DİŞ BEYAZLATMA NEDİR?

3 Aralık 2020

Hepimiz bembeyaz dişlerle gülümsemek isteriz. Ancak dişlerimizin kendi renginin sarı olması ya da gün içerisinde sık çay, kahve ve sigara tükettiğimizden, dişlerimiz beyaz durmayabilir. Bazılarımızın dişlerinde çocukken kullanılan antibiyotikler veya florlu suların tüketilmesi gibi sebeplerle oluşan içsel renklenmeler bulunabilir. Bu durumlarda dişlerimizi düzenli olarak fırçalasak da genelde dişlerimiz beyazlamaz. Peki, rahat gülmemize engel olan ve özgüvenimizi kötü etkileyen bu durum karşısında ne yapmak gerekir? Dişlerde meydana gelen renklenmeler diş beyazlatma işlemiyle giderilebilir. Bu işlemle daha ideal beyazlıkta dişlere sahip olabilirsiniz. Diş beyazlatma işlemi diş taşı temizliğinden ve temizlik işlemi sonrası yapılan parlatma işleminden oldukça farklıdır. Bu işlemlerle mekanik temizlik yapılırken, beyazlatma işlemi daha çok kimyasal bir işlemdir. Diş beyazlatmada beyazlatıcı ajanlar kullanılarak dişin kendi renk tonu birkaç ton kadar açılabilmektedir. Diş beyazlatma işlemi hekim tarafından muayenehane ortamında uygulanan ofis tipi beyazlatma ve hastadan alınan ölçülerle hastanın kendisine verilen şeffaf bir plak sayesinde kendisinin evde uygulayacağı ev tipi beyazlatma olarak ikiye ayrılabilir. Ayrıca hastaların eczanelerden temin edebildiği beyazlatıcı diş macunu veya ağız gargarası gibi ürünler de bulunmaktadır. Beyazlatma işlemi çay, kahve ve sigara gibi dış faktörlere bağlı renklenmelerde çok başarılı sonuçlar verebilir. Ancak dişin içinde oluşan, antibiyotik veya aşırı flor tüketimine bağlı renklenmelerde çok iyi sonuçlar elde edilememektedir. İşlem sonrası dişlerin beyazlığı kişiden kişiye değişmekle birlikte yaklaşık 6 ay ile 3 yıl arasında devam eder. Çay, kahve ve sigara kullanımı fazla olanlarda ve diş fırçalama işlemini özenli yapmayanlarda beyazlığın ömrü daha kısadır.

Ofis tipi beyazlatma

Ofis tipi beyazlatma tüm beyazlatma sistemleri içerisinde en etkili yöntemdir. Muayenede gerçekleştirilen beyazlatma işleminde beyazlama hem daha hızlı olur hem de kalıcılığı daha uzundur. Diş beyazlatma işleminden önce; daha etkili bir sonuç için, hastaya diş taşı temizliği ve parlatma yapılır. İşlem öncesi diş etlerinin üzeri koruyucu bir bariyerle kapatılır. Sonrasında yaklaşık olarak 15 dakikalık 2 veya 3 periyot olarak dişlere beyazlatma jeli uygulanır. İşlem sonrasında hastanın renklendirici gıdalardan uzak durması ve sigara kullanmaması istenmektedir. Beyazlatma sonrasında dişlerde hassasiyetler görülebilmektedir fakat kullanılacak olan hassasiyet giderici diş macunlarıyla bu hassasiyetler azalmaktadır.

Ev tipi beyazlatma

Ev tipi beyazlatmada hastadan alınan ölçü sayesinde hastaya uygun şeffaf bir plak üretilir. Hazırlanan şeffaf plak ve beyazlatıcı ajan içeren tüpler hastaya verilerek dişlerine nasıl uygulayacağı hekim tarafından anlatılır. Hasta, ilacı diş hekiminin önerileri doğrultusunda ağzına takacağı plağın içine sürerek geceleri uyurken 1-2 hafta uygular.

