Yeşil yakalılar geliyor!

Geleceğin dünyasında sağlıklı ve yaşanılır bir çevre beklentisinin ötesinde ‘yeşil işler’ de cazip olacak. Bu bir anlamda ‘mavi yakalılar’ devrinin kapanıp ‘yeşil yakalılar’ döneminin açılması demek. Bu olguyu iklim krizi büyüdükçe daha yoğun dillendireceğiz.

Çevre ve doğaya hoyratlık, iklim krizi her gün gündemin öncelikli konularından. Bir dönem bu konuya duyarsız kalan ülke ve yönetimler bile artık ‘daha etkin, hatta saldırgan ve aktif mücadele’ kararında. Çünkü sorun ciddi. Üstelik ertelenemez türden.

Hatta ABD’nin dünyayı dolaşan ve ‘sağlıklı bir dünya için’ yeni bir çalışma yürüten İklim Özel Temsilcisi John Kerry’ye bakarsak, “Dünyanın sağlıklı, mutlu, huzurlu bir yaşam için sadece 9 yılı kaldı”.

Bilim adamları, hala ‘bir şeyler yapılabileceği inancında’. ‘Ciddi, yapıcı, istekli ve çevreye duyarlı yöneticiler’ kanalıyla.

Yeşil yakalılar geliyor

Yeni kapılar açılacak

Yeni dönemin ipuçları, daha önce de vurguladığım gibi ‘çevreye duyarlılık’. Karbon salımının azaltılması, biyoçeşitlilik, çevre kirliliğinin önlenmesi, suların, ağaçların, bitkisel örtünün ve ekolojik dengenin korunması, ekosistem kayıplarının önlenmesi, ağaçlandırma, sulama da yeni teknolojik araç  gereç, su tasarrufu, elektrikli ve güneş enerji kaynaklı araçlara yönelim, çevreci ısınma ve aydınlanma...

İşin özü; rastgele, bildik, sloganvari anlayışlar yerine ‘yeşil ekonomi’. Bu öyle korkulacak bir şey değil. Hedef; sağlıklı, uzun ve mutlu bir yaşam.

Ayrıca ‘Sürdürülebilir kalkınmanın temel yapı taşı ve stratejisi’ olan yeşil ekonomi ile yeni yeni iş alanları ortaya çıkacak. Önemli meslekler. Teknolojik atılımlar. Araştırma, geliştirme, enerji, ulaşım, imalat, turizm, inşaat, sağlık, atık yönetimi, bilim, tarım, ormancılık, balıkçılık, teknoloji...

Bu konuda da en şanslı olanlar gençler elbette. Çünkü ‘yeşil ekonomi’ gençlere yeni iş, girişim ve atılım kapıları açacak.

Bu bir anlamda ‘mavi yakalılar’ devrinden sonra artık ‘yeşil yakalılar’ dönemi demek. Yeni sürecin yeni iş olanakları gençler açısından geçekten önemli...

Yenilenebilir enerji, enerji etkin yapılar, evler, sağlıklı toplu taşımacılık, geri dönüşüm sistemleri, sürdürülebilir tarım ve ormancılık, ekolojik tarım, araştırma, geliştirme, bilişim ve teknoloji, mekanik ve teknolojik araç  gereç.. Mesleki eğitim almış çalışanlar.

‘Yeşil işler’ olarak tanımlanan çevreye duyarlı, geleceği düşünen alanlarda yetkin personel yetiştirilmesi, bunun planlanması ve eğitiminin verilmesi de ciddi bir yatırım ve gelişme alanı. Bundan böyle ‘yeşil yakalıları’ daha çok konuşacağız. Hazırlıklı olalım.

İŞLER ‘YEŞİLLENECEK’

Bugünün üretim ve tüketim ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi şart. ‘Yeşil ekonomi’ çıkış yolu. Bu konuda önemli çalışmaları olan saygın bilim insanlarından biri de Anadolu Üniversitesi İ.İ.B.F. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ceyda Erden Özsoy.

