Mescid-i Aksa’ya İsrail saldırısı

Hikmet Sami TÜRK / Adalet eski Bakanı - İsrail polisinin 7 Mayıs gecesi Kudüs’te Mescid-i Aksa’ya yaptığı baskında 200 Filistinli Müslüman yaralandı.

Sözcük anlamıyla Mekke’ye göre ‘en uzaktaki cami’ anlamına gelen Mescid-i Aksa, VI. yüzyılda  Bizans İmparatoru I. İustinanos tarafından Kudüs’te bazilika olarak yaptırılan, şehri 638’de fetheden ikinci  halife Hz. Ömer tarafından camiye dönüştürülen, VIII. yüzyılın başlarında Emevî halifesi I. Velid tarafından büyük bir onarımla yenilenen, iki kez depremden zarar gören, Abbasîler ve Fatımîler tarafından onarılan, XI. yüzyılda Haçlıların eline geçince saray hâline getirilen, 1187’de şehri geri alan Salâhaddin Eyyübî  tarafından yenilenerek, mozaiklerle bezenerek ve mihrabı mermerle kaplanarak tekrar camiye dönüştürülen, Memlûkler zamanında çeşitli onarımlar gören, Osmanlı İmparatorluğu döneminde bazı onarımlarla cami olarak kullanılmaya devam eden, 1923’te Türkiye’den gönderilen Mimar Kemaleddin Bey tarafından onarılan bir camidir.

Mescid-i Aksa İslâm dünyası için büyük önem taşıyan bir camidir. İlk kıble, Mescid-i Aksa yönündeydi. Peygamber Hz. Muhammed, Mekke’de iken, hatta Medine’ye göç ettikten sonra bir süre daha namazlarını Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya dönerek kılardı. Bu durum, 624’te Hicret’in ikinci yılı Recep veya Şaban ayında bir  öğle veya ikindi namazında kıblenin Kâbe’de bulunan ‘Mescid-i Haram’ yönünde olduğunu bildiren Bakara Suresinin 144. ayeti gelinceye kadar devam etti.   

Ancak bu değişiklik, Mescid-i Aksa’nın İslâm dünyası için taşıdığı önemi azaltmamıştır. O nedenle İsrail polisinin dün gece (7 Mayıs 2021) yatsı ve teravi namazı sırasında Mescid-i Aksa’yı basarak 200 Filistinli Müslümanın yaralanmasına yol açması, bütün dünyada haklı bir  tepkiyle karşılanmıştır. Her zaman İsrail’i destekleyen ABD Dışişleri Bakanlığı bile kaygılarını açıklamıştır. Devlet terörü niteliği taşıyan bu baskın başka bir camiye yapılsa da kınanırdı. Çünkü bu baskınla insanların kamu düzeni kurallarına uyarak, dinî inançları gereğince ibadet yapmaları engellenmiş, din ve ibadet özgürlükleri çiğnenmiştir. Olayın aynı gün Kudüs’ün İsrail işgali altındaki bir mahallesinde oturan Filistinli Müslümanların buradan çıkarılmak istenmesiyle başlaması, konunun ayrı bir boyutudur.

Arap devletlerinin 1947’de kurulan İsrail’i yeni yeni tanımaya başladıkları bir dönemde, İsrail’de yeni bir hükümet kurma çalışmalarının devam ettiği bir sırada meydana gelen bu olayların sorumluları yargılanmalı, gerekirse dava Uluslararası Ceza Divanı’na taşınmalıdır. Bu işin hukukî boyutu. 

İsrail’in Mescid-i Aksa baskını gibi başka olaylarda da benzer örnekleri bulunan, Filistinli Müslümanlara hak tanımayan uzlaşmaz tutumu, kangren hâline gelen Kudüs sorununa iki devletli bir çözüm bulunmasını da engellemektedir. Bu durum devam ettikçe, İsrail tutumunu değiştirmedikçe bölgeyi etkileyen yansımalarıyla Ortadoğu’da barışın sağlanması olanaksızdır.

Mescid-i Aksa’ya İsrail saldırısı