Yeşil ekonomi için işte ilk adım

Dünya ülkeleri ve bilim, Glasgow’daki İklim Zirvesi’nde insanlık için ses verecek: Yaşamak istiyoruz! Kötü gidişatın durması için temel yol belli, yeşil ekonomi. Zirvede karşı çıkılmayacak hedefler belirlenecek.

İskoçya’nın Glasgow kentinde 1 - 12 Kasım arasında gerçekleşecek tarihi Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi için tüm ülkelerde yoğun bir hazırlık var. Artık iyiden iyiye önem kazanan doğa ve çevre duyarlılığının da zirve yapacağı, insanlığın geleceği konusunda bir milat olacak toplantıya dünyanın en önemli liderleri de katılacak ve görüş belirtecek. Ticarette, ekonomide, turizmde, üretimde etekteki taşlar dökülecek ve yeni yapılanmalar oluşacak.

Yeşil ekonomi, yeşil enerji, yeşil gümrük, yeşil istihdam, yeşil ceza ve yaptırımlar... Küresel emisyonların, doğa ve çevre kirliliğinin azaltılması, sıcaklık değerlerinin 1.5 derece noktasında tutulması, ticaret ve ulaşımda yeni yol ve düzenlemeler, düşük karbonlu istihdam, hatta evden çalışmanın yaygınlaşması, karbon vergilendirmesi ve gerektiğinde ticaret, ihracat ve ithalatta veto ve yasağı da içeren cezai yaptırımların gündeme getirilmesi, yoksul ülkelere destek, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve toplumsal yaşama yerleştirilmesi... Belki daha az seyahat... Daha önce de yazdığım ‘turizme vergilendirme’.

Yeşil ekonomi için işte ilk adım

1 - 12 Kasım tarihleri arasında İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenecek İklim Zirvesi’nin en önemli gündem maddeleri küresel ısınma ve yenilenebilir enerji sorunları olacak.

Eskisi gibi olmayacak

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da geniş bir heyetle hazır bulunacağı zirvenin önemli konuklarından biri de son dakikada bir ters gelişme olmazsa Papa Francis olacak. Dünya adına yeni ve önemli mesajların verileceği sonuç bildirgesinde ciddi uyarıların yapılacağı İklim Zirvesi için şimdiden şunu söyleyebilirim: 2022 yılından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

200’e yakın ülkenin katılımcı olacağı İklim Zirvesi’nde temel söylem elbette ‘Yaşamak istiyoruz’. Çünkü insan eli ile dünya artık yaşanılır olma noktasından uzaklaşıyor. Karbon gazı salımı, dünyanın ısınması ve kirlenmesi, doğal kaynakların tükenmesi, açlık ve yoksulluğun artması... Arka arkaya sıralanan önemli gündem maddeleri. Yeni bütçeler, yeni hazırlıklar ve yeni öneriler. Ama en başta ‘sıfır karbon hedefi’ elbette. Olmazsa olmaz!

‘Daha çevreci ve daha sağlıklı bir dünya’ için ‘karbon vergisi’ ve ‘karbon sınırı’ bekletilmeden işlevsel kılınacak. Ayrıca birçok ekonomik ‘yaptırım’. Yani kimse eskiden olduğu gibi doğayı, çevreyi kirletmeye, insanlığı zehirlemeye devam edemeyecek! Başta Çin olmak üzere birçok ülkeye ciddi uyarılar var.

En sert karar ne olur?

‘Yenilenebilir enerji’ payının süratle yükseltilmesi zirvenin gündem başlıklarından. Fosil yakıt devrinin sonu! Yerine güneş, rüzgar, jeotermal kaynaklar, dalga, biyokütle...

Ayrıca çevre mutabakatına uymayan, İklim Zirvesi önerilerini dikkate almayanlar için de yaptırımlar var. Nasıl mı? Para yok, uzlaşma ve anlaşma yok, hatta fon ve kredi de yok. Sonuçta ‘çevre inkarcılarına’ karşı ‘ticaret engeli’.

Okurlarımın en çok sorduğu sorulardan biri de şu: “En sert karar ne olacak?”