Yeşil ekonomiyi ‘çevresel riskleri ve ekolojik kıtlıkları azaltan ve çevreyi tahrip etmeden sürdürülebilir kalkınmayı amaçlayan bir ekonomi’ olarak tanımlayan Prof. Özsoy, “Düşük karbon kullanımını öneren yeşil ekonomi düşüncesinin ardında fosil yakıt (kömür, petrol, doğalgaz) kullanımının sınırlandırılması, yerine yenilenebilir enerji (rüzgar, su, jeotermal, biyokütle ve güneş enerjisi) kaynaklarına yönelme fikri yatmaktadır” değerlendirmesini yapıyor.

Ceyda Hoca’ya göre, ‘yeşil ekonomi çevresel sorunların yanında adil ekonomik büyüme, uzun dönemde yoksulluğun ortadan kaldırılması ve yeşil iş imkanları sunarak kurulan dengenin de tamamlayıcısı’ olmakta.

Yeşil ekonomi izlenmesi gereken bir yol’. Gençler ‘yeni umut yolcuları’. Prof. Ceyda Erden Özsoy, ‘gençler adına öne çıkacak iş kolları?’ sorumu şöyle yanıtladı:

“Enerji, tarım, tasarım (ambalajlamadan atıkların bertaraf edilmesi sürecine kadar yaşam döngüsünün her aşamasını çevresel zararı minimize etmek için tasarlamak), turizm, ulaştırma yeşil iş yaratma potansiyeli en yüksek olan sektörler. Gençler için de yeşil ekonomide bazı meslekler ön plana çıkacaktır. Güneş paneli ve rüzgar türbini montaj teknisyeni, drone ve elektrikli araç mühendisi, yenilenebilir enerji tesisinde operatör, sürdürülebilirlik sorumlusu, geri dönüşüm tesisi teknisyeni, çevre bilimci, doğa gözlemcisi, akıllı ağ yöneticisi... Adını duymadığımız yeni meslekler duyacağız. Var olan kimi meslekler de evrilerek yeşillenecek. Bu anlamda yüksek öğretim düzeyinde de ders ve müfredat değişikliği olacaktır.”

Prof. Özsoy, ‘yeşil işler’le ilgili şu notları da ekliyor:

“Yeşil işler, dünya ekosistemine zarar verebilecek her türlü faaliyetten kaçınan işlerdir. Yeşil işlerin çevreci olması gerekli bir koşuldur, ama yeterli değildir. Düzgün işler olması da gerekmektedir. İşgücüne verimli çalışma ortamları sunan, yeterli gelir olanağı ve sosyal koruma sağlayan, işçi haklarına saygılı ve hayatlarını etkileyen kararlara katılım olanağı veren işlerdir.”

DENİZDEN SU ELDE ETMEK MÜMKÜN AMA PAHALI

Kuraklık dedim ya, geçen ay, ne çok ‘ses varmış, sesime ses veren’. Anlamlı... Önemli... İnsanlarda bu bilincin uyanması sevindirici. Gerçekten de susuz bir hayat imkansız.

Bilim insanları çalışıyor, yeni buluşlar olacak. ‘Denizden su teknolojisi gelişiyor’ diyen dostlarım var. Doğru, birçok ülke yıllardır bu yöntemi kullanıyor.

Türkiye’nin de üç yanı deniz. Bu, şansımız. Ama... İşin bir de ‘ama’sı var. Çünkü bu teknoloji pahalı.

Kolay anlaşılacak bir hesaplama ile ‘1 milyon insanın denizden su gereksinmesinin karşılanması yaklaşık 2 milyar dolar’ diyebiliriz. Belki biraz daha üstünde. Bir başka değerlendirme ile İstanbul’a denizden su vermeye çalışsak, bedeli 35-40 milyar dolar düzeyinde.

‘Kabuslar görmemek’ için şimdiden ‘ayağı yorgana göre uzatmak’ gerek. Mantıklı, akılcı ve planlı tasarruf.

