Futbolla hayat birbirine benzer mi?

MİLLİYET EGE, yeni bir yazar daha kazandı. Ahmet Talimciler artık her perşembe günü spor yazılarıyla sizlerin karşınızda...
Talimciler, bir sosyolog... Ama çalışmalarının büyük kısmı spor üzerine...
Ege Üniversitesi’nin bu değerli öğretim görevlisinin tez konusu da “Türkiye’de Futbol Fanatizmi ve Medya İlişkisi” idi.
Talimciler bu çalışmayı kitaplaştırdı ve 2000 yılında Milliyet Gazetesi Sosyal Bilimler Ödülü’nü kazandı.
Doktora çalışması da “Türkiye’de Futbol ve İdeoloji İlişkisi” başlığını taşıyordu.
Ahmet Talimciler, yıllardır araştırıyor, bunları kitap haline getiriyor.
İstedik ki, haftada bir gün de olsa bu düşüncelerini Milliyet okurlarıyla da paylaşsın.
Son iki haftadır, alışık olduğumuz spor yazılarından farklı şeyler yazıyor.
Geçen günkü yazısına, “Futbola ve hayata sahip çıkın” başlığını atmıştı.
* * *
Talimciler diyor ki:
“Stadyumlarda olup bitenleri sadece birkaç kendini bilmezin, işgüzarın bireysel eylemleri olarak göremeyiz. Çünkü stadyumlar toplumsal yaşamın birer minyatürünü bize sunarlar. Stadyumlardan toplumsal yaşama değerler transfer edilir.
Hoşgörü ve farklılıklara tahammül edebilme düzeyimiz, rakiplerimize olan yaklaşımlarımızda ortaya çıkmaktadır. Futbol sahalarında rakip takım taraftarlarına yönelik davranışlarla aslında kendimizi tanımlarız.
Futbol sahaları da tıpkı hayatımızın diğer alanlarında olduğu gibi belli bir etnik ya da dinsel grubun malı değildir. Yaşama özgürlüğümüze her alanda sahip çıkmak zorundayız. Bu oyunun havasını bozacak, onu oyunluktan (bizleri de taraftarlıktan/kendimiz olmaktan ) çıkaracak her türlü etkiyi sahanın dışında bırakmalıyız.
Stadyumların içini tek tipleştirmeye çalışanlara karşı çıkmalıyız. Rakibimizi öncelikle futbol sahalarından ve daha sonra da hayatımızdan dışlamayalım. Hayatın rengi ve güzelliği biraz da bunu bize yaşatan rakiplerimizle olan ilişkilerimiz içinde gerçekleşmektedir.
Futbolseverler, hayatınızı anlamlandıran bu oyuna ve bu oyun üzerinden yaşantınızın tahakküm altına alınmasına karşı çıkın. Sahalarınızı ve hayatınızı görmek istemediğimiz manzaralardan koruyun...”
* * *
Sevgili Ahmet ne güzel anlatmış.
Bu satırları okuyunca Türk siyasetinde son 20 yılda yaşadıklarımızı düşündüm.
Stadyumların içini tek tipleştirmeye çalışan acaba kulüp başkanları mı, siyasetçiler mi?
Tribünlerden atılan sloganları yazanlar acaba o renklere gönül verenler mi, yoksa siyaseti statlara kadar sokan siyasetçiler mi?
Arada bir İngiltere’den, Almanya’dan, İspanya’dan maç izliyor musunuz?
O zaman tribünlerin ruh halini daha iyi anlamaya çalışın.
Demokrasinin olgunlaşmasını sadece hukuk düzeniyle değil, yaşamın her alanındaki olaylardan da anlıyoruz.
* * *
Talimciler, futbolun milliyetçi duygu ve düşüncenin yayılıp gelişmesinin yanı sıra taraftarlar üzerinde izler bırakma gücü de dikkat çekiyor:
“Farklı renkleri bir araya toplayabilme potansiyeline sahip olması ve biz kimliğinin yaratılmasında ayna benlik olan ötekini bize sunuyor olmasıyla da taraftarlar üzerinde son derece önemli katkıları olan bir oyundur” diyor Talimciler...
Türkiye’de özellikle futbol toplumu oyalayan, sakinleştiren bir alan gibi görüldü.
Bunda çok da başarılı olundu.
Ancak futbolun bir spor olduğu unutuldu ve siyasallaştırıldı.
Tribünler de siyasetin kulisi haline getirildi.
“Futbola ve hayata sahip çıkın” başlığını işte o yüzden birkaç defa düşünmek ve Türk siyasetini yeniden yorumlamak gerekir.