ÇOCUKLARINIZA DİŞ FIRÇALAMAYI ÖĞRETİN

Diş fırçalama alışkanlığı çocuklara erken yaşlarda kazandırılmalıdır. Bunun içinde elbette ki anne ve babalar rol model olmalıdırlar. 2.5-3 yaşlarında süt dişleri çıktığında diş fırçalama alışkanlığı edindirmek gerekir. Bu yaşlarda öğrettiğiniz diş fırçalama teknikleri ile 6 ve 7 yaşından itibaren kendileri fırçalayabilir. Bunun için, dişlerinizi fırçalayarak ona birer örnek olunuz. Çocuk sizi fırçalarken görmeli ve bunu fark etmelidir. Bunun yanında, ağız sağlığı hakkında bilgilendirici olun. Çocuğunuzu neden dişlerini fırçaladığı ve nasıl fırçalayacağı hakkında bilgilendirmelisiniz. Bu anlatımı resimler ve oyunlarla daha eğlenceli hale getirebilirsiniz. Markette çocuğun kendi diş fırçası ve macununu seçmesi onu motive edecektir. Seçilen diş fırçası çocuğa uygun ve yumuşak olmalıdır. Bunun için oyun karakterli diş fırçası alternatifleri de vardır. Kullanılan diş fırçasını 6 ayda bir değiştirmeyi unutmamalısınız. Diş fırçalama sırasında çocuğun diş macununu yutmamasına özen göstermelisiniz. Şayet yutuyorsa macunsuz fırçalamak da faydalı olacaktır.

Yazının devamı...

MEVSİMSEL GRİP

26 Kasım 2020

Sayın Sağlık Bakanımız, televizyon konuşmasında, “Bu mevsimin mevsimsel gribi koronadır” dedi. Peki, nedir bu mevsimsel grip? Mevsimsel grip, dünyanın her yerinde dolaşan influenza yani grip virüslerinin neden olduğu bir solunum yolu enfeksiyonudur. Dört tip mevsimsel influenza virüsü vardır. Bunlar tip A, B, C ve D’dir. Ancak sadece A ve B tipi insanlarda yaygın hastalığa sebep olur. Kişinin genel sağlığına bağlı olarak hastaneye yatış ve ölümle sonuçlanan hastalıklara neden olabilir. Genel sağlığı ve bağışıklığı iyi olan insanlar ateş ve diğer belirtilerden müdahaleye gerek kalmadan yaklaşık bir hafta içinde kurtulur. Mevsimsel grip, ani başlayan ateş, öksürük, baş ağrısı, kas ve eklem ağrısı, şiddetli halsizlik, boğaz ağrısı ve burun akıntısıyla karakterizedir. Gripte öksürük şiddetli olabilir ve uzun sürebilir. Bu belirtilerle Kovid-19’a çok benzer ve karıştırılabilir. Ancak yapılan testlerle kolayca farkı ortaya çıkmaktadır. Ağızdan ve burundan alınan sürüntü örnekleriyle yapılan testlerde kısa zamanda sonuç çıkmaktadır. Ve günümüz pandemi koşullarında ihmal edilmeden bu testler yapılmalıdır. Hastaneye yatış ve ölüm esas olarak genel sağlık durumu iyi olmayan ya da hastalıkları olan yaşlılar veya çok küçük çocuklar gibi yüksek risk grupları arasında meydana gelir. Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda, grip sebepli ölümlerin çoğu 65 yaş ve üzerindeki kişilerde meydana geldiği bulunmuştur. Bu yüzden 65 yaş üstü risk grubu olarak belirlenmiştir. Beş yaşın altındaki çocuklarda ise mevsimsel gribe bağlı ölümlerinin %99’u gelişmemiş ülkelerde olmaktadır. Grip virüsü ile enfekte olduklarında kronik kalp, akciğer, böbrek, metabolik, nörogelişimsel, karaciğer veya kan hastalıkları olanlar; kemoterapi alanlar veya steroit kullananlar, hamile kadınlar ve AIDS hastaları yüksek risk grubundadır.

