Önce ‘ekmek politikası’ şart

Çeşitli tanımlamalarla hayata geçirilmek istense de tam anlamıyla istenen sonuca ulaşılamıyor. Oysa planlama sadece tarımın gelişmesi değil, Türkiye’nin de ciddi bir altyapı oluşturması demek. Bu ancak devlet politikası olursa etkin olabilir

Cumhuriyet’in gelişiminde ve sonraki atılımlarda önemli faktörlerden biri de planlama. Hem kısa vadeli, hem de uzun vadeli.

Bu planlamaların tüm dünyada yaşanan gelişmişliklerde en önemli unsur olduğu unutulmamalı. Bizde zaman zaman bu konuda yaşanan ‘duraklama’ ve ‘erteleme’ hastalıkları büyük sorun. Bir yandan AB ile yeni ve sağlıklı ilişkiler arayışı sürerken, bir yandan da tarım, gıda ve hayvancılık sektörlerinin ekonomideki itici gücünü göz önüne alarak mümkünse 5’er yıllık olmak üzere 4 uzun vadeli ve en az 20 yılı gözeten tarım ve ekonomi kalkınma planı hazırlanmasında büyük yarar var. Devlet politikası anlamında, kesintisiz ve aksamasız hizmet verecek şekilde. Sektör uzmanları da, bilim insanları da bu görüşte.

Önce ‘ekmek politikası’ şart

Zaman zaman çeşitli tanımlamalarla (Milli Tarım Projesi gibi) olumlu katkı sağlayan bu tür çalışmalar yapılsa da çözüm geniş katılımlı, uzmanların bürokrasi ile birlikte çalışacağı bir ‘bol projeli ve hazırlıklı planlama’.

Hem üretim planlaması (verimlilik esaslı ve konjonktürel gelişimler çerçevesinde), hem tarım arazilerinin korunması, doğru ve verimli kullanılması konusunda bir yol haritası hazırlanması, hem tekonolojinin ve yapay zekanın mutlaka üretimde yer alması, hem de girdiler ve malzeme (özellikle gübre ve ilaç) konusunda teşvik ve yatırım programları uygulanması... Yani devlet politikası anlamında üretici ve çiftçiyi güçlendiren ‘ekmek politikası’.

Toplumsal refah

Üretimi artırmayı ve üreticiyi güçlendirmeyi hedefleyen, tarımın gelişiminde bilimsele metodlar ve yapay zekayı önemseyen, tasarruflu su kullanımını ve bölgesel iklim koşullarını gözeten, karı maksimize edecek, havza planlamasını kullanacak, kırsal kesimi geliştirecek, haksız rekabeti ortadan kaldıracak bu tür bir çalışma toplumsal refahın gelişimine de büyük katkı sağlayacaktır.

‘Ne ekelim, ne ekmeyelim?’ sorusuna devlet kanalı ile yanıt alabilecek çiftçi, köylü ve üretici, geleceğe daha umutla bakacaktır. Nüfusumuz içinde önemli ağırlığı olan bu kitle mutlu, huzurlu ve zengin oldukça hem milli refah, hem milli gelir artacak, güçlenecek, hem de toplumsal barış anlamında ciddi bir adım atılmış olacaktır.

Uluslararası gelişmeler göz önünde bulundurularak alınacak stratejik kararlar sektörel gelişimin en önemli açmazını ortadan kaldıracaktır.

O yılki piyasa durumuna göre seçilen ürün paketleri 5’er yıllık programlar halinde çiftçi, üretici ve köylüye güven verecektir. Fındık, çay, portakal,limon, nar, üzüm, adaçayı, kekik, pırasa, patates, patlıcan, domates... Ya da tıbbi aromatik bitkiler. Belki soğan - patates, arpa - buğday - yulaf. Her neyse... Doğru tercih yapacak üretici Türkiye’nin geleceğine muhteşem bir katkı yapacaktır.

Bu planlama ‘kendi kendine yeten ülke’ olarak bilinen Türkiye’nin ders kitaplarında kalmış eski özel notunu da gerçekleştirmiş olacaktır.

Önce ‘ekmek politikası’ şart

Kayısı bereketi rekora doğru gidiyor

Kayısının ‘anavatanı’ Malatya. Dile kolay, dünyanın 115 ülkesine Malatya kayısısı ihraç ediliyor. Her türü.

Bu yıl sezon ihracatı iyi gidiyor. Rakamlar sevindirici. 31 Temmuz 2021 itibarıyla bir yıllık ihracat miktarı 87 bin tonun üzerinde. Döviz girdisi ise 292 milyon doları aştı.

Yeni hedef heyecan verici, 100 bin ton ihracat. Özellikle Brezilya ve Uzak Doğu pazarlarına da girilirse 500 milyon dolar döviz girdisi.

Bu gelişimde elbette en büyük pay sahiplerinden biri de Malatya Ticaret Borsası’nın çalışkan Başkanı Ramazan Özcan. Şunları söylüyor:

“Özellikle 2020’de önemli tedbirler hayata geçti. Kuru kayısı da lisanslı depoculuk başladı. O kadar önemli ki. Büyük katkı sağladı. 30 bin metrekare alanda yapıldı bu depolama. Ayrıca TMO da bizim için bir emniyet sübabı oldu. Arz ve talepte sıkıntı olursa, taban fiyat uygulaması ile üreticinin ürünü değerini korudu. İhracatçı TMO’yu dikkate aldı, onun üstünde fiyat uyguladı. İhracat yaptığımız ülkelerin başında 13 bin tonla ABD geliyor. Sonra Almanya, Fransa, İtalya. Çin ve Brezilya ihracatımızı sıcak tutmaya çalışıyoruz. Bu olumlu tablo devam ederse gelecek yıl kayısı ihracatında ciddi bir rekor gerçekleştireceğiz.”

