Vücudumuzdaki plastikler | Aranızda kredi kartını yiyen var mı?

Eminim başlığı görünce çok şaşırdınız. “İnsan vücudunda plastiğin ne işi var?” diye düşünmüş olmalısınız, “Hem kim kredi kartını yer ki?”

Vücudumuzdaki plastikler | Aranızda kredi kartını yiyen var mı


Bilim insanları, bağışlanan insan kadavralarına yaptıkları otopsilerde, ana filtreleme organları olan akciğer, karaciğer, böbrek ve dalaklarda mikro plastik parçaları buldular (1). Arizona Eyalet Üniversitesi’nden Rolf Halden, baktıkları tüm organlarda plastik parçaları tespit ettiklerini söyledi.

Plastiklerdeki kimyasalların diyabetten obeziteye, cinsel işlev bozukluğundan kısırlığa kadar çok çeşitli sağlık etkilerine sahip olabileceği düşünülüyor. Aynı zamanda, bu plastik parçacıklar potansiyel kanserojen olarak da kabul ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen “Plastik Kirliliği Koalisyonu” adlı kuruluşun yöneticisi olan Dianna Cohen, bir insanın haftada 5 gram kadar plastik yediğinin çeşitli araştırmalarla gösterildiğini söylüyor (2). 5 gram plastik, yaklaşık olarak bir kredi kartı büyüklüğü demek. Yani, kredi kartı yemek kavramını, mecazi olarak kullanmıyoruz. Haftada 5 gram, senede 250 gramdan fazla plastik demek. Öğünlerinizde plastik var!

Halden ve arkadaşlarının çalışmasında, Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklarla ilgili çalışmalar için sağlanan donörlerden alınan 47 doku örneği incelendi. Araştırmacılar, sindirim sisteminden kan dolaşımına geçebilecek boyuttaki mikro plastikleri arıyorlardı. İleri teknoloji kullanılarak çapı 1 mikrondan büyük olan tüm parçacıkları taradılar. Karşılaştırma için yazalım, insan saçının kalınlığı 50 mikrondur. Araştırmacılar, çalışmalarını genişleterek bir tür kirlilik haritası oluşturmayı hedefliyorlar.

Peki, bu plastik parçacıklarını nereden alıyoruz? İçtiğimiz su, şişelenmiş su, hatta soluduğumuz havada bile plastik parçacıkları var. Özellikle de, plastik kirliliğinin dünyada ne boyutlar vardığı düşünülünce, durumun ne kadar vahim olduğu bir kez daha açığa çıkıyor. Doğaya kontrolsüz şekilde salınan plastikler parçalanarak mikroplastik halinde suyumuza, havamıza, yiyeceklerimize karışıyor ve bizi zehirliyor.

Aynı şekilde sadece topraklarımızı değil, denizlerimizi de kirletiyoruz. Exeter Üniversitesi’nin ağustos ayında yayımladığı bir çalışmada, 5 farklı deniz ürününde plastik parçacıkları bulundu: Karides, yengeç, kalamar, istiridye ve bizim toplumca çok sevdiğimiz sardalya!

Şimdi anladınız mı, neden marketlerde plastik poşet kullanmamanız gerektiğini? Plastik şişelerin, plastik gıda ambalajlarının ne kadar tehlikeli olduğunu? Mümkün olduğu kadar plastiklerden kaçının. Hele tek kullanımlık olanlarını mecbur kalmadıkça kullanmayın. Gereksiz yere kullandığınız her plastik, doğaya atılınca parçalanacak ve sularınızın, gıdalarınızın içinde çocuklarınıza, torunlarınıza, size geri dönecek.

Zehirli ağır metal

Günümüz insanının hayatında maruz kaldığı zehirler, tabii ki sadece plastikler değil. Ağır metal zehirlenmeleri adını verdiğimiz toksikasyonlar, artık toplumun tamamını tehdit eder hale geldi. 

