PROBİYOTİKLER DİŞLERİ KORUR

Probiyotikler insan sağlığında temel beslenmenin ötesinde yararlı etkileri de olan canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanır. Ancak güvenli ve yeterli miktarlarda alındığında etkilidirler ve insan sağlığına çok yararlıdırlar. Probiyotikleri alabileceğimiz en iyi ve kolay bulunur gıda kaynakları probiyotikli süt, yoğurt, kefir, ayran ve lahana turşusu gibi zenginleştirilmiş veya fermente edilmiş gıdalardır. Yararlarından dolayı probiyotikler gıda takviyeleri, haplar, tozlar gibi formlarda da satılmaktadır. Probiyotiklerin, diş eti sağlığının korunması ve buna bağlı kötü ağız kokusunun giderilmesi, ağız kanserlerinin oluşumunun azaltılması ve özellikle de diş çürüklerinin oluşmasını engellemesine olumlu etkilerinin olabileceği düşünülmektedir. Ağız probiyotikleri diş yüzeyine ve ağız yumuşak dokularına yerleşirler. Burada ağız mukozası ve diş sert dokularına tutunarak çeşitli antimikrobiyal maddeler salgılarlar ve diş çürüğüne sebep olan mikroplarla mücadele ederler. Diş çürüğüne sebep mikropların asitlerini seyrelterek çürük oluşumuna neden olan asit ortamını değiştirebilirler. Ağız probiyotiklerinin kükürt bileşikleri üreterek ağız kokusuna neden olan bazı bakterileri yok edebileceği dahi bulunmuştur. Bunların dışında, probiyotikler insanların bağışıklık sistemlerini güçlendirerek de yararlı etkiler sağlarlar. Bağışıklık sisteminin güçlenmesine bağlı olarak probiyotiklerin ağız kanserini önlemeye yardımcı olabildiği, ağız hastalıklarına yol açan enfeksiyon sürecini durdurabilecekleri ya da yavaşlatabildikleri yapılan çalışmalarla ispatlanmıştır. Probiyotikleri, uygun dozda tüketmek genellikle güvenlidir. Ancak çocukların, yaşlıların ve hamile kadınların da yüksek dozda probiyotik almaktan kaçınmaları gerekmektedir. Gıda takviyelerindeki probiyotik oranı yiyeceklerdekilerden daha yüksek olduğu için kullanmaya başlamadan önce doktorunuza mutlaka danışmalısınız ve üretici firma tarafından önerilen dozu aşmamalısınız.

PROBİYOTİKLER DİŞLERİ KORUR

KANAL TEDAVİSİ AĞRILI MIDIR?

Kanal tedavisi zor ve sabır gerektiren bir tedavidir. Tedavinin istenilen seviyede başarılı olması her aşamasında büyük bir titizlikle çalışılmasına bağlıdır. Bu süreçte titiz bir çalışmayla ve biraz da şansla diş uzun yıllar ağızda kalabilir. Kanal tedavisi, diş çok fazla çürüdüğü zaman yapılır. Bu çürüğe genelde gece uyandıran ağrılar eşlik eder. Bu tedavide dişin görünen kısımdaki çürüğü temizlenir, mikroplardan etkilenmiş sinir ve diğer dokular kök ucuna kadar çıkarılır. Boşaltılan köklerin kanalları tıbbi malzemelerle doldurularak kapatılır. İçinden kök ucuna kadar damar ve sinirleri alınmış diş ölü bir şekilde bize hizmet etmeye devam eder. Hastaların en tedirgin oldukları konu ise tedavi süresince ağrı duyup duymayacaklarıdır. Tedavi hastanın dişinin iğneyle uyuşturulmasıyla yapılır. Şayet dişte akut iltihap yoksa, yapılan uyuşturucu iğne ve uygulanan teknikler sayesinde hastanın tedavi sürecinde herhangi bir ağrı duyması söz konusu değildir. Ancak kanal tedavisi birkaç seans olabilir. Burada en büyük problem, genelde ilk seansta dişin sinirlerinin alınmasıyla ağrının kesilmesi ve rahatlayan hastanın tedaviyi yarıda bırakmasıyla olur. Tedavi aksatılmamalıdır. Kalıcı dolgusu yapılmayan dişin birkaç ay sonra daha büyük sorunlarla kendini hatırlatacağı ve tedavinin çekimle sonuçlanabileceği unutulmamalıdır.

DİŞLERİMİZİ SIKMAYALIM

İnsan vücudunun en çok çalışan, çok gelişmiş hareket kabiliyeti ile yapısı en karmaşık olan eklemi, çene eklemidir. Bazen dişleri sıkmak, diş gıcırdatmak, çenemize aldığımız darbe, tek taraflı çiğneme alışkanlığı ve çenedeki kapanış bozukluğu veya yanlış yapılmış diş protezleri gibi sebeplerle eklem rahatsızlıkları gözlenebilir. Bu rahatsızlıklar; migrene benzer şiddetli baş ağrısı, kulak ağrısı, kulak çınlaması, çenenin ancak sınırlı açılabilmesi, kilitlenmesi ya da ağzımızı açtığımızda yerinden çıkması olarak kendini belli eder. Çene eklemi yüzeyinde düzleşmeyle eklemdeki disk uyumunun kaybolması sonucu çiğneme kaslarında sürekli ya da tekrar eden ağrı ve eklemde fonksiyon bozukluğu oluşur. Böyle bir durumda önce sakız çiğneme alışkanlığı bırakılmalı, sert yapılı yiyeceklerden uzak durulmalı, tek taraflı çiğnemeden kaçınılmalı, aşırı esnememeli ve diş sıkılmamalıdır. Tüm bunlara dikkat edilmesine rağmen ağrılar geçmiyorsa, hastaneye başvurmakta fayda vardır. Eklem tedavileri genelde diş hekimlerince tedavi edilse de altta yatan psikolojik nedenler de olabilir. Sonuçta hepimiz günümüzün stresli şartlarında dişlerimizi sıkıyoruz ve bu çene ekleminin en büyük düşmanıdır.