Tüm karar ve yaptırımlar ciddi ve sert olacak. Üstelik ‘dönülmez akşamın ufku’ gibi dönülmez. Başta Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmak üzere dünya ticaretinde etkin tüm ülkeler dolaşımda olan ürünleri ‘karbon yoğunluğuna göre’vergilendirecek.

Bu ticaretin de artık ‘daha yeşil’ olması demek. Türkiye için 1- 1.5 milyar euro’luk bir vergi dilimi yorumları ‘işimiz zor’ anlamına geliyor. Sera gazı salımımız da TÜİK verileri ile artıyor. O yüzden de ‘yumurta kapıya gelmeden’ önlemleri devreye sokmamız gerek. Devletin kurumları, TOBB, üniversitelerimiz, odalar ve sivil inisiyatif elele... Yeni ve gelecek hedeflerini gözeten uyum paketleri... Karar, genelge ve yönetmelikler...

BM’nin İklim Zirvesi olarak popüler kültüre yerleşen COP26 (Taraflar Konferansı) Glasgow’daki toplantısında iklim değişikliği ve etkileri çok yönlü tartışılacak. Yeni yol haritaları ortaya çıkacak.

Elbette ‘eşitlik ve adalet’ ilkeleri çerçevesinde. ‘Parayı verenin düdüğü çalmayacağı’, yani ‘kirletenin para verip dünyayı kirletmeye devam edemeyeceği, en azından 1.5 derecelik küresel ısınma hedefi için mücadele edeceği’ bir sistem. Olur mu?

Soğan için bir çift sözüm olacak

Özellikle Orta Anadolu illerinde bu yıl soğan bereketli. Ürün iyi ve kaliteli. Ne var ki, fiyatlar 50 - 80 kuruş düzeyinde. 1 lira üretici için iyi fiyat. Üretici, çiftçi ancak o zaman maliyeti kurtaracak, kâra geçecek. Aslında bu üretim bolluğunun tüketime olumlu yansıması gerekir ama aynı sorunlar... Aracı taktikleri, nakliye, pazarlama eksikleri ve girdi artışları...

Yeşil ekonomi için işte ilk adım

Anadolu’nun birçok yerinden çağrı var. Üreticimiz, ‘sesimize ses ol’ diyor. Aslında Tarım Kredi Kooperatifleri Marketi tam işlevsel kılma zamanı. Çiftçiden bu kaliteli soğan şu anda alınabilir, hem de maliyetinin biraz üstünde, üreticiye ’can suyu’ anlamında, 90 kuruş, 1 lira verilerek.

Aradaki 10 kuruşluk fark  hem üreticinin gönlünün kazanılmasını, hem de ürünün doğru değerlenmesini sağlar.

Bu soğanlar Tarım Kredi Kooperatifleri Marketler’de ve onların aracılığı ile büyük market zincirlerinde maliyet üstü küçük bir karla (Hadi diyelim 1.25 - 1.5 lira) satılabilir. Böylelikle hem ürün zamanında ve yerinde değerlendirilmiş olur, hem de tüketiciye ucuz ürün ulaştırılmış.

Bir başka boyut, bu soğan şu anda Tarım Kredi Kooperatif Market eliyle depolanabilir. Kışın fiyat yükselecek. İşte o günlerde de tüketicinin temel gıdalarından soğan yurttaşlara ucuz fiyatla ulaştırılmış olur. Devletin kurumları yapmazsa bu işi spekülatör yapacak, şimdiden uyarayım!

Ben uzun süredir aynı mekanizmayı temel gıda ürünleri için öneriyorum. Soğandan başlayalım, diğerlerinde devam edelim. Akıl için yol bir!

ECE AYHAN OLSA...

‘Ne olur insanlık moda olsa’

Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirse, Çorum Alaca’da kaymakamlık yapsa, İstanbul’da dergiler, yayınlar çıkarsa da, daha çok Ege’ye maloldu. Datça’da doğması, Denizli’de mesleğe ilk adım, sonraları Çanakkale ve İzmir. Ya da ben mi öyle istiyorum yoksa!

İkinci Yeni akımının büyük ustası. Edebiyatla farklı ses veren bir ‘ters direk‘. Hastalıklar, huzur evleri, parasızlık, sıkıntı ve hüzünle dolu bir yaşam.

