torununun olacağını ve bunun için programdan sonraki gün ABD’ye gideceğini söyledi. Burada ilginç bir şey yok. İlginç olan, bu konuşmadan sadece saniyeler önce Çolak’ın söyledikleriydi:

“Bu kadar yabancıyı sevmiyorum. Bu kadar yabancının Türkiye’ye gelmesine gerek yok. Biz bize yeteriz. Hem milli, hem yerli olalım.”

Tam burada aklıma Murathan Mungan’ın şu sözü geldi: “Türkiye’de her şey olabilirsiniz ama rezil olmazsınız.” Sonra söz onun muydu, değil miydi emin olamadığım için internette araştırmaya başladım. Mungan’ın Zeynep Meriç’e verdiği bir röportaja denk geldim.

“Biliyorsun, meşhur bir sözüm var: ‘Türkiye’de her şey olabilirsiniz ama rezil olmazsınız’. Başka bir cümlemin de bir o kadar yaygınlık kazanmasını isterdim” demiş Mungan Meriç’e.

Şu cümlenin: “Türkiye’nin resmi dini ikiyüzlülüktür. Yüzde 99’u Müslüman mı bilmem ama yüzde 99’u ikiyüzlü.”

Esenyurt değil Esencılıs

İnşallah nasip olur, şöyle iyi bir Esenyurt belgeseli çekmek istiyorum. Tamam, bunun için şu an niyetten öte bir adım mevcut değil. Ama olsa, bence harika olur.

İstanbul’un değil, Türkiye’nin değil, bence dünyanın en ilginç yerlerinden biri güzide Esenyurt ilçemiz. Hem iç hem de dış göç açısından hareketli, geniş bir etnik dağılıma sahip. İç göçü zaten biliyoruz da bir de dış göç meselesi var Esenyurt’ta. Göçmenlerin geldiği ülkelerin hem sayısı çok hem de geniş bir coğrafyayı kapsıyor. Uganda, Somali, Kongo, Sudan, Afganistan, Suriye, Pakistan, Bangladeş... Liste uzun. Göçmenlerin yerli nüfusa oranı ise (Kilis kadar olmasa da) bir hayli yüksek.

Dolayısıyla, Esenyurt’tan gelen haberler de bir o kadar ilginç ve değişik. Hatta aramızda oraya “Esencılıs” demeye başladık. Çok hareketli bir hayat var. Hatta fazla hareketli. O yüzden Esenyurt’ta suç oranları yüksek, suç türleri listesi de bir hayli uzun ve ilginç. İşin daha da ilginci, bu oranda yabancıların payının da yüksek olması.

Bize ulaşan haber başlıklarından bir derleme yaptım. Mesela:

“Esenyurt’ta ırkçılık iddiası: Somalililere ev verilmedi.”

“Esenyurt’ta yabancı oldukları öğrenilen bir grup sokak ortasında tekme tokat kavga etti.”

“Esenyurt’ta yabancı uyruklu iki kişi kavga etti, testereler, sandalyeler havada uçuştu.”

Göç sosyolojisinin temel bilgilerinden biridir: Göçmenler arasında suç oranları düşüktür. Çünkü her an deport edilme korkusu vardır. Ne zaman ki bulunduğu yere yerleşir, gettolaşır ve ikinci kuşak doğar, o zaman oranlar yükselir. Tabii sadece suç oranları değil, ekonomiye, kültüre, topluma, sosyal hayata katkıları da. Yakında Almanya Tarım Bakanı olacağı söylenen Cem Özdemir bunun sadece en son örneği.

Biz şimdilik Miss Uganda Güzellik Yarışması ve Voodo ayinleriyle karşılaşıyoruz. Peki “Esencılıs” doğumlu bir göçmenin Tarım Bakanı olacağı bir Türkiye görebilir miyiz? Bakacağız...