Mükemmel bir polisiye dizi: The Sinner

Üçüncü sezon bölümleriyle ‘The Sinner’ kendisinden bekleneni yerine getiren bir dizi. Geçmiş travmalarının bilinçdışı olmasıyla ortaya çıkan cinayetler ve onları psiko-analitik akılla çözmeye çalışan dedektif Larry Ambrose’un (Bill Pullman) hayat verdiği dizi polisiye türünün gerilim yapısını da sağlam kuruyor. İlk sezonu hatırlayacak olursak, Jessica Biel’in mükemmel canlandırdığı, sorunlu karakter Cora Tanetti dizide işlediği bir cinayet sonrası geriye dönüşlerle hafızasını tazeliyor ve gizemi izleyiciyle birlikte çözüyordu. Özel yaşamı düzensiz, sorunlu cinayet masası dedektifi Ambrose olaylara farklı bakış açılarıyla yaklaşarak en önemlisi, zanlıları anlayan onların güvenini kazanarak sonuca ulaşmayı seven birisi. Jessica Biel ikinci sezondan itibaren diziye oyuncu olarak değil yapımcı olarak devam ediyor.

Mükemmel bir polisiye dizi: The Sinner

Üçüncü sezonunda Dorchester kasabası yakınlarında bir ara yolda olan ve sıradan gözüken bir trafik kazasında yaşamını kaybeden Nick’in ölümünden şüphelenen Ambrose araştırmayı derinleştirir. Arabada olan iki okul arkadaşı Nick ve Jamie’nin geçmiş yıllarını keşfettikçe ilginç detaylar yakalamaya başlar. Kasaba lisesinde tarih öğretmeni olan Jamie’nin araştırma karşısında sinirlenmeye başlaması, Ambrose’un işine daha çok odaklanmasına neden olur. Üçüncü bölümde Jamie’nin baba olması, içindeki saklı kaygıların daha çok ortaya çıkarır. Dördüncü bölümde New York’ta kontrolden çıkmış bir şekilde gece yarısı partilerde dolaşan Jamie’yi, birilerine zarar vermesin diye takip eder Ambrose. Beşinci bölümden itibaren hayatı tamamen değişen bir Jamie ve onun peşinde suçları için kanıt toplamaya çalışan Ambrose vardır. Artık roller kesinleşmiştir.

Dizinin üçüncü sezon, başarısında alt yapıda yer verdiği, felsefe tartışmalarının yeri önemli. Nietrsche’nin ‘übermensch’ düşüncesinden yola çıkan iki gencin vardığı karanlık noktalar, cinayet ve mutsuzluğun temelini kuruyor. Günümüz gençliğinin yalnızlığını ve mutsuzluğuna mükemmel ip uçları ortaya çıkıyor.

Bill Pullman olmasa detektif Amorose’da olmaz diyebilirim. Karakteriyle içselleşmiş bir oyunculuk sunuyor üç sezondur. Akılcılığı yanında kişisel sorunlarını mükemmel birleştiriyor. Jamie’de ise Matt Bomer karakter kırılmalarını gayet inandırıcı veriyor. Nick daha ilk bölümde ölmesine karşın, geçmiş anıları içinde hayal olarak beliren bir karakter. Chris Messina’nın canlandırdığı karakterin ürperten çıkışları atmosferi oldukça geriyor.

Birinci sınıf: Valhalla Murders

Mükemmel bir polisiye dizi: The Sinner

Karla kaplı doğa, başta polisiyeler olmak üzere birçok filme gizemli bir atmosfer verir. Kar sanki gizemi örten bir yorgan gibidir. Coen Kardeşler’in başyapıtı Fargo’yu anımsayalım. Kültleşmesinde karlı doğanın katkısı büyüktür. ‘Valhalla Murders’ sonsuz beyazlıkta ip gibi kıvrılan bir yol üzerinde ilerleyen arabaların ulaştığı cinayet mahalleri, kuzey ikliminin mesafeli duran insanlarıyla gizemini büyük ölçüde coğrafyasından alan sekiz bölümlük bir İzlanda dizisi. Ayni yöntemle vahşice işlenmiş seri cinayetleri araştıran iki cinayet masası detektifi Kata Eligsson (Nina Dögg) ve Arnar (Björn Thors) hem sahada hem de özel hayatlarında farklı sorunlarla mücadele ederler. Birbirine kısa sürede zincirleme eklenen cinayetlerin araştırması, detektifleri adım adım kurbanların seksenli yıllarda yaşadıkları bir erkek öğrenci yurduna getirir.  Sadece iki yıl süresince açık kalmış, Valhalla bölgesindeki bir erkek öğrenci yurdudur. Arna ve Kata burada yaşamış kişilere ulaştıkça cinsel taciz olaylarının üstünün örtülmüş olduğunu anlarlar. Sonuna kadar gerilimi, şüpheyi koruyan 8 bölümlük bir Netflix dizisi.