Mevsimsel grip, kalabalık alanlarda hızla bulaşarak kolayca yayılır. Yayılma şekli Kovid-19’a benzer. Taşıyıcı bir kişi öksürdüğünde veya hapşırdığında, virüs içeren damlacıklar hava da bir metreye kadar yayılabilir. Bu damlacıkların yakındaki kişiler tarafından solunmasıyla ya da ellerle temas edilip, kirli ellerin ağız ve buruna götürülmesiyle bulaşabilir. Virüsün vücuda alınmasında hastalığa kadar geçen kuluçka süresi yaklaşık iki gündür, ancak dört güne kadar çıkabilir.

Hastalığı önlemenin en etkili yolu aşıdır. Güvenli ve etkili aşılar yaklaşık 60 yıldan uzun süredir kullanılmaktadır. Sağlıklı yetişkinlerde grip aşısı, hastalığa sebep olan virüsler aşıdaki virüslerle tam olarak eşleşmediğinde bile koruma sağlarken, yaşlılar arasında hastalığı önlemede daha az etkili olabilir. Yine de hastalığın şiddetini ve ölüm vakalarını azaltır. Aşı, özellikle yüksek risk altındaki kişiler için önemlidir. Ancak kişilerin bol vitaminli beslenmeleri, vücut dirençlerini artırıcı takviyeler kullanmaları da faydalı olacaktır.

AĞZIN AÇIK UYUMA

Gece uykusunda burundan nefes alamama sebebiyle ağız açık bir şekilde uyunduğunda ağız diş yapısında bozukluklar olabilir. Özellikle erken çocukluk döneminde büyüme ve gelişim devam ederken ağzı açık uyunuyorsa özellikle üst çene bölgesinde çene darlığı meydana gelebilir. Oluşan darlığa bağlı olarak ağız ve çenede kapanış bozukluğu ve diş çapraşıklıkları görülebilir. Aynı şekilde yetişkin bireylerde de ağız açık uyuma ve horlamalar bazı dişlerde bozulmalara neden olabilir. Ağızı açık uyumanın başlıca sebebi burun ve geniz bölgesinde solunum yolunun darlığıdır. Gece ağız acık uyunduğunda sabah oluşan ağız kuruluğu ile uyanırsınız. Sürekli hava akımı tükürüğü kurutarak, tükürüğün dişleri yıkama ve bakteri asitlerini seyreltme işlevini engeller. Bu da diş çürükleri ve diş eti hastalıklarına sebep olur. Bu sebeplerden, çocuk ya da büyük olsun, bu sorunun tedavisi ertelenmemelidir.

DİŞ MACUNUNDA NE VAR?

Yazının devamı...

GÜZEL GÜLMEK

19 Kasım 2020

Güzel gülüşün temel unsuru dişlerdir. Ancak güzel bir gülüş yaratmak için dişlerin yapıları, renkleri gibi kriterleri göz önüne alınırken hastanın yüz formu, karakteri ve beklentileri de değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, dişler yüz hatları, cilt rengi, diş etleri ve hastanın karakterine uygun olarak dizayn edilmelidir. Örneğin, yaşlandıkça üst dudağın kasları gevşer ve üst dişlerin görünümü azalır. Daha fazla görünmesi için kabul edilebilir uzunluktan daha uzun dişlerin tasarlanması hem estetiği bozar hem de konuşmayı olumsuz etkiler. Ya da yumuşak huylu, naif kişilere çok keskin köşeli ve iri dişler yakışmaz. Bir diğer konu diş etidir. Sağlıklı diş eti soluk pembe renktedir. Gülüşün güzelliği kişiden kişiye değişse de diş eti her zaman sağlıklı olmalıdır. Diş eti diş aralarını tamamen doldurmalı ve karanlık boşluklar olmamalıdır. Ayrıca kişi gülüşünü kendine ait hissetmelidir. Ancak gülerken rahat hisseden kişi mutluluğunu yansıtabilir. Estetik gülüş tüm bu faktörlerde bir denge olduğunda oluşabilir.

