Kabulünün 83. yılında Türk laikliği

Henüz ilk çeyreğinde bulunduğumuz 21. yüzyılda ve sonrasında laiklik, çağdaş ve modern her devletin olmazsa olmaz esaslarından biri olacak ve hiç şüphesiz bu böyle devam edecektir. Çünkü laiklik yaşadığımız bu çağdan itibaren çoğulcu demokratik bir toplumda barış ve huzuru sağlamanın alternatifsiz bir aracı olacaktır.

Kabulünün 83. yılında Türk laikliği

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün kişisel inisiyatifiyle 5 Şubat 1937’de laikliği kabul ederek çağdaşlığın temel bir gereğini çok zaman kaybetmeden yerine getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, laik bir devlet olmasının üzerinden içinde bulunduğumuz 2020’de 83 yılı geride bırakmış bulunuyor. Bu, Türkiye’yi dünyada laikliği kabul etmiş ilk Müslüman ülke yaptığı gibi, dünya genelinde de onu laikliği ilk benimseyen ülkeler arasına katmıştır.

Uzlaşma sağlandı

Laikliğin, “Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması; devletin toplumu dünyevî (seküler) ve rasyonel yasalarla yönetmesi; toplumu oluşturan her bireyin vicdan, din, inanç ve kanaat özgürlüğüne sahip olması; kimsenin kimseye din ve dindarlık dayatmaması” şeklindeki tanımına ve anlaşılmasına artık Türkiye’de aklı başında hiçbir kimsenin ve hiçbir kesimin itirazı yoktur. Devletin bu anlamda laik oluşu genel kabul görmüş, üzerinde yüksek oranlı bir uzlaşma sağlanmıştır. Bütün kamuoyu yoklamaları bunun tanığıdır. Bu, Müslüman Türk laikliğinin önemli bir başarısıdır.

Türkiye’de laiklik kabulünden sonraki onlarca yıl sancılı bir uygulama süreci geçirmiş; bu esas Türk toplumunu softalığın, tarikatların, cemaatlerin etki alanı olmaktan büyük ölçüde korurken; siyasetle, din devleti kurma çabasıyla falan hiç ilgisi olmayan kendi halindeki samimi Müslümanlara da ciddi mağduriyetler yaşatmıştır. Laiklik adına laikliğin hedefinde olmayan alanlara ve davranışlara müdahale edilmiştir.

Polemikler yaşandı

İnsanların kılık kıyafeti bile laiklik adına tanzim edilmek istenmiştir. Laikliğe hiçbir ülkede yüklenmeyen bir misyon yüklenmiştir. Bu yüzden Türk laikliği; onu çok önemseyen, modern bir toplum için olmazsa olmaz kabul eden bazı aydınlar tarafından bile jakoben/dayatmacı olmakla suçlanmıştır.

Bu anlamdaki uygulamaları sebebiyle Türkiye’de laiklik üzerinde çok tartışılmış; bilhassa politikacılar ve aydınlar arasında çok büyük polemikler yaşanmıştır. Türkiye laiklik tartışmalarında herhalde Fransa’dan sonra en çok zaman ve entelektüel enerji harcamış ülkedir. Yakınlarda vefat etmiş olan tanınmış tarihçi Prof. Kemal Karpat, laiklik tartışmalarının tavan yaptığı 1990’lardan 2000’lere geçiş yıllarında çok haklı olarak şu tespiti yapmıştı: “Türkiye, entelektüel enerjisinin yüzde yetmiş beşini laiklik tartışmalarında harcıyor.”

 Ülkemizde laiklik üzerine yaklaşık üççeyrek yüzyıldır yüzlerce kitap, binlerce makale yazılmış; birçok inceleme, araştırma ve anket yapılmış; sayısız konferans ve seminer verilmiştir. Türkiye, laiklik üzerine yazılmış kitap, gazete, dergi gibi basılı malzemeden oluşan en büyük külliyata sahip ülkelerden biridir.

Laikliğin, sözünü ettiğimiz sorunlu uygulamalarına rağmen çok büyük yararları olmuş; Türkiye’yi diğer bütün Müslüman ülkelerden daha ileri, daha çağdaş bir noktaya taşımıştır. Kızlarımız, kadınlarımız başka Müslüman ülkelerde bugün bile hayal olan hak ve özgürlüklere kavuşmuş, erkeklerle eşit bir şekilde her alanda eğitim ve öğretim görebilmiş, kamusal alanın her dalında görev alabilmiştir. Laiklik sayesinde din sömürüsü büyük ölçüde önlenmiş; tarikatların, cemaatlerin toplumun bütünü üzerinde egemenlik kurması engellenmiştir.  

Yükselen değer

Laiklik Türkiye’de kimilerince ya kasıtlı olarak, ya da cehaletten ötürü dinsizlik olarak görülmüş ve gösterilmek istenmiştir. Gerçek ise, laikliğin dinsizlikle hiçbir ilgisinin olmadığıdır.  Laiklik, din ve inanç özgürlüğü  olduğu  kadar inancın dışavurumu ve yaşanması olan dindarlığın da güvencesidir. Bu sistemde isteyen  istediği  kadar dindar olabilir. Sadece devlet laik olur, vatandaş laik olmaz düşüncesi  de  yanlıştır. Birey ve vatandaş da hem laik hem  de  dindar olabilir. Laiklik dindarlığa, dindarlık laikliğe engel değildir.

İlk çeyreğini bitirmek üzere olduğumuz 21. yüzyılda, yönettiği topluma barış ve huzur getirmek isteyen hiçbir devlet laiklik olmadan bunu başaramayacaktır. Her devlet laikliği benimseyip uygulamak zorunda kalacaktır. Bu yüzden 21. yüzyılda ve sonrasında tek yükselen değer laiklik olacaktır.