Gündeme farklı bir bakış

Önce grip ve zatürre aşılarıyla başlayacağız, ardından çok yakında piyasaya çıkacağı duyurulan korona aşısını inceleyeceğiz...

Bazı aşılar insanlık adına mutlak bir zaferdir. Mesela çiçek hastalığına karşı geliştirilen aşı ve bu aşının global kampanyası sayesinde çiçek virüsü dünyadan tamamen silindi. Ama kimi aşılar hayat kurtarırken, bazılarının faydaları abartılmış, yan etkileri görmezden gelinmiştir. Örneğin, her sonbahar gündeme gelen grip aşısını ele alalım...

Yakın zamanda grip aşısının Covid-19’a karşı da koruyucu etkisinin olduğu yolunda bir ön çalışma bile yayımlandı. (1) Çalışmayı incelediğimizde, çalışmanın, grip aşısının Covid-19’a karşı koruduğuna dair hiçbir kanıt sunmadığını ve henüz hakem heyetinden geçmeyen bir ön baskı olduğunu görüyoruz. Yani, ispatlanmamış bir iddiayı bize mutlak bilgi gibi sunuyorlar! Grip aşıları, bırakın koronadan korumayı, gripten bile korumaz! Grip virüsü her sene değişir, mutasyona uğrar. Bir sonraki kış virüsün nasıl bir mutasyon geçireceğini kestirmek mümkün olmadığına göre, grip aşıları sadece geçmiş dönemde hastalık yaptığı tespit edilmiş virüslere karşı koruyucudur.

Zatürre aşısı Covid-19’dan korur mu?

Grip salgınından ölenlerin %90’ından fazlası 65 yaş üstü hastalardır ve grip aşısından beklenen en büyük fayda bu yaş grubunu korumasıdır. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin verilerine göre, 65 yaş üstündekilerde grip aşısının koruyuculuğu sadece %9!

Grip aşıları felçlere neden olan Guillain-Barre sendromuna yakalanma riskini artırır.

Bilimsel bir çalışmaya göre, anne adaylarını ağır grip vakalarından korumak için tavsiye edilen bu aşılar düşük yapma riskini artırıyor. (2) Başka bir araştırma ise özellikle hamileliğin ilk üç ayında yapılan grip aşısının doğacak bebekte otizm görülme riskini artırdığı yolunda bulgulara sahip. (3)

Zatürre aşısı, bir bakteri aşısıdır. Zatürreye neden olabilen pnömokok bakterileri üzerinde etkilidir. Yani, bir virüs hastalığına karşı koruyucu olabilmesi mümkün değildir. Pnömokok bakterileri, koronavirüs gibi dışarıdan aldığımız hastalık ajanları değildir. Bu bakteriler, bizim normal ağız boğaz floramızda bulunan faydalı probiyotik bakterilerimizdir. Görevleri, bizi hasta eden zararlı mikroorganizmalara karşı vücudumuzu korumaktır. Ne zaman bağışıklığımız zayıflarsa, o zaman pnömokoklar enfeksiyona sebep olur. Peki, bu bakterileri aşılama yoluyla inaktive edersek ne olacak? O zaman, pnömokokların bizi koruduğu diğer zararlı mikroorganizmalara bağlı enfeksiyonlar artmaz mı? Yani, tedavisi son derece güç, daha önce rastlanmayan başka zatürrelere sebebiyet vermiş olmaz mıyız? Zatürre aşılarıyla ilgili en büyük çekince budur.

Gündeme farklı bir bakış

Peki, ya korona aşısı?

Gördüğünüz üzere grip aşılarıyla ilgili hem pek çok sorun var, hem de koruyuculukları son derece düşük. Ama gelin görün ki milyarlarca dolarlık grip aşısı endüstrisi hızla büyümeye devam ediyor.

Bir grip aşısının geliştirilmesi seneler sürüyor, ancak sıkı denetimlerden geçtikten sonra piyasaya çıkıyorlar. Böyle olduğu halde, bu aşıların yan etkilerinin anlaşılması için üstüne bir o kadar sene daha geçmesi gerekiyor.

Şimdi sıra en çok merak edilen, tüm dünyanın umutla beklediği aşıya, korona aşısına geldi. Öncelikle, tüm dünyaya kök söktüren salgın yüzünden, aşı üretimindeki sıkı denetim mekanizmalarının esnetildiğini belirterek konuya girelim. Bu bile başlı başına tehlike arz eden bir durum.