DİŞ ÇAPRAŞIKLIKLARINDA ALTERNATİFLER
Diş çapraşıklarının düzeltilmesi için uygulanan ortodontik tedaviler çeşitli diş telleri ve kuvvet uygulayıcılar sayesinde farklı seçenekler sunar. Diş teli tedavilerinde bu alternatifler arasında seçim yapmak doktor ve hastanın ortak kararıyla gerçekleşir. Doktor en uygun olan seçeneklerin avantajlarını ve dezavantajlarını hastanın tercihini kolaylaştırmak adına anlatır. Ortodontik tedaviler sayesinde dişler çene üzerinde olması gereken dizilime kavuşur ve çenelerin birbiriyle ilişkileri düzenlenmiş olur. Diş çapraşıklıkları alt ve üst çenenin yapısının veya birbirileriyle ilişkilerinin bozuk olmasından kaynaklanabilir. Bazen de kemik yapı düzgünken dişler yanlış yerde konumlanmıştır. Özellikle kemik yapının problemli olduğu insanlarda erken yaşlarda başlanan tedaviler daha hızlı ve kolay sonuç alınmasını sağlar. Bu tür hastalarda yapılan ortodontik tedaviler ileriki yaşlarda oluşacak daha büyük çene ve diş problemlerinin önüne geçmeyi de sağlar. Bozukluk sadece dişlerde ise tedavi her yaşta yapılabilir. Ortodontik tedavide kullanılan malzemeler farklı avantajlara ve dezavantajlara sahiptir. Bunların seçiminde bozukluğun derecesi, sebebi, hastanın sosyo-ekonomik durumu önemlidir. Bu tedavi türünde metal braketler, porselen braketler ve şeffaf plaklar kullanılır. Braketler dişin üzerine yapıştırılan, tellerin bağlandığı küçük düğmeler olarak tanımlanabilir.

Metal braketler: Ortodontik tedavide yaygın kullanılan braket türüdür. Daha dayanıklıdırlar ve daha fazla kuvvet uygulanabildiğinden diş daha rahat hareket ettirilir ve en hızlı sonuçlar metal braketler sayesinde elde edilmektedir. Dişlerin dış yüzeyine yerleştirildiği ve metal oldukları için en belirgin olan tellerdir. Estetik değildirler.

Porselen (şeffaf) braketler: Renkleri diş rengine yakın olduğundan metal braketlere göre daha az görülürler. Daha estetiktirler. Estetik kaygı taşıyan hastalar özellikle tercih etmektedir. Ancak hassas olduklarından çok fazla kuvvet uygulanamaz ve bu tedavi süresini uzatır.

Bazen kişi hiçbir şeyin tel tedavisi sırasında görünmesini istemez. Bu durumlarda teller dil tarafına takılır ya da şeffaf plaklarla tedavi yapılır. Dişin dil tarafına tel takılmasına lingual braket denir.

Lingual braketler: Braketler dişlerin dış yüzeyine değil, iç kısmına yapıştırıldığı için görülmezler. Yaş grubu fark etmeksizin herkese uygulanabilir. Lingual diş telleri kişinin yaşına, yüz şekline ve gülüşüne uygun bir şekilde tasarlandığı için tedavi süresi boyunca yaşanabilecek sıkıntılar yarıya indirilmiş olur. Ancak çok maliyetlidir.

Şeffaf plaklarla ortodonti: Şeffaf plaklar dışarıdan çok zor fark edilir ve hastaya estetik bir tedavi süreci sunar. Hasta tarafından kolayca takılıp çıkarılabilen plakların temizlenmesi de oldukça kolaydır. Doktorların yaklaşık iki haftada bir değişecek şekilde verdiği şeffaf plaklarla dişlerin yavaş yavaş hareket ettirilmesi sağlanarak istenilen şekle kavuşturulmuş olur.

Yazının devamı...