Suyu boşa akıtmama. Yoğun kullanım olan tarım sektöründe damlama ve ekonomik sulama tekniklerine yönelme, bunu destekleme ve kredilendirme. ‘Önce sabunu alıp sonra suyu açma’. Duşta hayal kurmayı bırakıp, ihtiyaç kadar su altında kalma. Bulaşıkta, çamaşırda, yer temizliğinde ‘suya dikkat’, hatta ‘özen’.

Sonuca giden her başarı ‘ilk adım’la başlar. Suya hasret kalmamak için de ilk adım galiba ‘tasarruf’.

20 YIL SONRASI İÇİN KURAKLIK UYARISI

Uluslararası belgelere, yayınlara dikkat edenler, susuzluk ve kuraklığın ne denli önemli olduğunu farkediyor. Geçenlerde ‘iklim riski analizleri’ ile tanınan ABD’li bir uluslararası kuruluş (427  Four Twenty Seven) dünyadaki birçok ülke için riskleri açıkladı.

Ülkelerin coğrafi ve jeolojik özelliklerine göre değişiklik gösteren ‘iklim riskleri’nde Türkiye için de ‘susuzluk’ ve ‘kuraklık’ en önlerde.

Türkiye’de 2040 yılında ‘ciddi su sıkıntısı’ olabileceğine işaret ediliyor. Kuraklık ve susuzluk dışında ‘orman yangınları, sıcak hava dalgaları, seller ve deniz seviyesindeki yükselmeler’ de iklim riskleri arasında sayılıyor.

Şimdiden kulak versek...

ÇEŞME DERSLERİ

Çeşme ve Alaçatı Türk turizminin gözde merkezleri. Yazları iğne atsanız yere düşmüyor. Özellikle yerli turistler. Yerel deyimle ‘İstanbul sosyetesi’. Ev fiyatları 2-3 yıl öncesine oranla 3 kat arttı. Eskiden 1 milyon TL olan evler, şu anda 3 milyon TL’den alıcı buluyor.

Ama... İşin ‘ama’sı şu: Deprem, sel ve fırtına acıları. Sonrasında ani bir hortum felaketi Ege’de bir çok ilçe ve beldenin yanı sıra Çeşme ve Alaçatı’yı da vurdu. Özellikle deniz kenarlarını.

Yeşil yakalılar geliyor

Alaçatı Port ve Marina’da, Çeşme Marina ve çevresinde ciddi hasarlar oluştu. Çatılar uçtu, arabalar parçalandı, seralar ve hayvan barınakları yıkıldı.

Olay Çeşme’de olunca da haliyle manşetlere taşındı. Deprem, sel, fırtına ve ardından gelen hortumdan dersler çıkarmamız gerek. Hadi buna ‘Çeşme dersleri’ diyelim:

“Özellikle bilim çevrelerinin dilinde tüy biten iklim değişikliği, iklim krizi ve iklim sancıları artık ciddi değerlendirilmeli. Meteorolojik veriler doğru irdelenmeli ve önlem alınmalı. Başta ağaçlandırma ve erozyon konuları olmak üzere su önlemleri ve kuraklık da bilimsel anlamda tartışılmalı. Yerel yönetimler ruhsatlandırma aşamasında daha dikkatli olmalı. Dere yatakları, toprak taşımalar, zemin etüdleri bilimsel verilerle yapılmalı.”

Bunları irdelemek, belki küçük dersler çıkartmak o kadar zor mu?

MUHTARIM DİYOR Kİ...

Yerel demokrasinin güçlü sesi muhtarların zorlu süreçteki hizmetleri, vatandaşın işini kolaylaştırıyor. Sesleri her gün daha mutlu ve umutlu çıkıyor.

Bugün Türkiye’nin turizm, tatil, soluklanma, kültür, sanat, tarih, hemen her alanda haklı gururu Bodrum’dayız. Güzel Bodrum’un şirin tatil merkezi Bitez’de. Şarkılara, türkülere konu olmuş Bitez...

Çok yıllar önce deniz kenarında keyifli bir restoran açmıştı kuzenim Osman Tartan... Karafaki. Neredeyse 30 yıl geçmiş.