mRNA teknolojisi

Şu an üzerinde çalışılan, geliştirilme aşamasında olan 180’den fazla koronavirüs aşısı mevcut. Bunlardan 53’ü insanlar üzerinde denenmeye başlandı bile. Biz, yapım aşamasındaki korona aşıları arasında ön plana çıkanlardan birini inceleyeceğiz. Aşı, büyük ilaç devlerinden biriyle Almanya merkezli bir biyoteknoloji şirketinin ortak çalışmasının ürünü. Geçtiğimiz günlerde yapılan açıklamaya göre, aşı %90’ın üzerinde başarı sağlamış ve Faz 3 klinik çalışmaya geçilmişti.  Bu mRNA bazlı bir aşı. Daha önce hiç kullanılmamış yeni bir teknoloji. Önce mRNA aşısı nedir basitçe onu açıklamaya çalışayım: Bu aşıda diğer aşılarda olduğu gibi vücuda güçten düşürülmüş virüs enjekte edilmiyor. Onun yerine, virüsün DNA’sından elde edilen mRNA kullanıyor. Bu molekül vücuda verildiğinde, kolayca bizim hücrelerimizin içine sızarak virüse özgü bir proteinin yapımına koyuluyor. Bu protein de, koronavirüse dikenli görünümünü veren proteinin ta kendisi. Böylece, bağışıklık sistemi virüse maruz kalmadan önce, kendi hücrelerimizin ürettiği virüse özgü bu proteine karşı antikor üretmeye, düşmanı önceden tanımaya başlıyor.

Teoride kusursuz gibi görünseler de, 1990’larda geliştirilen ilk nesil mRNA aşılarla yapılan bazı çalışmalarda, bunların vücuttaki enflamasyonu tetiklediği görüldü. (4, 5) Diğer önemli bir sorun da bağışıklık sisteminin son derece karmaşık bir yapıya sahip olması ve kişiden kişiye farklılıklar göstermesi. Bağışıklık sistemini kandırmaya çalışırken hiç beklemediğiniz bir tepkiyle karşılaşma olasılığı her zaman var.

Cevapsız sorular

Aşı hakkında yapılan açıklamada, araştırmaya katılanların farklı ırklar ve etnik gruplardan olduğu belirtilse de, bu açıklama bize aşının hamileler, bağışıklık sistemi bozuklukları olanlar ve en yaşlı nüfustaki etkisi hakkında herhangi bilgi vermiyor.

Aşının yaşlı nüfustaki koruyuculuğu tam olarak nedir? Bu kişiler hastalığa yakalandığında hastalığın ağır seyretmesini önlemedeki faydası nedir? Aşı olan yaşlı nüfusta koronaya bağlı ölümlerle olmayanların oranı nedir? Aşının koruyuculuğu kaç ay sürecek? Aşı daha önce koronavirüse yakalanmış olanları da koruyor mu? Bu kritik soruların cevapları belirsiz. 43 bin kişinin yer aldığı Faz 3 klinik çalışma temmuz ayında başladı. “Yüzde 90 başarı” iddiasının çıkış noktası ise 43 bin kişinin yer aldığı çalışma değil, öncesinde sadece 95 kişiyle yapılan küçük çaplı araştırma. Bu teknolojinin uzun vadeli etkileri hakkında ise herhangi bir bilgimiz yok. Zaten ilaç şirketi de aşının güvenli olup olmadığı ve etkinliği üzerine daha fazla veri toplanabilmesi için çalışmanın devam etmesi gerektiğini belirtiyor. (6)

Ve daha cevaplanması gereken onca soru varken, ilaç şirketi milyonlarca doz aşı için sipariş aldı bile!

Tabii ki aşı geliştirme çabaları son derece önemli. Ancak, koruyuculuğu ve güvenilirliği hakkında hiçbir sağlam bilimsel veri olmayan aşı denemeleri hakkında bu kadar iddialı davranmak, bilimsel yaklaşımla bağdaşmaz. Bu durumu olsa olsa ticari yaklaşım olarak nitelendirebiliriz.

İnsanoğlu, bugüne kadar yaşanan tüm salgınlardan bağışıklık sistemi sayesinde kurtuldu. Tarihte görülen hiçbir viral pandemiyi aşılar sonlandırmadı. Bu salgını da yeneceğiz, merak etmeyin. Bağışıklık sistemimiz her türlü hastalığı tedavi edebilme yeteneğine sahip. Covid-19’dan değil, bağışıklık sisteminizin zayıflamasından korkun.

1 https://www.scientificamerican.com/article/a-flu-shot-might-reduce-coronavirus-infections-early-research-suggests/

2 “Association of spontaneous abortion with receipt of inactivated influenza vaccine containing H1N1pdm09 in 2010-11 and 2011-12.” Donahue JG, Vaccine. 2017 Sep 25;35(40):5314-5322. doi: 10.1016/j.vaccine.2017.06.069.

3 “Influenza Vaccination in the First Trimester of Pregnancy and Risk of Autism Spectrum Disorder” Hooker, Hooker, Donzelli, Zerbo. JAMA Pediatr 2017;171:600)

4 “Preclinical and clinical demonstration of immunogenicity by mRNA vaccines against H10N8 and H7N9 influenza viruses. Bahl, K. et alMol. Ther. 25, 13161327 (2017). 

5 “Safety and immunogenicity of a mRNA rabies vaccine in healthy adults: an open-label, non-randomised, prospective, first-in-human phase 1 clinical trial.”  Alberer, M. et al. Lancet 390, 15111520 (2017).

6 https://www.nbcnews.com/science/science-news/what-mrna-how-pfizer-moderna-tapped-new-tech-make-coronavirus-n1248054