Kovid-19 yayılıyor

12 Kasım 2020

Kovid-19 özellikle İstanbul’da ekim ayına göre dört kat fazla görülmeye başladı. Mart ayında sosyal ve görsel medyada korkunç videolar görürdük ama çevremizde hasta olan çok insan duymazdık. Şimdilerde ise özellikle İstanbul’da mutlaka çevreden birilerinde, bir tanıdıkta Kovid-19 görülmüş oluyor. Yani çember daralıyor. Dolayısıyla, çok dikkatli olmalıyız; kendimizi korumalıyız ve bu bizim sorumluluğumuz. Korunmak için yapılacaklar aylardır anlatılıyor: Maske takmak, sosyal mesafeyi korumak, temizliğe dikkat etmek, vs. Peki ya yakın temasta olduğumuz birinin Kovid-19 pozitif çıktığını duyarsak ne yapmalıyız? Böyle bir durumda önce yapılması gereken, aile hekimini ya da 112 acil sağlığı aramaktır. Burada çeşitli sorularla test için uygun olup olmadığınız anlaşılacak ve yönlendirileceksiniz. Ancak sağlık hizmetlerine ve test imkânlarına hemen ulaşamıyorsak ne yapmalıyız? Kendimizi iyi hissetsek bile hastalığı kapmış olabileceğimizi anlamamız çok önemlidir. Çünkü Kovid-19’a maruz kalınmasından belirtilerin başlamasına kadar ortalama 5-6 gün geçer. Bazense bu süre 14 güne kadar uzayabilir. Bu nedenle virüslü kişiyle temas ettiysek, kendimizi 14 gün kadar belirtileri gözlemlemek adına karantinaya almalıyız. Karantina hasta olmayan ancak Kovid-19’a maruz kalmış olabilecek kişileri kısıtlamak anlamına gelir. Karantina, evde 14 gün süreyle gerçekleştirilebilir. Karantina süresince de dikkat etmemiz gerekenler vardır ve bunlara uymamız çok önemlidir. Bunların başlıcaları şöyledir:

Karantina süresince işe, okula veya halka açık yerlere gitmeyin.

Aile üyelerinden ayrı bir odada kalın ancak mümkün değilse kişilerden en az 1 metre uzakta durun ve tıbbi maske takın.

Aynı havlu, bardak gibi eşyaları kullanmayın; bu tür eşyalarınızı mutlaka ayırın.

Yazının devamı...

Çocuk dişlerinde yer tutucular

5 Kasım 2020

Süt dişleri çiğneme işlevlerinin dışında daimi dişlere doğru yerde çıkmaları için rehberlik eder. Bu rehberliği altlarından gelecek bu daimi dişler için yer tutucu işlevi yaparak sağlarlar. Dişler her zaman ön tarafındaki boşluğa ilerleme eğilimindedir. Bundan dolayı, erken çekilen bir süt dişinin boşluğuna arkasındaki diş ilerler ve alttan gelecek daimi dişin yerini kapatarak çapraşık çıkmasına sebep olur. Dolayısıyla, süt dişlerinin, daimi dişler çıkana kadar ağızda tutulmasının sağlanması gerekir. Bazen diş çürüğü gibi sebeplerle süt dişleri çekilebilir. Bu gibi durumlarda, altından gelecek daimi dişin çıkacağı boşluğun kapanmaması ve doğru yerinde çıkabilmesi için yer tutucu denen apareyler çocuğa takılır. Kısacası, yer tutucu ismi verilen plastik ya da metal apareylerin kullanımıyla, süt dişlerindeki erken kayıplara bağlı boşlukların kapanması engellenerek, daimi dişlerin sağlıklı bir şekilde gelmesi sağlanır. Bunlar hareketli yer tutucular ve sabit yer tutucular olarak iki çeşittir.
Hareketli yer tutucular

