Bugün On dokuz Mayıs

Bugün On dokuz Mayıs

Bugün On dokuz Mayıs,

Mayısın ondokuzu!

Sen ey Türk ülkemizin geleceği,

Ulusumuzun gözbebeği,

Sen ey demir parmaklıklarda barfiks yapan,

Ranzalarda parende atan

Sportmen ve kahraman Türk Gençliği,

Önünde senin bütün Kilitbahirler açık,

Ama her zaman Samsun’a çıkılmaz a,

Bu sabah da avluda volta atmaya çık!

Can Yücel ülkemizde gençliğin hapislere tıkıldığı, işkence tezgahlarından geçirildiği bir dönemi yukarıdaki dizelerle hicvetmişti. Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlik, ilerleyen yıllarda egemenler tarafından büyük bir tehdit olarak görüldü. Bugün gençliğe yönelik baskının araçları değişmiş olsa da gençlerin kendi hayatları üzerinde iktidar sahibi olamayacağını düşünen zihniyet ve uygulamalar sürüyor.

19 Mayıs hem Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı olduğu hem de Atatürk tarafından kendi doğum günü olarak önerildiği için ulusumuz için çok önemlidir. Bu önemli günde gençlerimizin karşı karşıya bulunduğu meseleler üzerine düşünmek ise hepimizin görevi.

Genç nüfus avantajı

Türkiye’de 15-24 yaş arası gençlerin nüfusu 12 milyon 955 bindir. 25-35 yaş arası gençlerin sayısı ise 12 milyon 730 bindir. Yani 15-24 yaş nüfusun toplam nüfusa oranı yaklaşık yüzde 15,6 iken 15-35 yaş arası gençlerin toplam nüfusa oranın yüzde 30,8’dir. Ülkemizde medyan (ortanca) yaşın 32,4 olduğunu düşünülürse nüfusun neredeyse yarısının çocuk ve gençlerden oluştuğu görülür. Bu genç nüfus Türkiye’nin en büyük gücü ve zenginliğidir.

Öncelikle Türkiye bu dinamik gücünün farkına varmalı ve buna göre eğitim ve istihdam politikaları geliştirmelidir. Mevcut eğitim ve istihdam politikaları ile ne gençlerin ne de Türkiye’nin geleceğe umutla ve güvenle bakabilmesi mümkündür. Gençlerimiz gelecek kaygısı, işsizlik korkusu, maddi olanaksızlıklar, tek tipleştirilmiş ve tek adamın insafına terk edilmiş eğitim sistemi, eğitime erişimde karşılaşılan eşitsizlikler, toplum baskısı gibi sorunlar yetmezmiş gibi  bir de siyasi otoritenin baskıcı politikaları ile karşı karşıya.

Pandemi ve gelecek

Gençler, salgın tedbirleri kapsamında da görmezden gelinmiş, iktidarın açıkladığı ekonomik paketlerden yararlanamamıştır. Salgın sonrası dönemde tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de işsizliğin artacağını düşünürsek bundan en çok gençlerimizin etkileneceğini öngörmek çok da zor değildir.

Gençlerin geleceğe umutla bakabilmesi ancak istihdam, eğitim, katılım gibi meselelerde ciddi iyileşmelerin sağlanmasıyla mümkündür. Ancak iktidarın politikaları bu meseleleri ciddiyetle ele almaktan uzaktır. Sorunlara köklü çözümler getirmek yerine günü kurtarmaya dönük tedbirler ön plandadır. Bunun yanında gençler kendi hayatları üzerinde iktidar sahibi aktif özneler olarak değerlendirilmemekte, tam tersine “koruyup kollama” iddiasıyla gençlerin gelişimi engellenmektedir. Gençlerin eğitim ve iş hayatında sürekli gelişmesi perspektifinin yerini gençlerin “eve kapatılması” ve “itaate zorlanması” anlayışı almıştır. Gençlerin toplumdan ve dünyadan izole olmalarına sebep olan bu politikaların geçerliliğinin olmadığı birçok araştırmada ortaya konulmuştur. Ayrıca gençlerin bu politikalardan hoşnut olmadığı da özellikle son yerel seçimlerde açıkça görülmüştür.

Gençler olmazsa olmaz

Buradan hareketle, yeni döneme ilişkin politikaları belirlemek, karar alma süreçlerine gençleri de dahil etmek temel anlayış olmalıdır. Gençleri edilgen bir şekilde karar süreçlerinin dışında tutmak dijital çağın gerçekleri ile örtüşmemektedir. Çünkü tüm dünyada gençlik politikalarının oluşumunda temel yönelim değişmiştir. Siyasilerin kendi önceliklerine göre kararlar alıp, politikalar oluşturması ve bu politikaları hayata geçirmesi gençlik politikaları alanında artık terk edilmiştir. Ancak ülkemizde iktidar partisi bu anlayıştan hâlâ uzaktır. Ülkemiz için öncelikle gençlerin toplumsal konularda bir sorun değil, sorunların çözümlerinde bir aktör olabilecekleri yönünde bir zihniyet değişikliği gereklidir. Çünkü küresel salgın sonrası yeni dünya düzeni tartışmaları devam ediyor ve bu gelişmeler gençlerin sorunlarını da doğrudan etkileyecek. Gençlerin işsizlik, eğitim, sosyal dışlanma ve katılım gibi kendilerinden değil iktidarların politikalarından kaynaklanan sorunlarını bu tartışmaların dışında tutmak meseleleri halının altına süpürmek anlamına gelecektir.

Çünkü gençlerine sahip çıkan, sorunlarını çözen, gençlerini fırsat eşitliği içinde kaliteli eğitimle donatan, sosyal sigorta güvencesi ile sarmalayan, beceri ve yaratıcılıklarını sergileyebilecekleri   onlara bir özgür düşünce ortamını sağlayan toplumlar, devletler salgın sonrası yeni dünya düzeninde daha sağlam bir yer tutacaktır.