Yeşil yakalılar geliyor

Bugün Bitez’de, aktif, çalışkan, güler yüzlü, yardımsever ve sevgi dolu bir muhtarımız var: Seda Özgüçlü. Sayılarının çoğalmasını dilediğimiz kadın muhtarlarımızdan biri.

Pandemi sürecinde de dur durak bilmedi. Halkı aydınlatma, yardım, aşı için aracılık. Öğrencilere tablet desteği. Arı gibi...

Bir güzel çalışması da Bodrum Belediyesi ile başlatılan mandalina bahçesi hasadı. Halka ucuz ve kaliteli C vitamini. Güzelim mandalina bahçelerini beton yığınına dönüştürmek yerine eko turizmin hizmetine sokmak. Ne güzel.

Seda Muhtarım şunları anlattı:

“Belediyemize ait mandalina bahçesi artık işlevsel hale geldi. Büyüdü, güzelleşti, halka ulaştı. Bu konuda Belediye Başkanımızın büyük çabası oldu. Dalından mandalina. Lezzetli mi, lezzetli. Yabancı turistlerin de büyük ilgisini çekti. Bu bir anlamda, mandalina, zeytin yoluyla ekoturizmin penceresini aralamak, açmak, büyütmek. Bodrum’un olduğu gibi Türkiye’nin de geleceği betonda, binada değil, sağlıklı, temiz ve üretken bir çevrede.”

Herkes gibi bizden de kocaman bir ‘bravo’.

UĞUR MUMCU OLSA...

Cumhuriyet gazetesi ile özdeşleşmişti.

O bir Cumhuriyet efsanesiydi.

Foça, Dikili, Aliağa, Menemen, Torbalı, Selçuk gibi Ege’deki belediyelerin görkemli, etkili ve nitelikli etkinlikler düzenlediği yıllarda birçok kültür ve sanat festivalinde bir arada olma şansı yakalamıştım.

Mütevazı kahve, kafe ve restoran buluşmalarında toplumsal yaşamla ilgili gözlem ve değerlendirmelerini ne güzel dile getirirdi.

Yeşil yakalılar geliyor

Hayranlıkla dinlerdik.

Panel ve söyleşilerini de.

1992 yılında kısa bir süre de olsa Milliyet yazarlığı da yaptı. Doyulmaz satırlarla...

Türkiye sevdalısı korkusuz bir düşün insanıydı.

Milli mücadele, Kurtuluş Savaşı filmlerinde gözleri dolan bir ‘sakıncalı piyade’.

Gözü dönmüş katillerin ‘Türkiye’yi öksüz bıraktığı’ bir gerçek. Ama... Cenaze törenindeki insan seli sevginin, dayanışma ve saygının en anlamlı göstergesiydi.

Herkese nasip olmaz.

Bugün hayatta olsaydı, eline kalemi alsaydı, eski bir yazısını hatırlatacaktı: “Cemaatlere, tarikatlara giren çocuklar, 30 sene sonra general olacaklar, cumhuriyete karşı ayaklanacaklar.”

Öyle olmadı mı? Bugün çektiğimiz sıkıntılarda 15 Temmuz darbe girişiminin ne büyük etkisi var.

NE OKUYAYIM?

Başka Bir Hayvancılık Mümkün - Tayfun Özkaya - Fatih Özden (Editörler) - Yeni İnsan Yayınevi: Kovid-19 pandemisi özellikle beslenme alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmemizi sağladı. Çin’deki bazı yiyecekler ve yayılan salgınlar tepki çekti. Kitap bu süreçte özellikle endüstriyel hayvancılık sorunlarını ve buna karşı gelişen alternatif yöntemleri ele alıyor.

Yeşil yakalılar geliyor

Sıfır Atık İçin 101 Yol - Kathryn Kellogg - Orenda Kitabevi: Kitabın özü bilinçli tüketim faaliyetleri. Bu anlamda yapılan tasarruf ve çevre adına elde edilen kazanımlar. Keyifli okumalar.