Hareketli yer tutucular genellikle çok diş kaybı olduğu zaman kullanılır. Çocuktan bir ölçü alınır ve bu ölçü üzerinden laboratuvarda çocuğa uygun takıp çıkarılabilen bir aparey yapılır. Akrilik malzemeden yapılan hareketli yer tutucuların çocuğun sağlığına herhangi bir zararı yoktur. Hareketli yer tutucunun gün boyu kullanılması, yemek yerken çıkarılması ve gece uyurken de kullanılmaya devam edilmesi gerekmektedir. Tabii küçük bir çocuğun bunu hemen kabullenmesi bazen zor olabilmektedir. Başlangıçta konuşurken problemler ya da mide bulantısı gibi sorunlar yaşansa da bunların hepsi geçicidir. Yüksek ses ile kitap okumak, şarkı söylemek gibi aktiviteler yer tutucuya alışılmasını kolaylaştıracaktır. Çocuğun yaşına göre takıp çıkarılmasında anne babanın yardımına ihtiyaç duyulabilir. Çıkarıldığında ise diş fırçası yardımıyla güzelce temizlenmelidir.
Sabit yer tutucular

Sabit yer tutucular da çocuğun ağzından alınan ölçülere göre çocuğa özel hazırlanır. Bu yer tutucu tipi genellikle tek ya da çift taraflı diş kayıplarında ya da eksik diş boşluğunun önünde ve arkasında diş varsa kullanılır. Boşluğun önündeki ve arkasındaki dişlere yapıştırılarak takılan bu yer tutucular sayesinde arkadaki diş öne doğru gelip boşluğu kapatamaz. Sabittirler ve ancak diş hekimi tarafından çıkartılabilirler. Eğer imkân varsa sabit yer tutucunun kullanılması çocuk için daha konforlu ve kabullenilmesi daha kolaydır.

Yazının devamı...

PROBİYOTİKLER DİŞLERİ KORUR

29 Ekim 2020

Probiyotikler insan sağlığında temel beslenmenin ötesinde yararlı etkileri de olan canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanır. Ancak güvenli ve yeterli miktarlarda alındığında etkilidirler ve insan sağlığına çok yararlıdırlar. Probiyotikleri alabileceğimiz en iyi ve kolay bulunur gıda kaynakları probiyotikli süt, yoğurt, kefir, ayran ve lahana turşusu gibi zenginleştirilmiş veya fermente edilmiş gıdalardır. Yararlarından dolayı probiyotikler gıda takviyeleri, haplar, tozlar gibi formlarda da satılmaktadır. Probiyotiklerin, diş eti sağlığının korunması ve buna bağlı kötü ağız kokusunun giderilmesi, ağız kanserlerinin oluşumunun azaltılması ve özellikle de diş çürüklerinin oluşmasını engellemesine olumlu etkilerinin olabileceği düşünülmektedir. Ağız probiyotikleri diş yüzeyine ve ağız yumuşak dokularına yerleşirler. Burada ağız mukozası ve diş sert dokularına tutunarak çeşitli antimikrobiyal maddeler salgılarlar ve diş çürüğüne sebep olan mikroplarla mücadele ederler. Diş çürüğüne sebep mikropların asitlerini seyrelterek çürük oluşumuna neden olan asit ortamını değiştirebilirler. Ağız probiyotiklerinin kükürt bileşikleri üreterek ağız kokusuna neden olan bazı bakterileri yok edebileceği dahi bulunmuştur. Bunların dışında, probiyotikler insanların bağışıklık sistemlerini güçlendirerek de yararlı etkiler sağlarlar. Bağışıklık sisteminin güçlenmesine bağlı olarak probiyotiklerin ağız kanserini önlemeye yardımcı olabildiği, ağız hastalıklarına yol açan enfeksiyon sürecini durdurabilecekleri ya da yavaşlatabildikleri yapılan çalışmalarla ispatlanmıştır. Probiyotikleri, uygun dozda tüketmek genellikle güvenlidir. Ancak çocukların, yaşlıların ve hamile kadınların da yüksek dozda probiyotik almaktan kaçınmaları gerekmektedir. Gıda takviyelerindeki probiyotik oranı yiyeceklerdekilerden daha yüksek olduğu için kullanmaya başlamadan önce doktorunuza mutlaka danışmalısınız ve üretici firma tarafından önerilen dozu aşmamalısınız.



