Geleceğimiz yanıyor

Ülke olarak zor günler geçiriyoruz, yaklaşık bir haftadır orman yangınlarından dolayı vatanımız yanıyor, evlerimiz, hayvanlarımız, ekinlerimiz, tarlamız, arılarımız, geleceğimiz yanıyor, yüreğimiz sıkışıyor. Antalya, Muğla, Adana, Mersin, Marmaris, Manavgat… Bütün canlarla beraber, yüreğinde insan, hayvan doğa sevgisi olan hepimiz yanıyoruz… En acısı da bu yangınların insan eliyle çıkmış olma ihtimalinin varlığı…

Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) raporuna göre her 6 saniyede Dünya’da bir futbol sahası büyüklüğünde orman yok oluyor. Aslında sadece orman değil, tüm ekosistemin yok olduğunu göz önünde bulunduralım… Hep söylediğim gibi toprak hasta, hava hasta, su hasta. Doğayı beslemek, ona iyi bakmak zorundayız. Çünkü bütün bunları iyileştirmeden bir bireyin sağlıklı beslenmesi neredeyse imkânsız.

Geleceğimiz yanıyor

Tüm ülke fidan bağışı için seferber iken yanan bölgelerin korunması ve imara açılması konusunda da genel bir endişe var.  Ormanlık alandaki tesisler yangın riskini arttırıyor. Ağaç dikmek elbette önemli ama ekosistemi aynı şekilde kısa sürede onaramıyor. Mevsimin kurak olması ve iklim krizi orman yangınlarını tetikleyen faktörler arasında ön sıralarda yer alan büyük bir dezavantaj bu nedenle ileriye dönük en çok üzerinde durulması gereken noktalardan birisi.

Ortalama sıcaklıklardaki artışlar, dengesizleşen yağışlar, kuraklık periyodları orman yangınlarını arttırıcı yönde etki ediyor. Çıkan yangınla canı pahasına mücadele eden orman çalışanlarına, en ufak bir yardım için seferber olan bütün vatandaşımıza minnet borçluyuz. Onlara en büyük teşekkürü, alacağımız önlemlerle verelim, bireyse tedbirlerimizi alalım, bu işin kazası olmaz olsa olsa ihmali olur.

Limit aşım günü

Ülke olarak zor günler ile mücadele ederken 29 Temmuz limit aşım günü olarak açıklandı. Peki bu ne anlama geliyor? Dünya Limit Aşımı Günü, insanlığın bu yıl için doğanın bütçesini tükettiği tarihi işaret ediyor. Bu yılın tüm kaynaklarını tükettik, bu günden sonra 2022 kaynakları ile beslenerek yaşayacağız. Şimdiden bir diğer yıla borçlandık demek mümkün. Yağışların azalması, barajlardaki su oranı, tarım alanlarının daralması, artan nüfus ve gıda israfı dünyayı açlığa sürüklüyor. İhtiyacımızdan fazlasını tüketmek, üretmekten çok israf etmek aslında geleceğimizden çalmak anlamına geliyor. 

Bu konu ile ilgili adım atmak artık sorumluluktan çok bir zorunluluk. Çünkü her geçen yıl doğal kaynak ihtiyacımız korkunç bir biçimde artıyor. Raporlar ise bu konuyu sorumluluktan çok zorunluluk olarak görmemiz gerektiği yönünde.

Kaynakları tükettik

Ülkemiz için ise 6 Haziran 2021 kendi limit aşım günüydü, yani ülkemiz dünya ortalamasından 50 gün önce kaynaklarını tüketti. Bu yıl boyunca kullanmamız gereken doğal kaynaklarımızı zamanından önce bitirdik. Doğanın alarmına kulak verelim çünkü her geçen yıl doğal kaynak ihtiyacımız korkunç biçimde artıyor. Bu konuda yapılan raporun verileri ise dikkat etmemiz gerektiğini açıklar nitelikte. Bu yıl yayınlanan BM SOFI raporu yaklaşık 690 milyon insan açlıkla mücadele ettiğini 2030’da bu sayının 840 milyonu aşacağı söylüyordu. Önlem alamaz isek 9 yıl sonra yani 2030 yılında açlık, kıtlık, susuzluk, doğal kaynakların yokluğu ile karşı karşıya kalacağız. Bu ay yayınlanan yeni rapor ise durumun çok daha ciddi olduğunun habercisi. Dünya nüfusun yaklaşık onda birinin yani yaklaşık 811 milyon kişinin yetersiz beslendiği tahmin ediliyor. 2019’daki yüzde 8.4 olan yetersiz beslenme oranın yüzde 9.9’a yükseldiği de yeni veriler arasında.

İnsan sağlığı her şeyden önemli diyorsak, sağlığımızın da doğada saklı olduğunu unutmayalım. Doğa ile uyum içinde yaşamak, daha iyi bir geleceğe sahip olmak için daha iyi bir gezegene ihtiyacımız var. Bu zor günleri farkındalıkla atlatmak dileği ile…