Taşlar bağlı, kurtlar serbest!

Bize gülüyorlardır diye düşünüyorum. Siyah takım elbiseleriyle, arkalarında Bozkurt desenli halılar, şöminelerinin önünde, ellerinde altın tespihler, plazma ekranlarından bizleri dinlerken yağlı yağlı gülüyorlardır. Adaletten ve vicdandan bahseden bizler, onlara cılız muhallebi çocukları gibi geliyoruzdur. Memleketi, bizim hiç bilemeyeceğimiz gizli inlerde idare eden "kurtlar", bizim çıt kırıldım apartman çocukları olduğumuzu düşünüp kıs kıs gülüyorlardır. Ülkücü efsane Mehmet Ali Ağca, siyah Mercedes'le "tam bağımsız" hayatına giderken zafer çığlıkları atıyorlardır. Bu ülkenin düşünen insanlarına karşı işlenen her suçta, suçlular tarafından kanlı bir zafer flaması gibi sallandıkça anlamı bozulan Türk bayrağı eşliğinde, cezaevi kapısında karşılandığında Ağca, hakikaten vicdanınız sızladı mı? Vicdanlarının sızladığını söyleyenlerin ülkeleri ve halkları adına hakikaten derinden ve samimiyetle duydukları bir sızı mıdır bu? Bütün gazeteler Ağca'nın salıverilmesini bildikleri en sert sözcüklerle kınarken, söylememek elde değil, diğer yandan Ağca'yı ve benzerlerini besleyen, büyüten bir dünyayı yücelten, mitleştiren "Kurtlar Sofrası"nı, kurtların Sharon Stone'u nasıl öptüğünü bayıla bayıla anlatmıyorlar mıydı aynı sayfalarda? Ağca'yı ayıplayan televizyonlar değil mi o "kurtları" çoğalta çoğalta her gün yeniden gösterip, Ağca'nın geldiği dünyanın ne şahane olduğunu söyleyenler? Eksik anlaşılmasın, bir diziden söz etmiyorum sadece. Yüksek ve karanlık siyasi muhitlerde devlet adına suç işlemeyi iftihar vesilesi sayanlardan, parti başkanlıklarına yükselen gerçek "kurtlardan", bu insanların ellerini öpenlerden de bahsediyorum. Aniden vicdan Cengiz Han filmini gösteriyor TRT. Han, şuraları ona veriyor, buralarının yönetimini bir diğerine. Ve ekliyor:"Her beyimin dokuz suçu cezasızdır!"Başlangıçtan beri böyleydi demek ki "kurtlar". Devletin hikmetine mazhar olanlara dokuz suç işleme hakkı veriliyordu. Peki, halkın malvarlıkları üzerinde tepinip "Devlet küçülsün" diyenler acaba devletin neresinden bahsediyorlardı? Bunca küçülürken Türkiye'de devlet, düşünen insanların kafasına kurşun sıkan "derin devlet" kısmının küçültülmesini istemeye kim cesaret edebildi? Yoksa mülkün, zenginliğin ve adaletin eşitsiz dağılımını dert ederek düşünen insanları susturmak için bu "derin beyler" hep gerekli miydi? Küçülen devletin "derin karnının" hep daha fazla şişiyor olması yoksa efendilerin işine mi geliyordu? Böyle olmasa, biz vicdandan söz ederken gülen o kurtlar, o plazma ekranları alacak, şömineleri yakacak parayı nereden bulacaktı? Dokuz suç Vicdanımızda sızlayacak yer kaldı mı? On altı yaşındaki çocukları idam edenler, tecavüzcüler, trafik katilleri, çürük binaları bebeklerin üzerine çökerten müteahhitler aramızdayken Ağca'nın da onlara eklenmesi ne kadar sarsar bizi? Nükhet İpekçi şöyle yazdı Milliyet'e mektubunda:"Bugün eğer yüzlerce kişi katillerle birlikte yaşamak istemediğini söyleme ihtiyacı duymuyorsa, bu tahliye işleminin, onun ardındaki çalışmaların nedenlerini öğrenmek istemiyorsa, benim sözlerimin hiçbir anlamı olmayacağını düşünüyorum."Ben de bu yazıları yazarken, dokuz suç hakkıyla ve TV dizisi kahramanlığıyla ödüllendirilmiş efendilerin sırıtışlarını düşünüyorum. Ancak hep birlikte bir şey yaparsak o sırıtışların o bet yüzlerde çürüyeceğine, kurtların kuyruklarını kıstırıp kaçacaklarına... İnanıyorum. İnanmazsam vicdanım ve yazmak için sebebimin kalmayacağını biliyorum. ecetem@hotmail.com Mektup