KANAL TEDAVİSİ AĞRILI MIDIR?
Kanal tedavisi zor ve sabır gerektiren bir tedavidir. Tedavinin istenilen seviyede başarılı olması her aşamasında büyük bir titizlikle çalışılmasına bağlıdır. Bu süreçte titiz bir çalışmayla ve biraz da şansla diş uzun yıllar ağızda kalabilir. Kanal tedavisi, diş çok fazla çürüdüğü zaman yapılır. Bu çürüğe genelde gece uyandıran ağrılar eşlik eder. Bu tedavide dişin görünen kısımdaki çürüğü temizlenir, mikroplardan etkilenmiş sinir ve diğer dokular kök ucuna kadar çıkarılır. Boşaltılan köklerin kanalları tıbbi malzemelerle doldurularak kapatılır. İçinden kök ucuna kadar damar ve sinirleri alınmış diş ölü bir şekilde bize hizmet etmeye devam eder. Hastaların en tedirgin oldukları konu ise tedavi süresince ağrı duyup duymayacaklarıdır. Tedavi hastanın dişinin iğneyle uyuşturulmasıyla yapılır. Şayet dişte akut iltihap yoksa, yapılan uyuşturucu iğne ve uygulanan teknikler sayesinde hastanın tedavi sürecinde herhangi bir ağrı duyması söz konusu değildir. Ancak kanal tedavisi birkaç seans olabilir. Burada en büyük problem, genelde ilk seansta dişin sinirlerinin alınmasıyla ağrının kesilmesi ve rahatlayan hastanın tedaviyi yarıda bırakmasıyla olur. Tedavi aksatılmamalıdır. Kalıcı dolgusu yapılmayan dişin birkaç ay sonra daha büyük sorunlarla kendini hatırlatacağı ve tedavinin çekimle sonuçlanabileceği unutulmamalıdır.

DİŞLERİMİZİ SIKMAYALIM

Yazının devamı...

Cıvaya dikkat

22 Ekim 2020

Viral hastalıkların en önemli belirtilerinden biri olan ateşlenmenin insan vücudunda ölçülmesi amacıyla kullanılan cıvalı termometreler dikkat edilmezse çok tehlikeli olmaktadır. Bu, termometrelerin kırılması sonucu serbest kalan cıva temasıyla ya da buharlaşan cıvanın solunmasıyla insan vücudunda çok zararlı etkilere yol açabilir. Bunlar arasında yetişkin insanda oluşabilecek beyin ve sinir hasarları, böbrek ve sindirim sistemi hasarları, akciğer hasarı, kusma, ishal, kalp hızı ve kan basıncında artış, deride kızarıklık, göz tahrişi sayılabilir. Daha kötüsü, cıva nesiller boyunca doğada kalır ve maruz kalan tüm insanlarda sağlık sorunlarına sebep olabilir. Bu sebeple, Dünya Sağlık Örgütü cıvalı termometreler ve cıva içeren tansiyon cihazlarının aşamalı olarak kaldırılması için Minamata Sözleşmesi’ni ortaya koymuştur. Bu sözleşmede cıva, halk sağlığı açısından en tehlikeli on kimyasaldan biri olarak belirtilmiş ve cıvalı cihazların üretimini, ithalatını ve ihracatını sonlandırmayı amaçlamaktadır. Kendimizi ve ailemizin sağlığını korumak bizim sorumluluğumuzdur. Bu sebeple bu tür cıvalı aletleri almamalı, daha güvenli cıva içermeyen alternatiflerini tercih etmeliyiz.