Tarım alanlarında yapılaşma olmamalı 

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “Bir karış tarım arazisi boş kalmayacak, değerlendirilecek” açıklaması değerli. Ancak bu konuşmanın alt yapısını doldurmak da devletin diğer kurumlarının ve bürokrasinin görevi. Ayrımcılık yapmadan, hak edene hak ettiğini vererek, siyasi ölçütler değil, üretim artışı ve toplumsal gelişim gözetilerek...

Son İzmir depremi de gösterdi ki, tarımsal alanlarda oluşturulan koca koca bloklar mutluluk değil, ölüm getiriyor. Yıllar sonra bulundukları alanlarda büyük acılara neden oluyor.

Önce ‘ekmek politikası’ şart

Ben de tanığım, Bayraklı’da, Bornova’da yıkılan, yerle bir olan, zarar gören evlerin birçoğunun olduğu yerlerde eskiden Türkiye çapında üne sahip ürünler yetiştirilirdi. Bornova’nın kınalı bamyası, üzümü, elması, domatesi... Lezzetleri hala dillerdedir. Ne yaptık? Tarımsal alanları inşaata açtık, felaket yarattık.

Ben bu konuda biraz radikalim. Tarım alanlarında yapılaşma (bir ev ile sınırlı olmak üzere) en azından 5 yıl süre ile dondurulmalı. Prof. Dr. Kenan Barik, bu konuda önemli çalışmaları olan bir bilim insanı. Şunları söylüyor: “Tarım alanları korunmalı, kesinlikle imara açılmamalı. Tarımsal üretime uygun alanlar zaten az. Bunları da kaybedersek büyük sıkıntı çekeriz. Kalıcı önlemler alınmalı.”

MAHMUT MAKAL OLSA...

‘Düşünen, konuşan insan yetiştirilmeli’

UNESCO’nun örnek insan listesinde olduğunu pek az kişi bilir. Ülkemizde köy edebiyatının yaratıcısı desem, abartmış olmam sanırım. Ben Kuru Sevda, Deli Memedin Türküsü ile Hayal ve Gerçek kitaplarını da sevmiştim. Ama o, Bizim Köy ile damga vurdu Türk edebiyat tarihine.

Önce ‘ekmek politikası’ şart

Zordu, şimşekleri üzerine çekti, hatta tutuklandı. Köy gerçeğini ne çarpıcı anlatmıştı. Dünya çapında da ilgi gören bir eserdi. Çok çevirisi yapıldı. Bir köy ilkokul öğretmeninin izlenimleri. Yaşadıkları. Tanımış ve sevmiştim.

Bugün hayatta olsa, her zamanki heyecanlı yapısı ile şunları tekrarlardı sanırım:

“Dünyasal, çağcıl, bilimsel ve laik bir eğitim uygulanmasına geçemeden, düşünen, konuşan, ülke sorunlarının çözümü için didinen insanı yetiştirmeden ve de bu insanlardan yana davranacak yöneticilere kavuşmadan hiçbir yere varamayız. Köy Enstitüleri uygulamasının günümüz koşullarına göre işletilmesi bir seçenek olabilir.”

BİR SORUN

Gürültü terörü

Artık dayanılmaz bir noktada. Saygısızlık sınırsız. Ne gece yarısı, ne sabaha karşı. Araçlarda sonuna kadar açık müzik, çalınan korna, sert fren sesleri. Özellikle büyük kentlerde. Kimseyi umursamadan, hatta ‘ben saygısızım’ dercesine, insanların gözüne sokarcasına... Ne hasta dinliyorlar, ne ertesi gün işe gidecek insan, okula gidecek çocuk. Gürültü terörü, sadece insan sağlığını değil, toplumsal huzuru da tehdit ediyor. Bu teröre artık dur deme zamanı. Yasadaki yaptırımlar uygulanarak. Bir yol ayrımındayız... Ya ‘bu saygısızlar’a ‘yol’ ya da insani kuralların yaşama geçmesi... Kiminle konuştuysam, ‘çakarlı geçiş üstünlüğü’ kararı gibi bu konuda da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan beklenti içinde. Siyaset kadar insan değerleri ile de yakın ilgisini bildiğim Sayın Bakan’ın bu konuda özellikle büyük şehirlerde Emniyet’e ‘haydi’ demesi binlerce insanın evinde derin bir ‘oh’ çekmesi demek. Yüzlerce okuyucumun mail, mesaj ve telefonlarını devletin ilgili en üst makamına ilettim. Görev tamam.

Önce ‘ekmek politikası’ şart

YEŞİL KİTAPLIK

‘Türkiye’nin aydınlık geleceği’

Genç yaşta vefat eden başarılı siyaset bilimci Doç. Özlem Biricik Yoldaş anısına çıkarılan ‘Türkiye’de iç ve dış politikanın geleceği’ konulu kitap, toplumsal belleğimize önemli notlar bırakırken, saygın bilim insanı, gazeteci ve yazarlar tarafından getirilen geleceğe yönelik yapılan değerlendirme ve yorumlarla da adeta bir başvuru kitabı olma özelliği taşıyor. Prof. Yunus Yoldaş’ın editörlüğünü yaptığı kitap, DER Yayınlarından çıktı.