Ben Çanakkale ve İzmir günlerinde tanıma şansı buldum. Sert, sinirli, gergin gibi görünen yapısının derinliklerinde aslında büyük bir umut, sevgi ve hesaplaşma olduğunu anlardınız.

“Bir şair tanırım / onunki içler acısı / Kalbini asla vermemiş / Çalmışlar /Kalbi eski bir efsanede saklı”

Her fırsatta sevgi ve saygısını yineleyen Bülent Bey’in (Ecevit) isteği ile ilk temasımı hatırlıyorum. Sonra İzmir’de de görüştük.

Dönemin efsane Belediye Başkanı, sevgili dostum Ahmet Ağabey’in de (Piriştina) birkaç kez, “Aman Hakan Ece Hocam’ı ihmal etmeyelim” diye uyardığını hatırlıyorum.

Şiirleri adeta okyanus derinliği taşıyan bu büyük şairin mütevazı ve saygı dolu dünyasına hep hayran oldum. Ne güzel anlatırdı bazı şeyleri bugün hayatta olsa:

“Ah be dünya! Sen dönüyorsun, onu anladık da bu insanlar senden daha hızlı dönüyor. Hem de ortada hiçbir yörünge yokken... Ne olurdu yani, bir sene de insanlık moda olsa... Bir gün herkes gerçek sevdiğiyle buluşacak dense, eminim o kadar çift yer değiştirir ki...”

MUHTARIM  DİYOR Kİ...

‘Lise temel ihtiyaç’

Muhtarlar Türkiye’nin dört köşesinden ses veriyor. Onların gücü ile hizmetler daha etkili ve hızlı. Bugün Kastamonu‘dayız. Merkez mahallelerden biri Esentepe. 5 bine yakın nüfusu ile her geçen gün daha da gelişen bir mahalle. Muhtarımız 4 dönemdir beldesine sürekli katkı sağlayan bir isim, Recai Karandı.

Kastamonu Belediyesi tarafından yapılan mahalle konağı bölgeye ayrı bir hava katacak elbette. Beş yıldızlı bir konak. Yol, su, altyapı, park, bahçe ve cami ile ilgili istekler yerel yönetimce karşılanıyor. Muhtar Recai Karandı şunları söylüyor:

“Merkezde olmamız şans. Bu yüzden de hizmetlerden en iyi şekilde yararlanıyoruz. Teşekkür ederiz. Pandemi sürecinde de halkımızın temel ihtiyaçlarını sağlamak için elimizden geleni yaptık. En az acı ile yaşadık bu süreci. Dikkatimiz ve özenimiz devam ediyor elbette. Şu an Esentepe’de temel ihtiyaç, bir lise. Çünkü çocuklar okula gitmekte zorlanıyor. Servis ücretleri de çok arttı. Bu lise ile birlikte bir de çocuklarımız için Milli Emlak’a ait alanda bir spor salonu yapılırsa hem çocuklarımız daha kolay spor imkanı bulacak, hem de sosyal aktivite artacak.”

BİR ÖNERİ

Ev usülü bir dezenfektan

Pandemi süreci aşı ile gerilese de hayatımıza bir süredir yön veren mesafe, temizlik ve maske olgusunun bir süre daha etkin olacağı ortada. Maskeyi dolaplara kaldırmak için daha yolumuz var. Çok aşı gerek çok... Mesafeli iş, aş ve sosyal yaşam da devam edecek. Temizlik, hijyen ise artık hayatımızın yerleşik parçası. Değişmez ve vazgeçilmez. Görünen o ki, salgın, bakteri ve virüsler insanlığı bundan sonra da tehdit etmeye devam edecek.

O zaman çeşitli olumsuz etkilerinden söz edilen dezenfektanı da acaba (tabii güvendiğiniz uzmanlara danışarak) evlerde yapabilir miyiz?  Birçok ailenin ve özellikle ev kadınının kullandığı ‘kendine özel’ dezenfektanı aktarayım size: Dört su bardağı sıcak su, iki tatlı kaşığı boraks, dört çorba kaşığı sirke, 5-6 damla okaliptüs yağı ve bir çay kaşığı kekik yağı bir kaba konulacak, karıştırılacak ve mikroplara savaş açılacak.