Botoksu mutlaka deneyimli eller yapmalı

Clostridium Botulinum adlı bakteriden elde edilen bir zehir olan botoks, başta estetik olmak üzere, birçok tıbbi alanda kullanılan bir yöntemdir. Bu sebeple, botoksun mutlaka tecrübeli ellerde yapılması gerekir. Aşırı terleme, diş gıcırdatma ya da servikal distoni gibi kas rahatsızlıkları, migren ağrıları, göz tembelliği, blefarospazm (göz kapaklarını düzgün bir şekilde hareket ettirememe) tedavisi gibi tıbbi alanlarda kullanılan botoks estetik yaklaşımlarda da kullanılmaktadır. Yüzde beliren kırışıklıkları ve ince çizgileri yok etmenin en kolay yöntemidir. Estetik cerrahi operasyonların aksine botoks uygulamasında herhangi bir kesi işlemi yapılmaz. Kişi, uygulama sırasında iğne batışı kadar acı ya da ağrı hisseder ve aynı gün hayatına kaldığı yerden devam edebilir. Botoksun uygulandığı bölgedeki yüz kaslarına sinirlerden iletilen, sinyaller engellenerek kas hücrelerinin kasılması önlenir. Kaslardaki sertleşme miktarı en aza indirgenir. Bu sayede anormal kas kasılmaları da durur. Bunun sonucunda yüz kasları geçici olarak gevşer, mimikler yapılamaz ve kırışıklık ve ince çizgiler oluşmaz. Yaşlanmayla birlikte yüzümüzde belirginleşen, mimik kaslarının kasılması sonrasında oluşan kırışıklıklar ve çizgiler botoksla giderilebilir.

Botoks işleminden ortalama 20 dakika öncesinde bölgeye, yapılacak iğnelerin hissedilmemesi için bir krem sürülür. Uygulama bölgesi dezenfektanla temizlendikten sonra botoks, ince uçlu iğnelerle bölgedeki kasların içine ufak dozlarda enjekte edilir. İşlem, ortalama 15 dakika sürer. Kasa enjekte edilen botoks, ortalama 4 günde etkisini göstermeye başlar. Etkisi ise yüz ve boyun uygulamalarında, botoks yapılan kasın aktivitesine bağlı olarak değişmekle beraber genellikle 3 ile 6 aydır. Terleme tedavilerinde ise bu etki 8 ila 16 ay arasında değişebilir.

Yazının devamı...

Güzel gülmek

15 Ekim 2020

Mutluluğun da eşlik ettiği estetik gülüş en doğal haliyle bir sanattır. Charles Reade’nin dediği gibi, güzellik bir güç ve gülmek onun kılıcıdır. Bu farkındalık, estetik ve kozmetik diş hekimliğinde kullanılan materyallerdeki gelişmeler ve sosyal medyanın insanlar üzerindeki güzellik algısını geliştirmesiyle birlikte diş hekimliği sağlık ve fonksiyon amaçlı uygulamalar kadar estetiğin de ön plana çıktığı bir bölüm haline gelmiştir. Ancak gülüş tasarımında amaç bütün dişlere işlem yapıp, dişleri küçültüp fonksiyonu veya dişlerin sağlığını feda etmek olmamalıdır. Dişlere minimum miktarda dokunup, doğal dişleri estetik tedavilerin temeli olarak kullanmak esastır. Peki, güzel gülüş nedir? Doğal görünen, dudaklar, dişeti ve yapılan dişler arasında düzgün bir uyum olan olarak tanımlayabiliriz kısaca. Doktorun tedavi yaklaşımında, hastanın kendi karakterini nasıl tanımladığı, yaşı, kişiliği dikkate alınmalıdır.




Tüm bu faktörler değerlendirilip, tedavi planı içerisine dâhil edildiği zaman doğal bir görünüm elde edilir. İnsanların daha güzel görünmek için özellikle diş konusunda tercih ettikleri tedavilerde minimum müdahaleyi ve fonksiyonu kaybetmemeyi ön plana almaları gerekmektedir. Çünkü diş dokusu aşındırılıp küçültüldüğünde tekrar kendini yenileyemez ve tedavide kullanılan malzemelerin ömrü vardır. Bu sebeple kendinizde gördüğünüz problem sadece renk koyuluğu ise beyazlatma ya da çapraşıklık ise tel tedavisi gibi dişe zararı olmayan tedavileri tercih etmelisiniz. Unutulmamalı ki hayat uzundur ve sağlık en az estetik kadar önemlidir.

DİŞLER ORGANDIR  

Yazının devamı...