Koronavirüs nedir?

26 Mart 2020

Grip ve korona virüsleri, bulaşma yolları ve hastalık belirtileri açısından birbirine benzer. Ancak grip virüsünün öldürücülüğü Kovid-19 ile karşılaştırıldığında daha düşüktür. Bunun başlıca nedenleri gribe karşı oluşan bağışıklığımız, grip tedavisinde etkili antiviral ilaçların olması ve gripte akciğer tutulumunun daha az olmasıdır. Koronavirüse bağlı ölümde yaş ve eşlik eden diğer sağlık sorunları önemlidir. Örneğin, 80 yaşın üzerindeki hastalarda ölüm oranı yaklaşık yüzde 15 iken 6 yaşın altındaki çocuk hastalarda ölüm kaydedilmemiştir.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü de koronavirüsü ‘pandemi’ olarak sınıflandırmıştır. Pandemi, bir kıta, hatta tüm dünya yüzeyi gibi çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen genel addır.

Koronavirüs, hastaların hapşırması veya öksürmesiyle havaya saçtığı damlacıkları yakınındaki kişilerin solumasıyla veya damlacıkların düştüğü yüzeylere dokunulup kirli ellerle yüzün ellenmesiyle bulaşabilir. Virüsün dış ortamda canlı kalma süresi ve kuluçka süresi net olarak bilinmemektedir. Dolayısıyla, asansör düğmeleri, merdiven tırabzanları gibi ortak kullanılan yüzeyler risk oluşturmaktadır. Virüs kaptığımızda belirtiler genellikle ilk hafta içinde başlasa da 27 güne kadar gözükmeyebilirler. Bulaştırıcılığın ise kişide hastalık belirtisi göstermeden 2-3 gün önceden başladığı düşünülmektedir.

Araştırmalar devam etse de hastalığa özgü olarak geliştirilmiş bir ilaç henüz bulunamadı. Hastanın genel sağlık durumuna göre vücut direncini artırmak için destek tedavisi uygulanmaktadır. Bu yüzden hastalıktan korunmak için öncelikle kendimizi izole etmeliyiz.

Virüsten korunmak için ne yapmalıyız?

El temizliğine dikkat edilmelidir. Eller sabun ve suyla yıkanmalı veya alkol bazlı el antiseptiği kullanılmalıdır. Koronavirüsün dış yapısı çift katmanlı yağ olduğundan %80 alkol içeren kolonyalar da etkili olabilmektedir.

Eller yıkanmadan yüzle temas edilmemelidir.

Hastaların yoğun olarak bulunması nedeniyle mümkün ise sağlık merkezlerine gidilmemelidir. Şayet gidilecekse hastalarla temas edilmemeli, giderken maske takılmalı, binada asansör yerine merdiven kullanılmalıdır.

Yazının devamı...

Diş eti kanaması hastalık habercisi olabilir!

12 Mart 2020

Dişlerinizi fırçaladığınızda veya bir şey ısırdığınızda diş etleriniz kanıyorsa kesinlikle ihmal etmeyin! Diş eti kanamaları sadece ağız ve diş sağlığınız hakkında değil, genel sağlık durumunuz hakkında da bilgi verebilir. Örneğin gebelik durumları sırasında değişen hormonlar diş eti büyümelerine yol açabilir. Ayrıca diş etlerinde kanamalara ve hassasiyetlere sebep olabilir. Kullanılan kan sulandırıcı ilaçlar kanımızın pıhtılaşmasını güçleştirerek dişeti kanamalarını artırabilir. Bazı psikiyatrik ilaçlar da dişeti büyümesine sebep olarak dişeti iltihabı yapabilir.

En yaygın görünen diş eti kanaması sebebi diş eti iltihabıdır. Dişeti iltihabı ağız bakımının ihmali sonucu oluşan diş taşlarından olur. Bilinenin aksine diş taşları kendiliğinden oluşmaz veya vücut tarafından yapılmaz. Zamanla dişlerde meydana gelen bakteri plaklarının temizlenmemesi ve dişlerin doğru fırçalanmaması nedeniyle oluşur. Ağız bakımı eksikliğinden kaynaklanan dişeti iltihaplarının tedavisi kolaydır. Diş hekiminiz tarafından diş taşlarınız temizlenir. Siz de doğru ağız bakımını yapar ve diş hekimi kontrollerinize giderseniz sorun ortadan kalkar.

Fakat dişeti iltihabı sistemik hastalıkların sebebi ya da belirtisi olabilir. Bunlardan bazı örnekleri şöyle verebiliriz:

Pankreas kanseriyle dişeti iltihabı arasında bir ilişki bulunmuştur. Diş eti iltihabı sebebiyle tükürüğünde zararlı bakterilerin düzeyi yüksek olan insanlarda pankreas kanseri gelişme riskinin diğerlerine oranla yüzde 59 daha fazla olduğu bulunmuştur. Bu anlaşılacağı gibi dikkat çekici bir orandır. Çocuklarda diş eti kanaması lösemi (kan kanseri) belirtisi olabilir. Özellikle akut myeloblastik lösemi hastası çocuklarda diş etinde sıklıkla birdenbire kanama olabilir. Bazen bu kanama diş fırçalama esnasında çok daha şiddetli bir hal alabilir.

Yazının devamı...

Çağımızın hastalığı diş gıcırdatma!