Geçmişte sadece ağır sanayide çalışanlar için risk teşkil eden ağır metal zehirlenmeleri, günümüzde dünyada yaşayan herkes için bir tehdit haline geldi. Gerek sanayinin yarattığı çevre kirliliği, gerek denizlerdeki kirlilik, gerekse tarım ilaçlarının kontrolsüz kullanımı, kırsalda yaşayan insanlarda bile ağır metal zehirlenmesi yapabiliyor.

Kronik ağır metal zehirlenmeleri, baş ağrısı, sebebi bulunamayan eklem ağrıları, kas güçsüzlüğü, zihinsel problemler, unutkanlık, beyin sisi, depresyon ve çeşitli nörolojik tablolarla karşımıza çıkabilir. MS ve ALS gibi hastalıkları taklit edebilir. Spesifik bir belirti görülmez. Bu nedenle, nörolojik problemi olan, otoimmün hastalığı olan ve/veya tanısı açıkça konulamamış her hastada ağır metal zehirlenmesi olup olmadığına bakılmalıdır.

Ağır metal zehirlenmelerine çeşitli yöntemlerle bakılabilir. Günümüzde dünyada en yaygın olarak kullanılan yöntem, kanda miktar tayinidir. 30’un üzerinde zehirlenmeye yol açabilecek ağır metale kanda bakmak mümkündür. Fakat maalesef bu testler ülkemizde yapılamamaktadır. Hastalarımızın ağır metal testlerini yurt dışında yaptırmak zorunda kalıyoruz.

Ağır metal zehirlenmeleri, Fitoterapi uygulamaları ile başarılı şekilde tedavi edilebilir. Konunun uzmanı bir hekim, sorunu kolaylıkla çözecektir.

Nasıl korunabiliriz?

Gerek plastiklerden, gerekse ağır metal zehirlenmelerinden korunmanın ilk yolu, beslenmeyi düzenlemek.

Ne yiyip içtiğinize dikkat etmelisiniz, markette önünüze sunulana razı olmamalısınız. İşlenmiş gıdalardan, pakete girmiş tüm yiyeceklerden uzak durmalısınız. Gıdanın kökenini araştırmalısınız. Hibrit tohumla üretilmiş her tarım ürünü tarım ilacı vasıtasıyla yetiştirilir. Tarım ilaçlarından uzak, yerli tohumla üretilmiş sebze meyve arayın.

Altın öneriler

Tüm dikkatinize rağmen vücudunuzda birikmesi muhtemel olan toksik maddelerin atılmasını sağlamak için size 7 altın öneri:

Bol lifli beslenin. Bitkisel lifler sindirimi düzenler ve detoksu kolaylaştırır.

Glutatyon, vücudumuzdaki en önemli detoks ajanıdır. Glutatyon seviyenizi artırmak için bol bol bamya, avokado ve tahin tüketin.

Glutatyonun yapımı için gereken temel madde sülfürdür. Sülfür kaynağı sarımsak ve soğanı her öğününüze ekleyin: Ama çiğ olarak!

Probiyotik olmadan detoks olmaz. Ev yoğurdu, ev sirkesi, ev turşusu ve kefirden zengin beslenin.

Kişniş ve zerdeçal, ağır metalleri vücuttan atarlar. Her gün bolca kullanın.

D vitamini detoks için elzemdir. D vitamini seviyenizi 100’ün üzerine çıkarın.

Egzersiz olmadan toksinler vücuttan atılamaz. Sağlıklı detoks için her gün 1 saat yürüyün, imkânınız varsa haftada 2 ya da 3 gün pilates veya yoga tarzı sporlar yapın.

1 -Rolf Halden, PhD, director, Arizona State University Biodesign Center for Environmental Health Engineering, Tempe, Ariz.
2 - Dianna Cohen, CEO, nonprofit Plastic Pollution Coalition, Washington, D.C.; American Chemical Society virtual annual meeting, Aug. 17, 2020