5 Mart 2020

Birçok insan gün içerisinde iş yoğunluğu, büyük şehirlerdeki yorucu hayat gibi sebeplerle strese maruz kalıyor. Psikolojik ve genetik faktörler de eklenince, ülkemizde her üç kişiden birinde diş gıcırdatma tıptaki adıyla bruksizm görülüyor.

Stres sonucu kişi istem dışı gün içerisinde veya gece uyurken dişlerini sıkmaya veya gıcırdatmaya başlıyor. Özellikle uykudayken yapılan diş sıkmanın veya gıcırdatmanın devamında kişilerde dişlerinde hassasiyet, aşınma ve kırılma, çene ekleminde rahatsızlıklar, çene ve yüz kaslarında kronik yorgunluk hissi, baş ve boyun ağrısı, şakaklarda ağrı gibi belirtiler görülmektedir. Hatta bu problemler tedavisi yapılmadığı zaman ağız açmada kısıtlılığa, dişeti çekilmesine, eklem yapısında bozulmalara ve yüz şeklinde değişmeye yol açabiliyor.

Peki ne yapmalı?

Hastalar genellikle uykuda diş sıktıklarının farkında değildir. Hastalar çene kenarlarındaki ve şakaklarındaki kas ağrıları sebebiyle ya da uykuda diş gıcırdatma sesinden rahatsız olan yakınlarının onu uyarmasıyla diş hekimine danışır. Düzenli diş hekimi kontrollerinde ağız içi bulgular ve muayeneyle de bruksizm tanısı konulabilir. Tanısı konulan hastalarda ilk olarak koruyucu tedavi yöntemlerinden olan şeffaf plaklara (split) başvurulur. Hastanın dişlerinin ölçüsü alınarak yapılan splint gece boyu dişlerin birbirine temasını engelleyerek dişleri korur. Ayrıca dişler arasında mesafe açarak kasların çok kuvvetli kasılmasını engeller ve hastada farkındalık yaratarak diş sıkma miktarını azaltır. Ancak split uygulamaları profesyoneller tarafından çiğneme düzlemi ve hareketleri, ayrıca çeneler arası ilişkiler göz önüne alınarak yapılmalıdır. Yoksa hastalığı ilerletir ve çene eklemlerinde tedavisi zor problemlere yol açabilir. Altında yatan stres faktörü veya psikolojik sorunlar gibi etmenler yoksa split tedavileriyle diş gıcırdatma tamamen geçebilir. Düzenli kontrollerle bir süre plak kullandırıldıktan sonra gerekli görüldüğünde stres ve kaygıyı azaltmak için psikolojik destek alması için hasta ilgili doktora yönlendirilir.

Yazının devamı...

Hareketli diş protezi kullanmak artık kader değil!

27 Şubat 2020

İmplantlar eksik dişlerin yerine konması amacıyla, çene içerisine yerleştirilen ve diş köklerini taklit eden titanyum vidalardır. Titanyumun yüksek doku uyumu sayesinde çene kemiği titanyum implantları vücudun bir parçası olarak algılar ve başarı oranı oldukça yüksektir. Genel sağlık durumu iyi olan bireylerde veya doktor kontrolü altındaki diyabet, tansiyon gibi sistemik sağlık problemi olan bireylerde doktorlarıyla konsültasyon yapılarak uygun şartlar oluşturulabilirse implant tedavileriyle hareketli diş protezi kullanmak kader olmaktan çıkmıştır.

Öncelikle implantın yerleştirileceği bölgedeki kemiğin şeklinin, yüksekliğinin, kalınlığının ve kalitesinin değerlendirilmesi için radyografik ve görsel muayene yapılır ve hastanın panoramik röntgen veya 3D grafilerinin sonucuna göre planlama yapılır.

Artık diş hekimliğinde teknoloji ve malzemelerdeki gelişmeler o kadar ileri düzeydedir ki hemen hemen her kişiye uygun bir implant tedavisi bulunabilmektedir. Çene kemiğinde implantları destekleyebilecek hacimde kemik bulunan ve en önemlisi ağız bakımına dikkat eden bireyler implant tedavisiyle kolayca estetik ve sabit dişlere sahip olabilirler. Bazı durumlarda kemiğin miktarı implant yerleşimi için yeterli olmaz. Bu tür durumlarda eğer uzun süreli dişsizlik, travma gibi sebeplerle kemik hacmi implant için yeterli değilse kemik grefti (kemik tozu) uygulamalarıyla implant yerleştirilmesi için uygun hacim sağlanarak implantlar yerleştirilebilir. Kemik grefti uygulanan hastalarda implantın yerleştirilmesi için gereken bekleme süresi 3 ile 6 ay arasında değişmektedir. Bu hastanın genel sağlık durumu, implant yapılan bölge ve uygulanan greft miktarına göre belirlenir.

Tam dişsiz hastalarda implant destekli sabit protez yapabilmek için tedavi planlaması sırasında mutlaka dişlerin bitimde nasıl bir görünüme sahip olabileceği önceden belirlenmelidir. İmplant destekli sabit dişler yapılırken, çenenin büyüklüğüne bağlı olarak 6 ya da 8 adet implant kullanılır. Bazı vakalarda çene kemiklerinin durumuna göre ‘all on four’ adı verilen teknikle 4 implantla da sabit protezler yapılabilmektedir.

Yazının devamı...